25 Haziran 2017

Mutlu Bayramlar


Bayramlar insanların bir araya gelebildikleri güzel günlerdir. Yurt dışında yaşayınca bayram sabahından, bayram ziyaretlerinden ve bayram tatilinden pek bir şey anlamıyor insan. Uzakta olan eşe dosta yazılan mesajlar ile geçip gidiyor bayram. 
Bu bayram öyle olmadı. Çünkü kız kardeşim geldi. Onunla koca bir haftayı beraber geçirmenin mutluluğunu yaşıyorum şimdiden. Bol bol gezip, Krakow parklarına yayılacağız. Onu yolcu ettikten sonra da güzel yazılar blogda yerini alacak. 
Bu kısa yazı vesilesi ile tüm takipçilerimin bayramını kutlar, büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden, arkadaşlarımın da yanaklarından öperim. Krakow'dan sevgiler. 
Mutlu bayramlar.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

22 Haziran 2017

Porto Yemekleri

Porto yemek konusunda beni oldukça şaşırttı. Deniz ürünlerini yemek için en güzel şehirlerden biri olduğunu söyleyebilirim. Balıklar bu kadar mı farklı şekillerde ve bu kadar mı lezzetti sofralarda yerini alır. 4 günlük gezim boyunca sadece deniz ürünleri yedim. Çünkü Krakow'da özlemini çektiğim yiyeceklerin başında deniz ürünleri geliyor.
Her yemekten sonra, adamlar bu işi biliyor demekten kendimi alamadım. Aranız deniz ürünleri ile iyiyse eminin bu yazıdan oldukça zevk alacaksınız. Hadi başlayalım.

Tüm mekanları foursquare kullanarak buldum.

İlk gün Tascö adlı güzel bir restorana gittik. Tamamen garsonun önerilerini dinledik. Ve müthiş bir yemek yedik. Ahtapottan yapılmış soğuk bir meze yanında balık mücveri yedim. Porto yeme içme konusunda diğer Avrupa şehirlerine kıyasla oldukça ucuz.




İkinci durağımız geleneksel porto mutfağı ile ünlü Comme Ça idi. Gerek dekoru gerekse yemekleri ile harika bir yerdi. İki gün orada yemek yedik. Görmüş olduğunuz binanın içinde 3 farklı restoran var.


Comme Ça'nın Menüsündeki fiyatlar sabit ve porsiyonları iki kişilik. Yufkaya sarılmış ve geleneksel yöntemlerle pişirilmiş balık yemeğine 14 € ödedik. Yanında ayrıca salata geldi ve bunun için ücret ödemedik.

İkinci gidişimde de üst kattaki restoranda farklı bir şekilde marine edilmiş ahtapot yemeğini denedim. Görüşünü pek iç acıcı gözükmese bile tadı harikaydı.

 Porto'daki son yemeğimi bizim salaş balıkçılara benzer bir yerde yedim. Ama bu nasıl bir tat anlatılmaz yaşanır. Mısır unuyla kaplanmış, toprak kapta zeytin yağında pişirilmiş fevkalade bir balık yedim. Neredeyse parmaklarımı yiyecektim. Bu harika restoranın adı ise Ze Bota. Diğer üç restoran bir yana Ze Bota bir yana.



Akşam yemeklerinin haricinde gün içinde farklı tatlar ile damağımı şenlendirdim.  Francesinha adlı tostla hamburger arası bir yere sahip olan meşhur yemeğini denedim. Islak hamburgeri bilenler francesinhaya hiç yabancılık çekmezler. İki tost ekmeğinin arasında üç çeşit et var. Tost ekmeğinin çevresi peynir ile kaplı ve güzel bir sos içinde servis ediliyor. Fotoğrafta yer alanı yarımı aslında tam olursa oldukça doyurucu oluyor.


Hep tuzlu şeylerden bahsettim farkındayım.Hiç mi tatlı şeyler yemedin demeyin. Yedim ama çok fazla değil. Porto'ya kadar gitmişken Pastel de Nata denemeden olmazdı. Görsel için küçük bir özür borçluyum sanırım. Meraktan ısırık almadan fotoğrafı çekmeyi unuttum.
İçinde güzel bir krema dolgusu olan milföy ile hazırlanmış bir tatlı. Gittiğinizde her köşe başında karşınıza çıkacaktır. Tatmadan dönmeyiniz derim.

Hep yemişsin bir şeyler içmedin mi diyorsunuz? Porto'ya kadar gitmişken Porto şaraplarının tadına bakmayı ihmal etmedim. Benim içki ile aram pek yok. Buna rağmen Porto şaraplarını beğendim. Hatta bir gün şarap mahzeni gezmeye gittik. Orada şarap çeşitleri hakkında bayağı bir fikir edindim. Benim için güzel bir deneyim oldu. Porto şarapları normal şaraplara göre daha tatlı. Bu nedenle içimi kolay. Bu da çabucak sarhoş olma riskinizi çok arttırıyor. Bir kadeh içince çakırkeyif olanlardansanız, Porto'da şarap tüketirken dikkat edin derim. Kapanışı yapmadan Sangria adlı yerel kokteyl hakkında da bir iki şey yazmak istiyorum. Çok seviliyor ve içiliyor olmasına rağmen, ben tadını pek beğenmedim. Porto şarabı, sprite, meyve parçacıkları ve tarçın çubuğu ile hazırlanıyor. Aslında sıcak günlerin soğuk içeceği olarak geçsede ben içtiğimde bir serinleme hissedemedim.

Porto hakkıda yemek dışında farklı şeyler okumak isterseniz;
Porto gezi notları ve Bir apaçi cenneti Porto adlı yazılarıma göz atabilirsiniz.
Sevgiler.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

20 Haziran 2017

Bir apaçi cenneti Porto

Porto'ya gitmeden önce hakkında kısa bir araştırma yaptım. Okuduklarımın çoğu pek tekin olmayan ara sokaklarına girmeyin, cüzdanınıza dikkat edin şeklinde olumsuzluk içeren yazılardı.
Porto'da dikkat etmeniz gereken küçük detaylar var. Eğer bu detayları atlamazsanız Porto gezilmesi oldukça eğlenceli ve güzel bir şehir. Hatta gündüz güvenli bile sayılabilir. Bunu Krakow'u baz alarak söylüyorum. Çünkü Krakow güvenlik bakımından oldukça iyi durumda.

Porto sokaklarında gece gezmeye karar verdiyseniz, öyle küçük ara sokaklara dalmayın. İnsanların çok olduğu yerlerde dolaşırsanız sorun yok.
Hava kararmaya başlayınca, yanınıza sokulan kişiler, kibarca kokain isteyip istemediğinizi soruyor. Onlardan korkmak yerine ilgilenmediğinizi söylediğinizde sessizce uzaklaşıyorlar.
Porto gençliği kıyafetleri, saç şekilleri ve davranışlarıyla tam bir apaçi. Turistlerden para toplayıp, kendilerini köprüden nehirin serin sularına korkusuzca bırakıyorlar. En deli şarkıları yanlarında taşıdıkları hoparlör ile sokakta bangır bangır dinliyorlar. Ayrıca Porto gençliğinin %90'nında dövme var. 13-14 yaşındaki çocukların kolları dövmeler ile kaplı. Lakin genel olarak kendi hallerinde takılıp sizi rahatsız edecek şeyler yapmıyorlar. Ayrıca Porto halkı çok sıcak kanlı ve yardımsever. Gittiğimiz lokantalarda garsonlar hal hatır sorup, muhabbet ettiler. Bunlar bana enteresan gelen detaylarıydı. Şimdi az laf bol görsel diyorum ve çekmiş olduğum Porto fotoğrafları ile sizi baş başa bırakıyorum.

Eğer bu yazı ilginizi çekti ve/veya Porto'ya gitme planı yapıyorsanız;
Porto gezi notları ve Porto yemekleri adlı yazılarıma da göz atmanızı tavsiye ederim.
Sevgiler.















✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

19 Haziran 2017

Porto Gezi Notları

Geçen hafta 4 günümü Porto'da geçirdim. Düzensizliğin içinde kendi ahengini yakalamış, sokakları turist kaynayan bir şehir Porto. Bizim gezimiz kültür turundan çok yeme içme odaklıydı. Deniz ürünlerine doydum diyebilirim. Porto gezilmesi zevkli ve zor bir şehir. Porto'nun yokuşları uzun yürüyüşler için biraz zorlayıcı olabilir. Çünkü sizi soluksuz bırakacak yokuşlara sahip. Ama gezmeden de ara sokakların keyfini çıkartamıyorsunuz. Bol bol dinlenerek gezin derim ben.

Sizin de gezi listenizde Porto varsa ve kendinize Porto'da gezilecek yerler neresi? Porto'da nereleri görmeliyim? Porto'da ziyaret etmesi zevkli yerler neresi? diye soruyorsanız, muhtemelen aşağıda yer alan maddeler işinize yarayacaktır.

1- Riberia Bölgesi
Unesco Dünya Miraslar listesinde yer alan bölge, rengarenk evleri, kafeleri, nehir manzarası ile şehirde ilk uğrayacağınız durak olmalı. Gece ve gündüz devamlı hareketli olan bu bölge fotoğraf çekmeyi sevenler için tam bir cennet niteliği taşıyor.



2-  Luís I Bridge
Porto'ya gittiğinizde bu köprüyü görmeden, üzerinden geçmeden geri dönme ihtimaliniz yok. Köprüyü bu denli ünlü yapan şey ise mimarının Paris'in o meşhur Eyfel kulesini tasarlayan kişi olması. 45 metre yüksekliğinde olan bu köprüde aksiyon hiç bitmiyor. Öğleden sonra Porto'nun apaçileri (bu apaçi konusuna ayrıca değineceğim) köprüden kendinilerin nehrin soğuk sularına bırakıyorlar. Bunun için 1 € vermeniz yeterli.


3- Clerigos Kulesi (Torre Dos Clerigos) 
Porto'yu 76 metre yukarıdan görmek isterseniz, 4 € ödeyip, 240 basamak çıkarım diyorsanız bu kuleyi gidilecekler listenize ekleyin derim. Altında bir kilise var. Giriş katına girmek ücretsiz. Üst katlarını kuleye çıkmak için aldığınız bileti kullanarak ziyaret edebilirsiniz.


4- Sao Francisco Kilisesi ( Igreja De Sao Francisco)
Porto'nun en görülesi kilisesi bu sanırım. İhtişamlı ve güzel bir manzaraya sahip. 14. yüzyıldan bu yana yapımı parça parça tamamlanmış. İçinde altın sarısı muhteşem işlemeler mevcut. Aslında eskiden kilise gezmeyi çok severdim. Bana farklı geliyordu. Lakin son iki senedir her adım başı kilise gördüğümden benim gözümde eski cazibesini kaybetti. Bu nedenle Porto'da yer alan diğer kiliseleri ziyaret etmedim.


5- Lello Kitapçısı (Livrario Lello)
Bir kitapçı nasıl olurda şehrin gezilecek yerleri arasında ilk beşe girer diye düşünüyorsanız hemen açıklayayım. Bunun iki önemli nedeni var. Birincisi harika bir mimariye sahip. 1906 yılında gotik bir yapı olarak tasarlanmış. İkinci nedeni ise Harry Potter'in yazarı J.K. Rowling bu kafede oldukça fazla zaman geçirmiş. İlk kitabını Porto'dan ve bu kafeden esinlenerek yazmış.
Tabii böyle ünlü bir kitapçı olunca da elinizi kolunuzu sallayarak kitapçıya giremiyorsunuz. iki dükkan yanında bilet satış yeri var. Kişi başı 4 € ödeyince kitapçıya giriş yapma hakkı kazanıyorsunuz. Eğer kitap alırsanız kasada sizi 4 € indirim bekliyor. Ben kendime Alice Harikalar Diyarında kitabının el yazması versiyonunu aldım. Bunun yanı sıra kitap ayracı koleksiyonuma bu kitapçıdan alınan bir ayraç eklemiş oldum. Kitapçının tek sıkıntı çok kalabalık olması. Çoğu kişi kitap almak için değil sadece fotoğraf çekmek için gelmişti.


6- Gaia Bölgesi (Vila Nova De Gaia)
Porto'dan ayrı bir şehir olarak kabul görsede, Douro Nehrinin öteki tarafında kalan bölge. Tüm şarap mahzenleri o bölgede yer alıyor. Ayrıca Porto'nun en güzel fotoğraflarını Gaia'dan çekersiniz. İsterseniz 15 € karşılığında nehir turuna da katılabilirsiniz. Bana soracak olursanız nehir turu çok da elzem değil.


7- Kristal Bahçesi (Crystal Palace Gardens)
İçinde yer alan sarayın bahçelerinden dolayı bu ismi almış, Porto'nun seyir tepelerinden biri denilebilir. İçinde devamlı bir aksiyon var. Biz gittiğimizde bir konser hazırlığı vardı. İçinde serbestçe dolaşan tavus kuşları da görülmeye değer. İnsanlara oldukça alışıklar. Sizinle birlikte gezinip duruyorlar ortalıkta.


8- Porto Plajları ( Praia De Matosinhos)
Atlantik Okyanusuna kıyısı olan bir şehir Porto. Gidip görülesi plajları var. Yeşil metro hattı ile plajlara ulaşım oldukça rahat. Porto'ya kadar gitmişken ayağınızı bir okyanusa sokun derim. Hatta mayolarınızı alırsanız girebilirsiniz bile. Filmlerde gördüğümüz çılgın dalgalar içinde sörf yapan kişileride yakından görebilirsiniz. Kilometrelerce uzunluğunda kum harikaydı. Gerçi ben yürürken biraz tedirgin oldum. Çünkü gelgitten dolayı kumun büyük bir bölümü ıslaktı. Muhtemelen bizim yürüdüğümüz yerler gece boyumuzu aşan su ile kaplıydı. Ay düşüncesi bile beli ürkütmeye yetiyor.


Bunlar benim Porto'da ziyaret ettiğim yerler. Bunun dışında ara sokaklarında gezip, fayans ve çini kaplı birçok güzel ev görme fırsatı yakaladım. Ayrıca Porto'nun yemek kültürüne hayran kaldım.
Yazının devamı ve işinize yarayacak ipuçları için Bir apaçi cenneti Porto ve Porto yemekleri adlı yazılarıma göz atmayı unutmayın.
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

17 Haziran 2017

Kumaş kalemi ile çizim nasıl yapılır?

Uzunca bir süredir denemek istediğim bir projeyi hayata geçirdim. Çok işlevli olduğu için clutch çanta dikmeyi seviyorum. El altında, hemen al ve çık bir çanta olabiliyor. Bunun yanı sıra tam bir kitap dostu. Kitabınızı, cüzdanınızı, anahtarınızı atın içine. Sonra hop büyük çantanın içine. Böylece çanta içinde oluşan karmaşaya son vermiş olursunuz. Ayrıca bazı müşterilerim clutch çantayı bebek bezi taşımak için kullanıyorlar. Dediğim gibi çok fonksiyonel bir çanta.

Şimdi neler yaptığımı anlatayım. Fotoğraftaki çantayı çizimi dahil ben yaptım. Evet evet. Yanlış okumadınız. Uzunca bir süredir aklımın bir köşesindeydi. Farklı kumaşlar kullanarak, sıra dışı çantalar dikmeyi seviyorum. Sonra dedim ki, neden kendi çizimlerim ile tamamen bana ait olan bir kumaş ortaya çıkarmayayım. İlk deneme için küçük bir robot çizdim. Şu an çok basit bir çizimle başladım. İlerleyen zamanlarda çizimleri çoğaltmayı düşünüyorum.

Lise yıllarımda, çizim yeteneğim vardı. Hatta bu çizim işiyle ilgili çok eskilere dayanan bir anım var.
Yeri gelmişken anlatayım. Ben mini mini bir kızken, o zamanlar adım atom karıncaydı. Hem öylesine söylenmiş bir lakap değildi. Hakkımla kazandım ben o lakabı. 5,5 yaşında okula gitmeye çalışırken, kendimden büyük sarı bir çanta taşırken, lojmanda komşumuz olan teyzeler takmıştı o lakabı bana.
Çantayı taktığımda, arkadan bakıldığında, kafam hiç gözükmezmiş. Sadece minik iki bacak gözükürmüş ve pıtır pıtır servise koşarmışım. Siz hayal edin halimi. Konuyu ne çok dağıttım. Hemen asıl konuya dönüş yapıyorum. İşte atom karınca olduğum zamanlarda, annemin bir ressam arkadaşı vardı. Onun evine her gidişimde kendimi onun atölyesine atardım resmen. Elime geçen boyalar ile adeta bir Vincent Van Gogh edasıyla boyar dururdum. Çizimlerimi gören ressam teyze her defasında " bu kızda gerçekten bir yetenek var, lütfen bunu resime yönlendirin" derdi. Dedi ve dediği ile kaldı. Lisede mecburi çizim derslerinde benim bu körelmiş yeteneğim yeniden gün ışığına çıktı. 3 sene çizdikten ve dersleri güzel notlarla geçtikten sonra ben yine bıraktım çizmeyi. İşlemeyen demir pas tutar derler. Doğru. İşte az sonra fotoğrafta göreceğiniz çizim yıllar sonra ilk çizim denememdi.  Durum vahim demeyin sakın. illüstrasyon resimler çizmek istiyorum aslında. Biraz gerçeklikten uzak. Bu konuda araştırmalar yapıyorum. Görsellere bakıyorum. Umarım ki yakın zamanda bu projeyi tam anlamı ile hayata geçirebilirim.

Kumaş kalemi ile çizim nasıl yapılır? Kumaş boyası yıkandıktan sonra çıkar mı? Hangi kumaşlarda kumaş kalemi ile çizim yapabilirim?
Buna benzer sorular kafanızda dönüp durabilir. Kumaş kalemi fırça kullanmaktan çok daha kolay. Eğer ilk denemeniz olacaksa kesinlikle kumaş kalemi kullanın. Böylelikle hata oranınız en aza iner.
Kumaş boyası uygun şartlarda yıkandığında kesinlikle çıkmaz. Belki seneler sonra solabilir. Zaten bu her kumaş için geçerli değil mi? Yıkama sıklığı, kumaşın solma süresi belirlenir.
Kumaş kalemini pamuklu ve sık dokumaya sahip kumaşlarda gönül rahatlığı ile kullanabilirsiniz. Esnek kumaşlarda pek sağlıklı sonuçlar elde edemezsiniz. Ayrıca şifon ve çok ince yapılı kumaşlar da boyamak için elverişli değildir.
Bu küçük ayrıntılara dikkat ettiğiniz sürece siz de rahatlıkla kendi desenleriniz oluşturarak, kendinize özel kumaşlar elde edebilirsiniz.
Yok ben böyle kumaş boyama ve dikişle uğraşamam ama aklımda bu güzel çantada kaldı diyorsanız bana instagram hesabımdan ulaşarak sipariş verebilirsiniz. Ben sizin için zevkle çizer ve dikerim.

Nachnuch instagram hesabı



✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

11 Haziran 2017

Hayvanlardan Tanrılara Sapiens – Yuval Noah Harari


Son zamanların en çok okunan kitabı, Blog Sözlük okuma grubunun 11. kitabı olarak seçilince, okunmayı bekleyen kitaplarımı bir tarafa bırakıp, Hayvanlardan Tanrılara Sapiens'i okudum. İnceleme yazısı yazarken, kitap hakkında bilgiler içermesine rağmen spoiler olmamasına dikkat ettim. Kitabı okumayı düşünenleri, okuma zevkinden mahrum bıracak şekilde bir yazı yazmama özen gösterdim diyebilirim.

Bu kitabı okumaya karar verdiyseniz ve üstüne biraz araştırma yaptıysanız, genel olarak belirli tabulara sahip olan kişilerin kitabı okumaması hakkındaki yorumlara rastlamışsınızdır. 

Kitabın konusu; özetle insanın dünya üzerinde nerden nereye geldiğini ve bundan sonraki akıbetini konu alıyor. 
Londra Doğa Tarihi Müzesi’ni gezme şansını yakalamış; Charles Darwin’in çalışmaları ve bulmuş olduğu kalıntıları görmüş biri olarak, kitabın ilk 100 sayfasını ilgiyle okudum. Evrimleşme sürecini bilimsel olmasının yanı sıra yalın bir dille anlatmış. 

Kitapta, insanoğlunun yerleşik hayata geçişiyle birlikte ihtiyaçlarının, beklentilerinin ve yaşam standartlarının değişimi uzun uzadıya anlatılıyor. Buğday hakkında birçok çarpıcı gerçeği açıklıyor. Vejetaryen olmaya yatkınsanız muhtemelen bu kitabı okuduktan sonra kesinlikle vejetaryen olma kararı verirsiniz. Çünkü, insanoğlunun tüm doğayı nasıl kendi çıkarları için telef ettiğini tane tane yazmış. Aşağıda yer alan animasyonu aylar önce izlemiştim. Bu kitabı okuyunca o animasyon canlandı gözümde. 


Paranın hayatımıza girmesini konu aldığı bölümler ve paranın hayatımıza katmış olduğu kredi, banka konularının ele alındığı bölümleri okurken biraz sıkıldığımı itiraf edebilirim. Seneler önce okuduğum ders kitaplarımı hatırlattı bana. Tabii konuya aşina olmayan kişiler için güzel bir bilgi aktarımı olmuş. 

Kitabın ilk 300 sayfası hep bizden önce yaşananları konu almış. Aman canım geçmiş, geçmişte kalmıştır diyorsanız  ve okuduklarınız sizi etkilemediyse son 100 sayfayı daha dikkatli okumanızı tavsiye ederim. 
İnsanoğlunun şu anda yaşadığı içsel kaosu ve geleceğinin belirsizliği var son 100 sayfada. İnsanın Siborglara dönüşümü hakkında enteresan bilgilere yer verilmiş. İnsan ırkının tamamen değişeceği ve Siborgların artık insan değil, hatta organik bile değil, tamamen farklı bir şeye dönüşebileceğinin sinyaller veriyor.
Gılgamış Destanı’ndaki ölümsüzlüğe duyulan özleme, Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sında yer alan mutluluğun en üst düzeyde olmasına ve George Orwell’in 1984’ün ünlü “Büyük Birader”inden de bahsetmiş olması hoşuma gitti. Yazar Frankenstein’in kehanetine de yer vermiş kitapta. Şimdilerde aslında üzerinde kafa patlatılan dijital keşiflerin ve robot üzerine yoğunlaşan çalışmaların belkide insan ırkının sonu getirebileceğini anlatmış. İnsanlığın sadece gelişebilmek adına soylarını tükettiği bir çok canlı türü ile aynı kaderi paylaşabileceği gerçeği var. Bunlar çok ürkütücü gerçekler değil mi? 

Bu kitabı okumadan önce Gılgamış Destanı’nı, Dr. Frankenstein’i, Cesur yeni Dünya’yı ve 1984’ü okumanızı tavsiye ederim. Hepsi birbirinden değerli kitaplardır. 

Matrix filminin ünlü bir sahnesi vardır. Morpheus elinde iki hap ile Neo bir seçim şansı verir ve şöyle der;  "Mavi hapı seçersen hiçbir şey hatırlamazsın, yatağında uyanırsın ve istediğin her ne ise ona inanırsın. Kırmızı hapı seçersen, sana gerçekleri gösteririm. “ 

Ben mavi hapı seçiyorum derseniz, kitabı okumak sizin için tam anlamıyla bir zaman kaybı olmasının yanı sıra işkenceye dönüşebilir. Fakat ben meraklıyım ve kırmızı hapı seçiyorum derseniz, kitaptan oldukça keyif alacağınızı söyleyebilirim.

Çıplak Yazar yorum yapana kadar, kitaptan bazı alıntılar yapıp yazıma eklemeyi unutmuştum. Kendisine bana bunu hatırlattığı için teşekkür ediyor ve hemen alıntıları buraya ekliyorum.
Pek çok memeli, anne karnından fırından çıkan toprak kap gibi çıkar, onları yeniden şekillendirmeye çalışmak onlara zarar verir. İnsanlar ise anne karnından bir ocaktan çıkan erimiş bir cam gibi çıkarlar ve şaşırtıcı oranda şekillendirilebilirler. 
Etrafımızdaki hapishane duvarlarını yıkıp özgürlüğe koştuğumuzda aslında daha büyük bir hapishanenin geniş bahçesine doğru koşuyoruz.
Lüksler zamanla ihtiyaç haline gelir ve yeni zorunluluklar ortaya çıkarır. İnsanlar belli bir lükse alıştıklarında bir süre sonra onu kanıksarlar. Onu yaşamlarında hep bulundururlar ve bir süre sonra onsuz yaşayamaz hale gelirler.

Keyifli okumalar.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

7 Haziran 2017

Bir Pamuk Şekeri Masalı


Minik elleri elime ilk değdiğinde ben üç yaşındaydım. Tanrıya bana bir oyuncak bebek gönderdiği için minnettardım. Dile kolay üç yıl boyunca yalnızdım. Çekilecek şey değildi bu yalnızlık. O gün hayatıma girdiğinde onu bu denli çok seveceğimi tahmin bile edemezdim.

Ben büyüdüm. O büyüdü. Lüle lüle saçları ve hep kocaman bir gülümseyişi vardı. Beraber ilk yaramazlığımızı yaptığımız güne kadar hiç hasta olmamıştı. Lojmanın su deposunda onu sırılsıklam ıslatmıştım. Ben ne biliyim o olaydan sonra ateşler içinde kalacağını. Halbuki oynarken gıkı çıkmamıştı. Zaten o hiç ağlamazdı.

Sonra ben büyüdüm. O büyüdü. Okula gittik beraber. Defterlerimizi kapladık. Kışın kar topu oynadık. Uzun uzadıya evcilik oynayabilmek için yaz tatillerini iple çekmeye başladık. Kıskançlık aramıza girmesin diye, herşeyden iki tane alınırdı bize. Aramıza üçüncü bir oyun arkadaşı geleceğini de o dönemlerde öğrendik. Onu da hiç kısmanmadık. Hemen sardık sarmaladık. Biz artık üç kişiydik.

Sonra ben büyüdüm. O büyüdü. İlk mektubumu ona yazdım ben. Renkli kağıtlara kalpler çizip, onu ne çok özlediğimi döktüm satırlara yurt köşelerinde. Beni ona kavuşturduğu için, daha bir sever oldum bayramları.

Sonra ben büyüdüm. O büyüdü. Hayat her zaman toz pembe değildi. Çok erken yaşta en büyük kaybımızı verdik hayata karşı. En zor zamanlarımızı birbirimize sarılarak atlattık. Daha çok bağlandık annemize ve küçük kardeşimize.

Sonra ben büyüdüm. O büyüdü. Artık evden temelli ayrılma vakti gelmişti benim için. Yaptığımız tüm yaramazlıkları, anılarımızı, fotoğraflarımızı doldurdum bavuluma. Daha az görüşmeye başlamıştık. Ama bu ilişkimizi hiçbir zaman sarsmamıştı. Biz kardeştik ve kardeşlikte mesafelerin önemi yoktu.

Sonra ben büyüdüm. O büyüdü. Çok güzel bir genç kız oldu. Laf aramızda. Artık bir araya gelişlerimizde hayata dair konuşacaklarımız var. Yeri gelince deliler gibi gülmeyi, yeri gelince beraber hunharca ağlamayı başarıyoruz biz.

Bu satırlar onun hayatıma girdiğini günü, yani Pamuk Şekeri'nin doğum gününü kutlamak için yazıldı. İkimiz birlikte büyüyüp, birlikte olgunlaşıp, birlikte yaşlanacak olsak bile, o hep benim gözümde lüle lüle saçları olan bir Pamuk Şekeri.

Bu arada eski fotoğrafları gün yüzüne çıkartıp onun için küçük bir video hazırladım. Daha onun bu videodan haberi yok. Hazırladıktan sonra paylaşmamak için kendimi zor tutuyorum. Eğer siz bu satırları okuyabiliyorsanız paylaşmamayı başardım demektir. Yazı yayınlandıktan sonra doğum gününü kutlayıp, onun için hazırladığım videoyu ona göndereceğim.

Ekleme: Videoyu bir hafta boyunca göndermemeyi başardım ve az önce youtube kanalıma yükledim.



 ✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

1 Haziran 2017

Sizin hiç bakkal amcanız oldu mu?



Sizin hiç bakkal amcanız oldu mu?
Benim oldu. Harçlıklarımla para biriktirip, oyun aralarında, soluk soluğu bakkalına gidip leblebi tozu alırdım. Mahalleye kim yeni gelmiş, hangi apartmandan kim taşınmış hepsini bizden önce bilirdi. Bazen oyunlarımıza yeni arkadaşlar dahil olurdu. Onu da götürürdük bakkal amcanın dükkanına. Bakkal amca hemen tanırdı. Sen geçen hafta ikinci kata taşınan komşunun oğlusun derdi.

Sizin hiç bakkal amcanız oldu mu?
Benim oldu. Her sabah erkenden açardı dükkanını. Hava güzelse atardı önüne sandalyesini. Biz okula giderken koca gülümsemesi ile günaydın der, iyi dersler dilerdi bize. Öğle aralarında okulun kantininden alışveriş yapmazdık biz. Saklardık kuruşlarımızı ve okul çıkışı bakkal amcamıza uğrardık. Çünkü aklımız yeni getirdiği çikolatalı gofretteydi.

Sizin hiç bakkal amcanız oldu mu?
Benim oldu. Yaz aylarını iple çekerdik. Çünkü bakkal amca bizim için dondurma dolabı getirirdi dükkanına. En çok çikolatalı ve sütlü dondurmasını severdim. 2 top dondurma yemek için kuyruk oluştururduk dondurma dolabının önünde. Ayrıca yaramazlık yapmazsak, bir top hediye koyardı külahımızın üstüne. İşte o zaman değmeyin keyfimize.

Sizin hiç bakkal amcanız oldu mu?
Benim oldu. Sokaklarda pervasızca oynarken düşüp bir yerimizi kanattığımızda, hemen bakkal amcanın dükkanında alırdık soluğu. Hep o yapardı ilk müdahaleyi kanayan yerlerimize. Ağlama koca kız oldun derdi üstelik. Uslu uslu oturken o yarayı temizler, bantlardı. Bakkaldan çıkarken de başımızı okşar ve bir tipitip tutuştururdu elimize. İşte o zaman ağlamadığımız için kendimizle gurur duyardık.

Sizin hiç bakkal amcanız oldu mu?
Benim oldu. Daima apartman sakinlerinin ne istediğini bilirdi. O, herkesin sepetini tanırdı. Balkondan aşağı sepet sarkıttığımızda elinde iki ekmekle çıkardı bakkalından ve usulca bırakırdı ekmekleri bizim bakkal sepetimize.

Sonra ben büyüdüm. Bir gün kepenklerini açmaz oldu bakkal amca. Biz de diğer insanlar gibi, alışveriş merkezlerinde yer alan o devasa marketlere gitmeye başladık. İçeri girdiğimde kimse bize hoş geldiniz demedi. Hasır sepetimiz yoktu yanımızda. Metal bir sepet tutuşturdular elimize. Reyon aralarında kayboldum resmen. Oysaki istediğim o kadar basitti ki, bir çikolatalı gofretti sadece . Ona ulaşana kadar saçma sapan ürünlerin önünden geçmek zorunda kaldım. Çikolata gofretimi almıştım almasına ama,  kasaya ulaşmak için tekrar o saçma sapan ürünlerin önünden geçmek zorundaydım. Kasadaki kız, zoraki bir hoş geldiniz dedi.  Biz çıkarken bir iyi günler bile dilemedi. İşte o zaman içimi bir burukluk kapladı. Böyle mi olacaktı artık alışverişler? Samimiyetsiz, soğuk ve sıradan.

Maalesef o günden sonra bir bakkal amcam olmadı benim.
Şimdilerde o kocaman marketlerden alışveriş yaparken, kapısının önünde arkadaşlarımla kör ebe oynadığım, leblebi tozu aldığım, dondurmasından bir top fazla yemek için akıllı uslu durduğum bakkal amcamı özlüyorum.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

26 Mayıs 2017

Doktor Selçuk İnanlı ile Burun Revizyon Ameliyatı Hakkında Söyleşi




Burun ameliyatımın üzerinden tamı tamına 7 ay geçti. Bu süre zarfında yaşadıklarıma blogumda yer verdim. Hatta yazımın sonuna tüm linkleri ekleyeceğim. Süreci merak edenler için güzel bir kaynak olabilir. Geçen 7 ay boyunca blogumdan, instagram hesabımdan ve facebook hesabımdan bana ulaşan ve ameliyat hakkında sorular soran birçok insan oldu. Elimden geldiğince, dilim döndüğünce soruları cevaplamaya çalıştım.
Sonra sevgili doktoruma ulaşıp, kendisi ile bir söyleşi yapmak istediğimi söyledim. O kadar naif bir doktora sahibim ki beni kırmadı ve yoğun olduğu bu dönemde bana vakit ayırdı.

Tıbbı terimleri bir tarafa bırakarak, bir hasta ile doktoru arasına geçen bilgilendirici bir yazı okumak isterseniz, tam olarak doğru yerdesiniz.

- Selçuk hocam, ben yapmış olduğum araştırmalar neticesinde sizin kariyer geçmişinize hakimim. Lakin okuyucularıma sizi, sizin kelimelerinizle tanıtmak isterim. Bize kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?

Yasemin'ciğim, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi'nden mezunum. Daha sonra Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Kulak Burun Boğaz, Baş ve Boyun Cerrahisi uzmanlığımı bitirdim ve  yanında fakültemizin altı yan dal eğitimlerimizden biri olan Yüz Plastik Cerrahisi'ne daha o yıllarda gönül verenlerin başındaydım diyebilirim. Bu ilgi ve merak beraberinde yüzlerce eğitim ve kongre programlarını beraberinde getirdi. Doçentlik yıllarımda da sene 2004 Amerika Harvard Üniversitesi'nde observer olarak bulundum ve gerçekten mesleki kariyerimde yetkinlik anlamında çok büyük fark yarattı diyebilirim. 
Halen Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesinde akademisyen olarak eğitimci hayatıma devam ediyorum çünkü şunu biliyorum ki, öğretirken çok daha fazla öğrenirsiniz. Mottomuz neydi? Life is on!

- Uzun yıllar birçok ameliyat gerçekleştirdiğiniz göz önüne alınırsa, sizi zorlayan hasta profili hakkında bilgi verebilir misiniz?

Bu soruya vereceğim cevap bireysel olmaktan çok, genel olarak tüm meslektaşlarım da zorlandığı şartlara ilişkin olacak.
Birinci sırada ameliyat olmaya karar vermiş fakat psikolojik olarak bir yaşam savaşı içinde olan grup. Yani aşk acısı çekenler, yeni boşanmış olanlar, yakın çevrelerinden kayıpları olanlar.

İkinci sırada ise özellikle güzellik ve kozmetik alanda ileri seviye obsesyonları olan kişiler. Güzellik anlayışı kusursuzluk gibi algılanıyor bu tip hasta grubunda daha çok ve bu çok tehlikeli bir durum! Özetle ağzınızla kuş tutsanız, yaranmanız çok mümkün olmayacaktır. Estetik cerrahi hastalarının en sık düştüğü tuzak kusursuzluğu beklemek! 

Üçüncüsü ise gerçekçi beklentileri olmayan hasta grubu. Özellikle burun estetiği cerrahisinde üç temel kriter vardır. Kemik, kıkırdak ve cilt. Kemik ve kıkırdağı çok rahat şekillendirebilirsiniz, küçültür ve büyütürsünüz fakat cilt fazlalığını kesip atamazsınız. Bu sebeple aşırı kalın cilt için minnacık, tabiri yerinde ise slim bir burun beklentisi içinde olunulması, bu gruba verilecek en iyi örneklerden bana göre.. Yani XXL bir elbiseyi XS yapmak kupunu bozmaz mı?


- Sanırım işin zor kısımlarından biri daha önce burun ameliyatı geçirmiş ve tam olarak verim alamamış hastaların operasyonları. Sizin tabirinizle revizyon ameliyatlarında başarı oranı nedir?

Evet, daha önce en az bir kez burun estetiği cerrahisi geçirmiş ve fonksiyonel veya kozmetik açıdan mutlu olmayan hastalara uyguladığımız düzeltme cerrahisi revizyon burun estetiği cerrahisidir.
Benim kendi pratiğimde sıklıkla yer alan bir cerrahidir ve primer cerrahiye oranla çok daha kompleks bir cerrahidir. Herkes artık fikir sahibi de oldu aslında, çünkü çok yaygın yapılıyor, ne yazık ki primer cerrahilerin bile başarı ortalamaları gün geçtikçe düşüyor. İddia etmek ve icra etmek farklı şeyler!
Kendi cerrahim için başarı şansı %80 diyebilirim.

- İyileşme süreci sanılanın aksine hızla ilerliyor. (Bunu kendimden biliyorum.) 10. günde sosyal hayata dönebilmek harika bir duygu. Bu 10 günlük süreçte ameliyat olmuş hastanın tam olarak nelere dikkat etmesi gerek? 

Bir kere ayna yasak! Merak yasak! 
Morarmaları, şişmeleri kafaya takmak yasak! Bunun bir haftalık bir süreç olduğunu ve artık zamanın lehinizde işlediğinizi bilerek kendinizi motive etmek serbest. 
Ay şu q-tips cottonu ( kulak temizleme çubuğunu) ittivereyim de, burun deliklerimin içini şöööyle bir güzel temizleyeyim demek yasak! 
Bu on günlük süreçte bol bol yatın, dinlenin, müzik dinleyin, 3. günden sonra dışarı çıkıp hafif tempolu yürüyün siz hasta değilsiniz.
Geceleri çift yastıkla uyuyun, ilk günler daha yumuşak kıvamlı şeylerle beslenin ama yemek yememezlik yapmayın.
Evliyseniz eşinizin, bekarsanız da ailenizin sabır sınırlarını zorlamayın. Sabırlı olması gereken sizsiniz, onlar değil bunu sakın unutmayın. (gülüşmeler )


- Burun ameliyatı sonrasında tam olarak iyileşebilmesi için uzun bir zamana ihtiyaç var deniyor. Önümüz yaz mevsimi insanlar deniz, kum, güneş hayali kurmaya başladılar bile. Ameliyat bu zevklere bir engel teşkil ediyor mu?

Evet ince ciltte burnun planladığımız şekli tam olarak alması 1 - 1,5 yıl, daha kalın ciltte 2- 2,5 yıldır. Burun estetiği cerrahisi yılın 12 ayı yapılabilen bir cerrahidir ve hatta deniz suyu cerrahi sonrası doku iyileşmesini hızlandıran bir faktördür. Tek beklentimiz hastanın güneş ışığının çok dik olduğu saatlerde yüksek koruma faktörlü güneş kremlerini ve şapkayı tercih etmesi. Kaldı ki artık ozon tabakası yok, bu sebeple ameliyattan bağımsız, herkesin cildini mutlak suretle koruması gerekiyor. Moral bozmak istemem fakat cilt kanseri türlerinin başlıca tetikleyicisi...

- Aslında bu sorunun cevabını biliyorum. Ama okuyucularım için bilmiyormuş gibi yapıp soracağım. (gülüşmeler). Spor yapan birinin burun ameliyatı geçirmesi, sonrasında spor yapmasına engel teşkil ediyor mu?

Ameliyattan bir ay sonra hafif kardiyo ve ağırlık antremanlarına başlanabilir fakat nabzı çok yükseltecek şekilde yapılacak antremanlar için 6 hafta bekliyoruz.


- Hep burun ameliyatı hakkında konuştuk. Aslında sormak istediğim bir diğer konu da dolgu işlemi hakkında. Geçtiğimiz günlerde bir haber yüreğimizi ağzımıza getirmeye yetti. Yanlış dolgu yüzünden dudaklarını kaybetme riski içinde olan birinin haberini izledik. Dolgu işlemi aslında çok hassas bir konu. Bize dolgu işlemi hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

Ya evet hiç sorma Yasemin'ciğim. Biz de çok üzülüyoruz bu tip haberlere ve aslında o kadar çok duyuyoruz ki, fakat hepsi basına yansımıyor tabii. Katıldığımız kongre ve bilimsel toplantılarda istatistiksel verileri alıyoruz ve gerçekten durum vahim. Öyle ki, göz altı dolgularında mesela, iş körlüğe kadar gidebiliyor.
Dolgu uygulamasında çok kısa sürede çok iyi sonuçlara ulaşılabiliyor. Anestezi almadan, kanama yaşamadan, uygulama sonrası iyileşme süreci beklemeden, hemen gündelik hayata dönebilme imkanı sunduğundan dolayı dolgu son günlerde oldukça tercih edilir bir yöntem. Dolgu enjeksiyonu ile tedavi edilen alanları sıralarsak; 
- Elmacık kemiğine dolgunluk vermek
- Kaş arasındaki çizgiler
- Ağız etrafındaki kırışıklıklar
- Ağız kenarından çeneye doğru inen kırışıklıklar
- Asimetrik dudakların düzeltilmesi, dolgunlaştırılması ve dudak kontürünün belirginleştirilmesi
- Yerleşmiş alın çizgileri
- Derin Sivilce ve yara izleri
- Boyun ve dekolte çizgileri
- Burun ucu ve burun sırtı dolgusu
- Çene ucu dolgusu ile çene ucu büyütme 
- Eller
Dolgu işleminde ben kendi pratiğimde  hyaluronik asit kullanıyorum ve bir çok meslektaşım da öyle. Kalıcıları da var, silikon gibi yerleştirilen ama ben tavsiye etmiyorum...
Hyaluronik asit, tüm canlı organizmalarda bulunan doğal bir maddedir. Kendi hacminden bin kat fazla su tutabildiği ve enjekte edildiği bölgede uzun süre şeklini koruyabildiği için en fazla tercih edilen dolgu maddesidir. 

Önemli olan sağlık standartlarına uygun ürünün, temiz ve steril ortamlarda belirlediğiniz hekim tarafından yine o ürün için uygun olan, uygun doku katmanına uygulanmasıdır. Örneğin vücut için özel olarak üretilen  dolgu maddelerinin yüzde kullanıldığını duyuyoruz. Tabi sonuç tam bir felaket oluyor. Özetle işlem maliyetlerini referans alarak uygulama yapmak da, yaptırmak da insan sağlığına zarar.

- Diğer merak ettiğim konu (birçok okuyucu da şu an merak içindedir) dolgu yaptırmak için en doğru zaman ve yaş aralığı nedir ve ne kadar sıklıkla dolgu işleminin tekrar edilmesi gerekir?

18 yaş ve üzerinde her yaştan insana dolgu enjeksiyonu yapılabilir. Kişinin cilt yapısına, uygulanan bölgeye ve dolgu çeşidine göre kalıcılık süresi farklılık gösterebilir.

Bu süre ortalama ortalama 6 ila 12 aydır. Doğru ve ihtiyaca uygun olarak gerçekleştirilen uygulamalarda dolgunun kalıcılık süresi de artar tabi.

- Sevgili Selçuk hocam bu güzel  ve dolu dolu geçen sohbet için çok teşekkür ediyorum. Bu arada her gören burnuma hayran (gülüşmeler). Bunu söylemeden bu güzel söyleşiyi bitirmek istemedim.

Yasemin'ciğim, güle güle kullan burnunu. Duyduğun güven, içtenliğin, samimiyetin ve bu güzel söyleşi için asıl ben çok teşekkür ederim. Yüreğine sağlık.
Sevgiler,

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş: