30 Aralık 2015

En son diktiklerimi paylaşmadan yıl bitmemeli :)

Son 2 hafta sanki Christmas tatili bizim eve geldide gitmiyor gibi bir hava içindeyim. Bende bir tembellik  var ki sormayın gitsin. Her gün uyandığımda, kesip bıraktığım kumaşlar ile göz göze geliyoruz. Hiç görmemiş gibi sıvışıyorum odadan :) Aralık ayında dikip resimlerini paylaşmadığım güzellikler de yok değil. Tatattaataammm İşte yeni ve minnak nachnuch çantaları.  Şimdilik bir kısmını paylaşayım. Diğerlerini de ara ara paylaşırım :):)












Paylaş:

2015 yılından geriye kalanlar


Bir yıl daha bitti gitti. Benim için çok hareketli bir yıldı.
Bakalım bir yılda neler yaşamışım.
Ocak ayında;
Rutin hayatımı iki satırla sonlandırdığım günler dün gibi. Zaman ne kadar hızlı geçiyor.
Ocak ayı blog yazım burada.

Şubat ayında,
Görmeyi çok istediğim bir şehri ziyaret etme fırsatı buldum. Roma'yı hiç bir zaman unutmayacağım.
Romaya ait yazım burada.

Mart ayında;
Mart benim için oldukça yoğundu. Artık İstanbul'da ki son günlerimi geçiriyordum. O yoğunlukta bloğuma hiç bir şey yazmadığımı şimdi eski yazılarımı okurken fark ettim :)

Nisan ayında;
İstanbul'u askıya alıp Krakow hayatına merhaba demenin şaşkınlığı içinde geçti.
Krakow'un ilk günlerine ait yazım burada.

Mayıs ayında;
Alışmaya başlamışım Krakow'a yazılarım bunun bir ispatı. Baharın gelmesi ile daha fazla gezmeye tozmaya başlamışım. İngilizce ile ilgili dert yanmayı yine ihmal etmemişim.
Baharın gelişiyle ilgili yazım burada.

Haziran ayında;
Krakow'da ilk kez resmi bir iş için koşuşturdum. Oturum izni için ilk adımları attık. Havaların ısınması ile birlikte kısa bir Wroclaw gezisi yapmayıda ihmal etmedik.
İşte o macera ile ilgili yazdıklarım burada.
Wroclaw gezim hakkındaki yazım burada.

Temmuz ayında;
Bol bol dikiş dikmişim bunu fark ettim. Nachnuch çantalarını paylaştığım bir çok yazı var blogumda. Polonyadaki ilk pikniğinizi yapmışız. Arkadaşlarla çok güzel vakit geçirmişiz.
Bu arada Temmuzu ayının bendeki yeri farklı. Ben Temmuz ayında doğmuşum.
Piknik hakkındaki yazım burada.
Doğum günüme ait yazım burada.

Ağustos ayında;
 Türkiye'ye gitme telaşı içinde geçti. Türkiye tatilinin öncesi Prag ziyaret ettim. Prag gerçekten görmeyi istediğim şehirler arasındaydı. Listeden bir şehir daha eksiltmiş oldum :)
Prag hakkındaki yazım burada. 

Eylül ayında;
Eylül sanırım bu yıl içinde geçirdiğim en hareketli aydı. Bol bol gezdim. Arkadaşlarımla hasret giderdim. veeee yıllardır istediğim dövme yaptırma maceramı sonlandırdım.
İzmir gezim hakkındaki yazım burada.
Dövem yaptırma maceram burada.

Ekim ayında;
Yetmedi gezmeler tozmalar bana. Ekim ayında da soluğu Zürih'te aldım.
Zürih ile ilgili yazım burada.

Kasım ayında;
Yeniden valiz topla Yasemin modundaydım.Krakow günlerine yeniden merhaba dedim. Christmas ruhu içinde güzel bir Kasım ayınıda geride bıraktık.
Christman hazırlıkları ilgili yazım burada
Yılbaşı hazırlıkları 


İşte benim için 2015 yılının kısa bir özeti. Blog yazmanın en güzel yanı bu. Herşeyi hatırlayabileceğin harika bir arşive sahip oluyorsunuz.
Aralık ayı için birşeyler yazmak içimden gelmiyor.
Aralık ayını sevmem ben. Hiçbirşeyin sonunu sevmediğim içindir belki. En büyük kaybımı bu ay içinde verdiğim içindir belki.
Belki belki belki.

Umarım ki 2015 yılı sizin içinde dolu dolu ve güzel geçmiştir.

Bu yılda beni yalnız bırakmayan , yazılarımı sabırla okuyan ve güzel yorumlarını eksik etmeyen blogger arkadaşlarıma sonsuz teşekkürler.

Yeni yıl size tüm güzellikleri ile gelir umarım. Sevgiler.


Paylaş:

28 Aralık 2015

Yılın son günleri

Bugün bloguma birşeyler yazmak için geldim. Hatırlamıyorum kaç kez ilk cümleyi yazıp sildiğimi.
Ne yazacağım hakkıda bir fikrim yok. Lakin içimdeki ses yaz birşeyler diye dürtüp duruyor. Geçen hafta Christmas kutlamaları tüm coşkusuyla yapıldı ve bitti. Ayın 25 'de heryerde bir bayram havası vardı. İşin en çok keyif alanları hiç şüphesiz ki yine çocuklardı. Tüm aileler çoluk çocuk kiliseler koştular. Kiliselerin bahçelerinde törenler düzenlendi. Şarkılar söyledi. Sokaklarda gezinirken ilk defa noel ruhunu bu kadar çok hissettim. 
Bu robotlar ile ne zamandır bir poz vermeyi düşünüyordum. Sokağı boş bulunca el ele poz verdik.

Dün ise facebook gruplarından tanıştığım bir leh kızla kahve içmeye gittim. Giderken oldukça heyecanlıydım. İngilizce ile kendimi ifade edebilecekmiyimin kaygısı taşırken, herşey beklediğimden daha iyi gitti. Kahvelerimizi yudumlarken sohbet ettik. Birbirimizi tanımaya çalıştık. Sonlara doğru espiriler yapıp güldük bile.Bu benim için oldukça önemli. Çünkü ben anadilimi konuşurken oldukça sempatik bir kızım. ( arkadaşlarımın ve benimle tanışanların benim hakkımda vardığı genellemeden yola çıkıp yazdım. ) Fakat İngilizce versiyonum biraz aptal geliyor kendime.Yavaş yavaş açılmaya başladığımı fark ettim.Yakın zamanda  İngilizcede de Yasemin olmayı başarabileceğim gibi duruyor.
Son günlerde düzenli bir şekilde aksatmadan ingilizce çalışıyorum. Birde eski notlarımı diğer bloguma yazıyorum. Devamlı cümle pratiği yapıyorum. Oldukça işe yaradığına bu buluşma sayesinde kanaat getirdim. Artık daha az heyecan, daha fazla cümle. Sanırım doğru yoldayım :)) 

Paylaş:

22 Aralık 2015

Alışveriş zamanı

Buralarda tatil havası iyice kendini göstermeye başladı. Marketler 2-3 gün boyunca kapalı olacak. Ben de bu arada alışveriş yapıyorum ki, buzdolabı boş kalmasın. Evimizin yakınlarında büyük bir market olduğu için şanslıyım. Her gün ihtiyacım olanları alabiliyorum. Toplu alışveriş yapta kurtul demeyin sakın. Mutfakta onları koyacak yer yok ki. Şimdi evin hakkını da yememek lazım. Bir çok eve göre oldukça geniş bizim evimiz. Bu senede burdayız. Kontrantımızı yeniledik. Ev bulma ve taşınma telaşımız olmayacak.
Daha önce dubleks evde oturan biri olarak söyleyebilirim ki , küçük bir evde yaşamanın artıları oldukça fazla.
- Günlük temizliği hemencecik bitiyor.
- Dip köşe temizliği için öyle günlerce vakit ayırmaya gerek kalmıyor.
- Fazla yeriniz olmadığından eve hiç bir şeyler alıp doldurmak için çaba sarfetmiyorsunuz. ( bizim gibi eşyalı bir evde oturuyorsanız , taşınırken yük edecek şeyleri almaktan tamamen çekiniyor insan )
-Elinize geçen herşeyi atacağınız bir odanız olmadığından, her zaman derli toplu olabiliyor.
- Kışın çok çabuk ısınıyor. ( Bizim için önemli olan konulardan biri. Kış ayları burda oldukça sert geçiyor.)
 Bunun dışında dert yandığım bir iki konu var tabii.
-Amerikan mutfak olduğu için yemek piştiğinde her yere kokusu yayılıyor.
- Bir dikiş odam olmadığı için her gün kumaşları yayıp topluyorum. Aslında ben öyle sağda solda kumaşlar, makaslar, cetveller dursun istiyorum. O vakitte ev çok dağınık gözüküyor gözüme.

İşte böyle, Eski evdeki dikiş odamı özlediğim doğru. O zaman herşey gözümüm önünde duruyordu. İşim bitincede aşağı kata iniyordum ve herşey yukarıda kalıyordu.
Şimdi herşeyim kutuların içinde.

Amaan ne yazmak için açtım bloğu neler yazdım bak yaa.
Son 4 gündür ingilizce ders defterimdeki notları, kardeşimle birlikte açtığımız ortak bloga yazmaya başladım. Aslında harıl harıl yazıyorum  bu günlerde. Benim için tekrar oluyor. Hem de takıldığım zaman dönüp bakabileceğim bir kaynak oluşturuyorum. İşin en güzel yanı da kız kardeşimde yazdılarımı tekrar ediyor. Ona da faydası dokunuyor.

İşte böyle insan kendi ve sevdikleri için yararlı bir şeyler yapınca bi mutlu oluyor. Tecrübe ile sabittir.
Bloğumuza göz atmak isterseniz tık tık.
Bugün yazdıkça yazasım var. Dur demezseniz bu yazı böyle uzar gider. Kimseyi sıkmadan şimdi ekranı yavaşça kapatıp, bilgisayarın başından hızlıca uzaklaşıyorum.
Hadi ben kaçtım.
Paylaş:

20 Aralık 2015

Dünyanın en kolay ve leziz kek tarifi burada :)

Dikkat !!
Başlık reklam yapıp okuyucu çekmek için yazılmamıştır.  Okuyacaklarınız tamamen gerçektir :):)
Bu aralar sık sık yaptığım ve hapur hupur yediğimiz kek tarifini yazıyım istedim. 
Fotoğraflarım pek güzel değil. İdare edin artık :):)


Ben benim yaptığım ölcüleri birebir yazıcağım. Artık fazlaca yapmak isterseniz tüm ölcüleri 2 ile çarpın gitsin :)

2 adet yumurta
2 çay bardağı ( en küçük  ve ince belli olanlarından ) şeker  
2 çay bardağı  sıvı yağ
2 çay bardağı süt
1 paket karbonat
4,5 çay bardağı un.

Malzemelerim bunlardan ibaret.

Malzemeleri karıştırmadan önce fırını ayarlayın. benim fırımın fanlı 180 dereceye ayarlıyorum. 
Eğer normal fırın kullanıyorsanız 175 sizin için ideal.

Şimdide yapılışını anlatayım. 

  • 2 yumurta ve şekeri ölümüne çırpın :) yumurtanın sarı renginden eser kalmasın. bunun için size 3 dakika yeter. 
  • İçine sıvı yağı ve sütü ekleyin. bir iki kere karıştırın.
  • Sonra 2 bardak unu dökün azıcık karıştırın ve karbonatı ekleyip karıştırmaya devam edin. 
  • Sonradan 2,5 bardak unu da ekleyin ve çırpın. 
  • Ben içine bir adet portakal kabuğunu rendeliyorum. Birde alıpta acılığından dolayı yiyemediğim bitter çikolata var onu rendeliyorum. Sizde istediğiniz şeyi içine katıp karıştırın  :):)
  • En son kek kalıbının içine yağlı kağıdı serin. Öyle yapınca hiç bir yere yapışmadan keki kalıbından çıkartabilirsiniz.
  • Önceden ısınmış fınına atın kekinizi ve 45 dk. kurun fırının saatini. Pişerken sakın ama sakın fırın kapağını açmayın.
  • Eğer normal fırında pişiriyorsanız size 35 dk yeter.
  • Piştikten sonra fırından çıkartın. Soğumasını bekleyin.
  • Sonuç mis gibi bir kek.
  • Hadi afiyet olsun.

Paylaş:

18 Aralık 2015

Örgü çanta

Yaşam alanımı gitgide daraltıyorum. Neredeyse hiç alışveriş yapmıyorum. Gereksiz şeyler almıyorum. ( Şuan benim için en tehlikeli zaman :):) yılbaşı süslerine bayılıyorum çünkü ) Hal böyle olunca vaktimin çoğu evde geçiyor. Evde olduğum için daha fazla üretmeye vaktim oluyor. Yeni şeyler dikmeyi deniyorum. Vaktimin çoğunu pinterestte gezinerek ve yeni bloglar keşfederek geçiriyorum. Birşeyler dikebilmek için gözümü beslemem önemli. Ne kadar çok kumaş, model görürsem benim için o kadar iyi. İleride kendi kumaşlarımı tasarlamayı çok istiyorum :) Belki birgün olur neden olmasın di mi ;)
İşte bazen de deneysel bir takım şeylerde yapıyorum. Bu minik örgü çanta da onlardan biri. 

Aaa unutmadan diktiğim pamukluğuda paylaşayım :) Bakın bakalım nasıl olmuş.





Paylaş:

16 Aralık 2015

Ördüm, diktim.

Kış aylarında bir örgü aşkı düşüyor gönlüme.  İnternetin gözdesi instagramdaki paylaşımlarda bu ateşe körükle gitmemi sağlıyor. Sağlıyorda ne oluyor. Polonya'da yün iplikler çok pahalı. Elim kolum bağlı oturuyorum. Geçen sene arkadaşımın bebeğine ördüğüm atkı ve bereden arta kalan iple avutuyorum gönlümü.
İşte bu duygu yoğunluğunda ördüm, diktim bu minik para cüzdanını.



Bu günlerde kendim için birşeyler dikmeye devam ediyorum. Bu pamuklukta onlarda biri. Kocaman pamuk poşetini sevmiyorum. Şimdi pamukluğum banyodaki yerini almaya hazır. Derli toplu olunca bi hoşuma gidiyor.



 Bugün farklı bir bozuk para cüzdanı dikmeyide denedim. Sonuç gayet güzel. Fermuar yerine çıt çıt ile kapanıyor. Yeni favori kalıbım oldu kendisi.  Yaz için biraz stok yapmalıyım.
Aslında etsy satışa da çıkartabilirim. Dur bakalım neler olcak. İlerleyen günlerde cüzdan hakkındaki gelişmeleri yazarım.
Not : Fotoğrafını çektim tabii ki de. Biraz merak uyandırsın diye bu postun içinde paylaşmıyorum. Kötümüyüm neee... haa haaah haa..



Paylaş:

15 Aralık 2015

Black Books


Geçtiğimiz haftaların en büyük eğlencesi "Black Books"  izlemekti.
Dizi hakkında gözlemlerim ise şöyle, 
-Manny ve Bernard atışmaları oldukça eğlenceliydi.

-Bernard gibi hiç birşeyi umursamaz bir karakterin, elinden kitapları düşürmemesi bende hayranlık uyandırdı.

-Manny bu kadar şapşik olması diziye ayrı bir tat katmıştı.

- Eğer benimde bir kitapçı dükkanım olsaydı,  Bernard'ın müşterilerine davrandığı gibi davranırdım. Net!!

-Son bölümünü üzülerek izlememe sebep oldu.(  Yalan rüzgarı bile yıllar sürerken, böyle harika bir komedi dizisi neden 3 sezonda bitti. )

Paylaş:

14 Aralık 2015

Sonunda..

Geçen yazımda güneş olmadığından mütevellit çantaların fotoğrafını çekemiyorum diye dert yanmıştım. İşte 2 gün sonra güneşi gördüm. Ben de tüm diktiklerimin fotoğraflarını çektim ve yine küçük şeylerden mutlu olma yolunda bir adım atmış oldum. Etsydeki dükkanıma da ekledim. Bu hafta yeni şirinlikler dikmeyi planlıyorum.  İşin en sıkıntılı kısmı beni bekliyor. Kumaşları kesmek ve neyi ne ile kullanacağıma karar vermek. Gerisi kolay. Birde evde kalan azıcık sarı renk ipim vardı. Düz ördüm ve örgüyü kullanarak bir çanta dikmeyi planlıyorum. Eğer başarı ile sonuca ulaşırsam blogumda da paylaşırım.

Elimdeki kumaşlarımı bitireyim ki yenilerini alabileyim. Aslında bir ara kumaşlarımı satmayı kafama koymuştum. Beğendiğiniz kumaş varsa yazın bana. Halen kesip doğramadıysam gönderebilirim.

Birde naz yapmadan haftada 2 gün olan ingilizce kursuna da gitmeliyim diye düşündüm. Ben yoğun bir kurs istiyorum lakin bulamadım. Bulamayınca elimdeki ile yetinmeyi bilmeli insan. Evde çok düzenli bir şekilde çalıştığım doğru. Lakin iletişim kurmadan konuşma becerimi geliştiremiyorum.
İşte bende durumlar böyle.

1- Elvis Presley'in fotoğraflarının yer aldığı bir kurdela vardı elimde. Bende su geçirmez kumaş kullanarak küçük bir cüzdan diktim. Kullanım alanı oldukça geniş aslında. Kredi karlarını için kullanılabilir. Çantanızın içinde küçük şeylerinizi kaybetmeden taşımanız için kullanılabilir. Bir çanta dikerken, kullanım alanının geniş olmasını seviyorum. Öyle bu bozuk para cüzdanı deyip geçmeyi sevmiyorum ben.



2- Bu kumaş bitenler arasında, 2 adet orta bir adet küçük boy cüzdan dikebildim. Böyle olmasını seviyorum. Sınırlı üretim oluyor. Aslında bu da onları normal bir cüzdan olmaktan çıkartıyor. Neden mi bir eşleri daha olmayacak :)




3- Bu güllü kumaş en sevdiklerim arasında her daim. Çok klasik bir deseni olmasına rağmen, nerede kullanırsam kullanayım çok yakışıyor diye düşünüyorum. Pembe güllü olanı bitmek üzere. Ama çok üzülmedim. Çünkü  elimde kırmızı güllü olanından var :)



4- Baykuş sevdamı bilmeyen yoktur.  O nedenle bu kumaşta en sevdiklerimden  :):)





5-Daha önce bir kol çantası dikmiştim bu kumaşla. Elimde kalan parça ile 2 adet orta, iki adette minik cüzdan diktim.




 6-İskeletli kumaşıda çok severek almıştım. Amerikalıların kumaş baskılarına hayranım. Tüm detaylar var. Tek sıkıntısı biraz ince olması onun içinde içinde destek malzemesi kullanmak zorunda kalıyorum. Bu kumaştan elimde var. Şimdilik 3 adet cüzdan diktim. 



















Paylaş:

10 Aralık 2015

Yetişememe sorunsalı

Şimdi azıcık ağlasam yeridir. Dün diktiğim çantaları fotoğraflamak için havanın aydınlanmasını bekliyordum. Dün tüm gün boyunca biri ışıkları kapatmış gibiydi. Gökyüzünün rengi kaçmıştı resmen. Bugün sabah dokuz gibi azıcık güneşi görünce,  işte dedim ışığı gördüm :):)  Görmem ile kaybetmen bir oldu iyi mi :(:( Ben ütü yapana kadar ışık filan kalmadı ortalıkta. Kapandı tüm ışıklar üstüme. Ruhumu kararttı resmen. Oysa ki diktiğim tatlılıkları her yerde paylaşma hevesi ile doluydum. Zaten çamaşır makinesi ile başım dertte. Ona da çok sinirliyim. Ayy hep negatif enerji yükle yükle bedenime nereye kadar. Şimdi hiç bir şey yokmuş  (sanki gün ışığı penceremden içeri sızıyormuş, o kahrolası makine de çamaşırları sıkıyormuş ) gibi kahvemi yaptım onu yudumluyorum. Çantaları paylaşmanın hevesi bir başka bahara kaldı. Bende sevgili Shakespeare'nin yazdığı güzel satırları paylaşıyım da resim kısmım boş kalmasın.
 
Paylaş:

9 Aralık 2015

Hadi bakalım

Tık diye bir ses duyanınız var mı? Dün itibariyle şeytanın bacağını kırmış bulunuyorum. Açtım makinamı, saçtım kumaşlarımı. Sağa sola savrulan iplikler de olmasa herşey süper olacak. Kışın genelde küçük şeyler dikiyorum. Hava şartlarından dolayı kumaş çantaya olan ilgi azalıyor.Bende kış aylarında,çanta içinde yer alacak olan minik cüzdanlar tasarlıyorum. Şimdi diktiklerimin fotoğrafını çekmek için havanın aydınlık olmasını bekliyorum. Dün biraz güneşi yakaladım ve bir kısmının fotoğrafını çekmeyi başardım.
















Paylaş:

6 Aralık 2015

Bugün evde bir gün havası esti geçti.

Eskilerden annelerimiz gün yapardı. Teyzeler toplaşıp o ev senin, bu ev benim gezerlerdi. Bugün bizim evde tam öyle bir hava hakimdi. Tek eksiğimiz ise teyzelerimizdi.
Öğleden sonra midem "hey oradaki bir şeyler gönder bakalım " sinyalleri gönderdi. Dur bi markete gideyim de yemek yapmak için birşeyler alıyım diye çıktım yola. 1 saat sonra ise sofrada mercimek köftesi, pırasalı börek ve portakallı çikolatalı kek vardı :):) 
Buradaki yufkalar Türkiyedeki gibi değil. Kağıt gibi bir formatı var. Bol sos yapınca içini de bol hazırlayınca bizim börek gibi oluyor tadı. Netice gayet başarılı anlayacağınız. Mercimek köftesini de çok seviyoruz biz. Köfte için malzemeleri bulmakta kolay artık. Buradaki Türk marketinde ince bulgur bulmamın rahatlığı ile yazdım bunu :) Kek konusunda da her geçen vakit geliştiriyorum kendimi. Geçmiş zamanlarda %90 kakaolu alıp yiyemediğim kalıp çikolatanın yanı sıra biraz da portakal kabuğuda rendelerim. Harika bir aromaya sahip oldu.
Eee bu kadar yaptıktan sonra hepsini afiyetle oturup yedim. İyi hoş, yiyip yiyip duruyorum da bu işin sonu nereye gidecek.
Pırasalı börek tarifimi okumak için  tık tık.


Not: Kekin fırından çıktıktan sonra fotoğrafını çekmeyi unutmuşum :)) 
Paylaş:

3 Aralık 2015

Facebook sayfasında her konuya yorum yapan lüzumsuz insan

Ayy başlık ekşi sözlükten alıntı gibi oldu. Facebook dünyasına çok sonradan katılanlardanım. İngilizce kursuna gittiğim dönemlerde (2 sene önce ) eğitmenimiz istemişti. Bir sorunuz olursa oradan bana yazabilirsiniz demişti. Ben de o zaman açtım.Ailemden kimse eklide değil. Lazım da değil. Onlar ile her daim iletişimdeyim zaten. Krakow'a taşındıktan sonra burada tanıştığım insanları ekledim. İletişimi oradan sağlıyoruz. Birde bir çok gruba üyeyim. Onların yayınlarını takip ediyorum. Amacına uygun kullanılırsa aslında güzel bir uygulama olduğuna katılıyorum. Krakow hakkında bir çok şeyden haberdar olmamı sağlıyor. Bu giriş yazısından sonra gelelim beni sinir eden meseleye. Buraya yazmasan olayda bahsi geçen insanlara çemkirecektim. O da eminim hiç güzel sonuçlar doğurmayacaktı.
Krakow'a gelirken yanımda getirdiğim kitaplarımı satayım dedim. Resimlerini çektim. Fiyatlarını da yazdım. Üye olduğum facebook gruplarında  paylaştım. Buraya kadar herşey normal. Yabancıların her daim yaptığı şeyler bunlar. Kitaplar Türkçe olduğu için, ben sadece Türklerin var olduğu gruplarda paylaştım. Paylaştım da ne oldu sanki. Sırf yorum yapalım da şanımız yürüsün diyen bir kaç kendini bilmez hemen yazdı. Aslında yazdıkları şeyleri  buraya yazmayı ve isimleri ile paylaşmayı düşünüyordum. Sonra bu düşüncemden vazgeçtim. Kısaca özetlersen kitaplar pahalıymış, ben kitap ticaretimi yapıyormuşum. Amaan Yasemin dedim bırak yazmaya bile değmez bu adamlar.
Burdan onlara ve onun gibi sırf yorum yapmak için yazanlara sesleniyorum. SİZE NEE arkadaşlar. İnsan birşeylerini satmak istiyorsa yayınlar. Eğer gerçekten ilgilenirseniz altına yazarsınız. Pahalı geldi ise biraz daha fiyatı düşürebilir misiniz dersiniz. Aklınıza takılan sorular var ise özelden mesaj atarsınız. İletişiminde bir üslubu var dimi.

Ohh be yazdım rahatladım. İyiki varsın blogum. Seni seviyorum.

Paylaş:

27 Kasım 2015

Biraz oradan, biraz buradan yazalım bakalım.


Kışın içimden hiç olumlu şeyler yazmak gelmiyor. Sanırım kış boyu pesimist yazılarla dolu olacak blogum.
*Krakow'a geldiğimden bu yana dikişe ara verdim. Nedense makineyi açasım, kumaşları sağa sola savurasım yok hiç. Etraf böyle derli toplu iken kim bozmak ister :) Bol bol pinterest'te vakit geçiriyorum. Fikir var lakin icraat yok. Yine elim boş durmuyor tabii. Kazak örüyorum kendime. Onu bitirince bir tane hırka örmeye niyetim var. Acep örme çanta işine mi girişsem. Etraf derli toplu kalmaya devam eder :)
*Hava buz gibi. Dışarı çıkmak için kendimi ruhen hazırlamam zor oluyor. İngilizce kursu araştırıyorum. Bir kaç yere mail attık. Onlarda haftada iki gün. Ben yoğun bir kurs olsun istiyorum. Ne yapıyım haftada iki gün kursu. Ay ne havalandım iki gram ingilizce bilince kurs beğenmiyor oldum :) Bazen de boşver ingilizceyi başka bir dile git diyor içimdeki çok bilmiş :)
* Dün çalışma masamınız yerini değiştirim.Tam camın yanına taşıdım. Zaten evde yerini değiştirebildiğim tek şey kendisi :). Arkamda da kalorifer peteği var. Şimdilerde evde en sevdiğim yer.
*Her gün düzenli ingilizce çalışmaya başladım. Harika bir kaynağa sahibim. Murat Kurt'un bir kitabı ile çalışıyorum. Grammer kitapları içinde en sevdiğim kitap olur kendisi. Bol bol dizi izleyin diyorlar ama pek istikrarlı değilim o konuda. Bir kaç bölüm izleyince sıkılıp bırakıyorum.
*İş hayatına biraz biraz özlem duymaya başladım. Bankayı filan özlediğim yok. Sadece çalışınca daha düzenli bir yaşamı oluyor insanın. Bu süre zarfında bunu anladım. Tüm zaman aralığı benim olmasına rağmen, çalıştığım günlerde yaptığımdan daha az şey yapıyorum. Sanırım bunun adı "rahat batması" oluyor.


Paylaş:

24 Kasım 2015

Öğretmenler Günü



Hayata değer katan ve kalbinize dokunan öğretmenlerle karşılaşmak önemlidir. 
Anaokulu değil, baba okuluna gideceğim diye ağladığım zamanlarda bana kollarını açan Fatma öğretmenime;
Ortaokul sıralarında, bize her ders kitap okuyarak, içimdeki kitap aşkının ilk kıvılcımlarını oluşturan İnci öğretmenime;
Lisede, tüm dikiş bilgisini bizimle paylaşarak, şuan ki işimi en güzel şekilde yapmamı sağlayan Zehra öğretmenime;
Bana matematik dersini sevdiren Murat öğretmenime; 

Hayatta yapamam dediğim ingilizceyi bir nakış beynime işleyen Ferit öğretmenime; sonsuz teşekkürler.
Paylaş: