31 Aralık 2016

2016 yılında okuduğum kitaplar ve kitaplara ilişkin notlarım ( Bölüm 3)

Kitap adı: Ben, Robot
Yazarı: Isaac Asimov
Sayfa Sayısı: 248

Asimov'un harika robot hikayelerinin yer aldığı okunulası bir kitap. Hikayeler oldukça sade ve akıcı. Asimov 3. robot yasasını göz önüne alarak kitabındaki öyküleri kurgulamış. Ben hepsini büyük bir zevk ile okudum. Bilim kurgu severlerin kesinlikle okuması gereken bir eser. Kitabı eleştirirken  kitabın yazıldığı yılı göz önüne almayı unutmamak lazım. Günümüz teknolojisine göre biraz yavan kaldığını okuyorum bazı yerlerde.








Paylaş:

30 Aralık 2016

2016 yılında okuduğum kitaplar ve kitaplara ilişkin notlarım ( Bölüm 2)

Kitap adı: Yüzyıllık Yalnızlık
Yazarı: Gabriel Garcia Marquez
Sayfa Sayısı: 464


Yazarın okuduğum 3. kitabı Yüzyıllık Yalnızlık. Yazar çocukluğunda etkilendiği birçok şeyi kitabında güzel ve akıcı bir edebi dille anlatıyor.

"Ne bekliyordun? diye mırıldandı. " Zaman geçip gidiyor."
"Evet, ölye" dedi. " Ama çabuk da geçmiyor."

"Yüzyıllık yalnızlığa mahkum edilen soyların, yeryüzünde ikinci bir deney fırsatı olamazdı. "





Paylaş:

28 Aralık 2016

2016 yılında okuduğum kitaplar ve kitaplara ilişkin notlarım ( Bölüm 1)

Bu sene toplam 23 kitap okudum.  Bu nedenle bir kaç yazı gelicek bu konu başlığında. Şimdilik 5 kitap hakkında yazdım. Diğer kitaplar için ise halen yazılar hazırlık aşamasında. Yakın zamanda onları da yayınlayacağım. Belki okumak için kitap arayışında olanlar için bir kaynak olabilir paylaştıklarım.  Eğer sizin de kitap tavsiyeleriniz varsa ve paylaşırsanız memnun olurum. Kocaman bir yıl bizi bekliyor.

Kitap adı: Afrikalı Leo
Yazarı: Amin Maalouf
Sayfa Sayısı: 374


 Yaşadığı topraklardan başka yerlere mecburen göç etmek zorunda kalan bir adamın hikayesini konu alıyor. Birçok zorluğun üstesinden gelerek hayatta kalabilme çabasının işlendiği bir eser. Ben açıkcası okurken çok keyif almadım. Sanırım bir yolculuğu konu alan ve birçok karakterin hayat bulduğu kitaplar beni fazla kendine bağlayamıyor.







Paylaş:

20 Aralık 2016

Beynimi parçalara ayırmak istiyorum.

Tam anlamıyla ruh halimi yansıtan cümleyi başlık yaptım. Neden birçok şey düşünüp,  hiçbir şey yapamamakta bu kadar ustayım bilmiyorum. Okunmayı bekleyen kitaplar, izlenmeyi bekleyen diziler, dikilmeyi bekleyen kumaşlar var hayatımda.  Hep bir plan program yapmak için çalışıp duruyor beynim, ruhum ise usulca oturup, hiçbir şey için çabalamamaktan yana. Bugünlerde bana tek zevk veren şey müzik dinlemek. Tüm gün müzik dinliyorum, dinliyorum... Müzikler bitiyor lakin gün bitmiyor. Çok sıkılıyorum artık günün 24 saat olmasından. Daha kısa olamaz mıydı? Eskiden daha uzun olmalı dediğim günlere bakıp, kendime kızıyorum şimdi. Hayatta koşturmaktan, daha iyisi olsun diye çabalamaktan dolayı yorulmak istemiyorum.

Paylaş:

29 Kasım 2016

3 Kasım 2016

Normal olmak varken neden mutlu olasın


Sorsanız herkes cennete gitmek ister lakin ölmekten korkar. Bu nasıl bir çelişkidir.
Cennet var mıdır? 
Var ise gitmek için illa ölmek mi gerekir? 

Nerden mi çıktı bu giriş. Usta bir tiyatrocunun verdiği demeçten sonra aklıma geldi sadece. Kolay yoldan ünlü olma sevdalısı gençlere veryansın ediyordu.  Kimse yaptığı işe emek vermek istemiyor diyordu. 
Gerçekten toplumun çoğu artık bu şekilde yaşamıyor mu? Hayatlarının merkezine hep çoklar var. Aza kimsenin tahammülü yok. 

2 hafta önce enteresan bir kitap okudum. Aslında otobiyografi okumayı sevmem ben. İtiraf etmeliyim ki kitabı okumak istememin tek nedeni kitabın ismiydi. 
"Normal olmak varken neden mutlu olasın. " Yazarın üvey annesinin sözlerinden biriydi bu. Mutlu olmak istiyorum diye isyan eden bir kadının yüzüne tokat gibi vuran sözlerin sahibi, günü geldiğinde bir kitaba isim annesi olacağını biliyor muydu?

Biten bu enteresan kitabın ardından  Kafka'nın Şato adlı kitabını okumaya başladım. 
Kitabı kahramanı K.'nın kafa karışıklığını çok güzel cümlelerle anlatıyor Kafka. 
Kafka'nın kitaplarından farklı bir tat alırım her daim. Düzene ve işleyişe haykırışları satırlar arasında gizlidir çoğu zaman. Babaya mektup, Milena'ya mektuplar, Dönüşüm, Dava, Ceza sömürgesi, Açlık Sanatçısı, Akbaba kitaplarında isyanının sesini duyarsınız. 
Kafka'yı ya çok seversiniz ya da bir daha okumamak üzere nefret edersiniz.

Hazır laf lafı açmışken bu hafta dinlemekten zevk aldığım bir parçayı da paylaşayım ki blog yazım tam bir karmaşıklar silsilesine dönsün.





Paylaş:

1 Kasım 2016

Okuma alışkanlığından yoksun olma sorunsalı



Sinirliyim, birine derdimi anlatmam lazım. Neden kendi dilimi okunuştuğum insanlarla iletişim kurmakta bu kadar zorlanıyorum. Son zamanlara başıma gelen olaylar yüzünden artık kendimden şüphe eder oldum. 

Geçen hafta etiketlerim bittiği için her zaman çalıştığım yer ile instagram üzerinden yazıştım. Yeni etiket siparişleri verecektim. Nasıl bir etiket istediğimi söyledim. Daha öncekilerin şeklinde olacak ama yazıyı değiştireceğiz dedim. Bir mail atar mısınız dedi. Mailini de attım. Kenar etiketlerimde ne yazılması gerektiğini belirttim. Buraya kadar herşey normal zaten. Bir hafta sonunda, etiketler elime ulaştığında sonuç  hüsran. Etiketlerin yazılarında hiç bir değişiklik yok. Hayır emin olamıyorsan yazıp sorarsın. Ben o maili süs diye mi attım. Okumamışsın besbelli. Yok ama çok bilmiş tavırları ile eskisini basıp göndermek kolay. Üstüne ben sorunumu yazınca da "aaa öylemi siz etiketin resmini gönderince bende öyle basılacağını zannettim " cevabı. 
Yine sinirliyim. Hadi kitabı geçtim, gazeteleri geçtim bari işiniz için atılan mailleri okuyun be. Ben bana bir mail gelince veya bir soru sorulunca tekrar tekrar okuyorum ki atladığım bir durum olmasın. Bu kadar hassas davrandığım her saniye, bu kadar boş vermiş insanların karşıma çıkmasına çok içerleniyorum çook. 
Aslında okumak dünyanın en kolay eylemi değil mi? 




Paylaş:

29 Ekim 2016

Tüm Nachnuch çantalar kredi kartına 3 taksit



Bugün büyük bir iş başardım. Diktiğim tüm çantaları online satış için internet sitesine yükledim. Fotoğraflayamadıklarımı da ayırdım. En kısa sürede onları da fotoğraflayıp siteye ekleyeceğim.

Yılbaşı yaklaşırken annesine, sevgilisine, eşine dostuna hediye arayanlar için güzel bir hediye alternatifi olacağını düşündüğüm ürünler var.  Ayrıca altını çizerek, yeniden belirtmek isterim ki Nachnuch'un en büyük özelliği seri üretim şeklinde olmayışıdır. 

Her ürünün birbirinden farklı olmasına gayret gösteriyorum.  Fermuarlarında, iç ceplerinde farklı renkler kullanıyorum. Yani bir üründen onlarca bulmanız mümkün değil. Böylelikle satın almış olduğunuz çantalar tamamen size özel oluyor. Böyle bir hediye almayı kim istemez ki. 

Bu sene hedefim beylere satış yapabilmek. Kız arkadaşıma ne alacağım derdinden onları kurtarmak istiyorum.

Bunun yanı sıra eklediğim site sayesinde, kredi kartınıza 3 taksit seçeneğini ile alışveriş yapabiliyorsunuz.
İlgilisine duyurulur.





Paylaş:

27 Ekim 2016

İnternette en fazla vakit geçirdiğim siteler

Az önce açtım bilgisayarı  ve düzenli olarak girdiğim sitelere bir göz attım. Tam bir şeyler okurken, aklıma bu siteleri blogumda paylaşma fikri geldi. Soluğu hemen burda aldım.


Bilgisayar karşısındaysam, açık olan pencerelerden birinde her zaman  blog sözlük oluyor. Oldukça samimi ve sıcak bir ortamı var. Aklıma geleni yazıyorum. Yeni ve farklı şeyler okuyorum. Çok güzel kitap okuma etkinlikleri var. Katılmadan edemiyorum. Blog sözlüğü keşfetmek ve yazmak isterseniz, sizin için davet kodu temin edebilirim. 



2. sırada  1000kitap  adlı site var.

Akışını okumayı çok sevdiğim için 2. sırada yer alan site 1000kitap. Kurucularına helal olsun diyorum. Kitaplar hakkında bir çok bilgi almanızı sağlıyor. Kendinize hedef koymanızı ve hedefinize odaklanmanıza yardımcı. Ben bu site sayesinde okunacaklar listeme bir çok yeni kitap ekledim. En sevdiğim yanı ise kitaplardan yapılan alıntılar. Kitapta sizi etkileyen bir satırı yazıp, herkesle paylaşma imkanı tanıyor. Bunların yanı sıra, üyelerin kitap incelemelerini oldukça başarılı.


3. sırada Blogger var.

Takip ettiğim bloglarda yeni neler paylaşılmış diye düzenli baktığım yerler arasında tabiki  blogger .com geliyor. Düzenli olarak blog okurum. Okurken zevk aldığım blogları yorumsuz bırakmamaya çalışırım. 



Talihsiz bir dönemden geçti vikitap. Site yavaşlığından dolayı kitap severleri kendinden soğuttu açıkcası. Lakin benim gibi kopamayan üyeleride yok değil. Tüm kitap arşivim orada olduğundan okuduğum kitapları eklemeye devam ediyorum. 

5. sırada Pinterest  adlı site var.

Aklıma bir tasarım gelince ilk kurcaladığım sitelerin başında pinterest gelir. Fakat bakmaya başlayınca saatlerin nasıl geçtiğinin farkına varmıyorum. Bu nedenle biraz zararlı. Bir göz atayım dediğimde en az 1-2 saatimi benden çalıyor. Lakin sonuçta güzel şeyler tasarlamama yardımcı olduğundan pek de şikayetçi değilim. İşimin bir parçası (hatta en önemlisi ) çok fazla görsel görebilmek. Bambaşka şeylerden esinlenebiliyorum. Harmanlayıp farklı renkleri kullanabilmeyi bu kadar fazla görsele bağlıyorum ben. 

İşte benim vakit geçirmekten zevk aldığım siteler bunlar. 

Sizin vakit geçirmekten hoşlandığınız siteler hangileri?



Paylaş:

21 Ekim 2016

And Then There Were None Mini Dizi


Geçen gün minicik bir dizi izledik. "And Then There Were None ". Aslında dizi olarak değil de 3 saatlik bir film olarakta yayınlanabilirmiş. Biz bir oturuşta tüm bölümlerini izledik. Çünkü oldukça merak uyandırıcıydı ve akıcıydı. 

Gizemli insanların bir araya toplandığı ve türlü türlü cinayetlerin birbiri ardına sıralandığı bir kurguya sahipti. İnsanı ürkütecek kareler olmasa bile tüm gerilimi size yansıtabilen bir çekim tekniği kullanılmış. Bu açıdan diziyi başarılı buldum. Sonunu tahmin edemeden izlemek ise çok keyifliydi. Bizim için sürpriz bir son ile bitti.
Bu aralar ne izlesem izlesem diye düşünüyorsanız bu dizi güzel bir alternatif olabilir. Dizi hakkındaki düşüncelerinizi yazarsanız sevinirim.
Keyifli seyirler.



Paylaş:

17 Ekim 2016

Sosyal hayata hızlı bir dönüş

Burun ameliyatımın üzerinden 2 hafta geçti. Bütün ağrılı sızılı dönemi geride bıraktım. Şu an tek sıkıntım burnumun biraz fazla kuruması. Onu engellemek içinde bir sıvı kullanıyorum. İstanbul sezonunu da kapattım. 2 hafta yetti bana. Amanın o ne kalabalık öyle. İçinde yaşadığım zaman alışkanlıktan olsa gerek, böyle sıkılmıyordum kalabalıktan, trafikten.
İstanbul'da son haftam güzel geçti. Pamuk şekerim beni ziyarete geldi. ( kız kardeşime sesleniş şekillerimden sadece biri bu.) Beraber Moda sahile gittik. Hafta içi gezdiğimiz için ortalık gayet sakindi. Kadıköy'e gitmişten bu aralar vizyonda olan " Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukaları" izledik. İkimizde  Tim Burton hayranıyız. Tüm filmlerini  izlemeye bayılıyoruz.  Bu filmi de severek izledik. Aslında üç boyutlu izlemeyi isterdim lakin gözlük takmak şimdilik yasak. Bunun haricinde de işin en güzel tarafıda kişi başı 12 TL ye filmi izledik.( Gişedeki kişi öğrenci bileti kesmiş bize.)
Genelde pamuk şekerim beni ziyarete geldiğinde ya Beşiktaş'a, ya da Taksim'e giderdik gezmeye. Bu defa tüm rotamızı değiştirdik. İstanbul'un güzel havasını değerlendirip Kanlıca sahile gittik. Kanlıca yoğurdu yemeden de dönmedik tabii. İstanbul'da sakin mekan bulmak zor. Bizim şansımıza Kanlıca'da oldukça sakindi. Cumartesi günü de tası tarağı toplayıp canım İzmir'e geri döndük.
Şimdi 2 aydır boşladığım Nachnuch ile ilgilenme zamanı. İstanbulda olan kumaşlarımı anneme taşıdım. Bir odada minik bir atölye kurarım artık.  Krakow'a dönmeden bol bol çanta dikmek istiyorum. Bu arada ben buralardayım. Eğer çanta siparişleriniz varsa bana yazarsanız dikip hemen gönderebilirim.
İşte 2 haftanın özeti böyle bende. Sık sık yazmaya devam etmeyi umarak şimdilik size sevgilerimi gönderiyorum.



İşte benim pamuk şekerim.



Bu foto ise yeni halimin ilk karesi.Tamponlarım çıktıktan bir gün sonraki halim. Ben telefondayken pamuk şekerim çekmiş.



Moda sahilinde bi fotoğrafımız olmazsa olmazdı. Bu karede yüzüm oldukça şiş. 










Paylaş:

5 Ekim 2016

Burun ameliyatında 4. gün

Bugün 4. günümdeyim. Genel durumum oldukça iyi. Panda gibi şişen yüzüm genel olarak inmeye başladı. Bugün yanaklarım bayağı indi. Morluklarımda sarıya dönmeye başladı. Şu an tek sıkıntım devamlı akan burnum. Silikon tamponlar nedeniyle bu akıntı normalmiş. Birde benim alerjik bir bünyem var. Onun için akıntım diğer hastalara göre daha fazla olabilirmiş. Dün akşam alerji ilacına başladım. Amanın o ilaçta bana bir uyku verdi ki anlatamam. Tüm gece kesintisiz uyumuşum. Ayrıca bu gece bir cesaret geldi. Pansumanımı kendim yapayım dedim. Demez olaydım. Dikişleri temizlerken içim bir fene oldu. Kulak çınlaması ile bir anda etraf dönmeye başladı. Anneme seslendim. Canım benim o da tedirgin oldu tabii. Birde kızdı bana. Neden kendi başına uğraşıyorsun diye. Lakin öyle tatlı uyuyordu ki uyandırmak istemedim. Neyse kazasız belasız atlattım o pansumanımı da. Her geçen gün benim lehime işliyor artık. Heyecan içinde Pazar gününe odaklandım. Burumdan nefes alabileceğim günü iple çekiyorum artık. Devamlı ağız kuruluğu beni çok rahatız etti bu süreçte. Bugün aslında biraz dışarı çıkıp gezmek istiyordum. Gelin görün ki İstanbul'da hava bozdu. Bütün gün televizyon izliyorum. Ne kadar saçma sapan program varsa hepsini izledim diyebilirim. Ondan da sıkıldım. İnternet paketimde sınırlı olduğu için dizi izleyemiyorum. Ameliyattan önce başladığım "Gömülü Şamdan" adlı kitabı dün bitirdim. Oldukça beğendim kitabı. Hafif ve kaliteli bir kitap okumak isteyenlere tavsiye ederim. Bugün de Ejderha dövmeli kız adlı kitaba başladım. İlginç bir başlangıcı var. Kitabın ilk sayfalarında Polonyadan bahsetmesi de ayrıca dikkatimi çekti. Herkesin severek okuduğu ve sonradan filmleştirilen kitabı merak ediyordum. Şimdi okumak için doğru zaman. Yoksa şu magazin programları ile evlendirme programlarından gına geldi bana.
Paylaş:

3 Ekim 2016

Burun ameliyatı

Cumartesi günü sabah burun ameliyatımı gerçekleştirdik. Garip bir şekilde hiç bir heyecan duymadan gittim hastaneye. En son hatırladığım şey seydeye yatışımdı. Sonrası bende yok. Gözümü açtığımda odamdaydım. Doktorumun dediğine göre ameliyatım çok başarılı geçti. %80 tıkanıklığın olduğu yerde birde kemik çatlağı varmış. Doktor küçükken düşmüş mü diye sormuş. İlk okulda bir kez düşüp kolumu kırmıştım. Annem o vakit burnumunda kanadığını ama çok önemsemediklerini söyledi. Ameliyatta oraya müdahale edince de sağ gözüm mosmor uyandım. Şimdi panda gibi bir yüze sahibim. Bugün üçüncü günüm ve yüzüm oldukça şişti. Bunlar normal süreçte yaşanacak şeyler dedi doktorum. Sakın korkma, bu süreç geçici dedi. İnsanın sadece bu süreçte pozitif olması lazım. Yoksa kimse yüzünün darmadağın olmuş haline bakıp, ooo keyfimde yerinde diyemez. Ben her baktığımda haftaya bugün hiç bir şeyin kalmayacak Yasemin diyorum. Bugün ilk iki güne göre daha iyiyim. Blog yazabilecek kadar iyiyim. Şimdi heyecan içinde tamponlar çıkınca nasıl bir burun ile karşılaşacağımı merak edip duruyorum. Bu arada tampon yerine silikon plak koyuyorlarmış. Böyle olunca burun içinde sıvı akışı genize doğru olmuyor. Devamlı bir akıntım var. Bununda normal olduğunu söyledi doktorum. Günde 2-3 kere pansumanını yapıp bıyık gibi bir tampon yerleştiriyorum. Akan sıvı orada toplanıyor. Bunun dışında ağrım var. Düzenli ağrı kesici alarak oldukça hafifletebiliyorum. Lütfen iyi dileklerinizi eksik etmeyin. Bu hafta pıt diye geçsin ve şu tamponlar çıksın ki ben de rahatlayabileyim. Fotoğraflarım pek iç açıcı değil. Onun için burada paylaşmıyorum. Merak edenler, doktorumun instagram ve facebook hesaplarına bakarak görebilirler.
Facebook 
İnstagram 


Paylaş:

30 Eylül 2016

Yazmak İntihar mıdır? Gazeteci N.G.


Öyle bloglar vardır ki yazdığı satırlara sizi alır bambaşka yerlere götürür. Bugün size severek takip ettiğim bi blog yazarından bahsedeceğim. Gazeteci N.G. 
Onun kadar sağlam bir kaleme sahip olmadığımdan, kendi anlatan bir yazısını benimle paylaşmasını istedim. Böylelikle bu güzel blogu daha çok kişiye duyurma şansım olacaktı.
Lafı fazla uzatmadan kendi satırları ile sizi baş başa bırakıyorum.

YAZMAK İNTİHAR MIDIR?

Bakırköy'e takılı kaldım.

Her zaman olduğu gibi İncirli sokaklarında kendimi kaybettim. Aynı kahvehanede çay içtim ve çayın bayatlığından şikayet ettim. Her zaman oturduğum bir banka oturdum, Bakırköy'ün değişen insanına üzüldüm. Aynı yemeği yedim ve bir daha bu yemeği yemeyeceğimi dair kendime söz verdim, ama bu söz tutmadım.

Dönüş yolunda, İncirli metro istasyonun girişinde, soluklanıp bir sigara içeyim dedim. Bağırışmalar duydum. Mendil satan bir dayımız bağırıyordu, söyleniyordu. Belli ki kendisini ciddiye almayanlara kızmıştı. Yanıma geldi, ağzı buram buram bira kokuyordu. Üzgündü ve bir sigara istedi. Hemen sigarasını yaktım. Bana, "Kardeşim ben..." dedi, "ben istifa ediyorum".

İşte o akşam, kafamda pek çok şey aydınlandı. Adam teki mendil satmaktan istifa etmişti. Mendil satmaktan istifa etmişti, tekrar vurguluyorum. Yürüyen merdivenler ağır ağır beni aşağı indirirken, düşündüm. Gerektiğinde, işinden, düşüncelerinden, yaşadığın hayattan, sana dayatılan düşüncelerden, sana dayatılan hayattan ve belki de, kim bilir, aklından istifa etmek gerekir.

O güne kadar, çok şey başardım kendimce, alçakgönüllü olmanın sırası değil. Karşı durdum. Matematiksiz üniversite kazanılmaz dediklerinde... Dershanesiz olmaz dediklerinde... Boyun tahtayı silmeye yetmez dediklerinde... Fotoğraf çekmek de neymiş dediklerinde... Çalışmadan ders geçilmez dediklerinde...

O güne kadar pek çok kötü şey yaşadım, gururlu olmanın sırası değil. Üzüldüm. İlkokulda ve lisede dalga geçtiklerinde... Fizik hocam sonsuz enerji diye bir şey yoktur dediğinde... Çizdiğim resimleri, ilkokul öğretmenim aşağıladığında... Çektiğim Galatasaraylı Amca fotoğrafı meşhur olduğunda ama elime hiçbir şey geçmediğinde... İçkiliyken ne olduğunu anlamadan dayak yediğimde... Üniversiteyi bitirip işsiz kaldığımda... Hala da işsizim.

O akşamdan sonra dedim ki, "Ulan, ben de istifa ediyorum". 

Öyle de oldu. Fotoğraf çekmeyi bıraktım, girdiğim her işten ayrıldım. Hatta birinden ayrılmak için sözleşme gereği 300 lira gibi bir para bile verdim.

Sonra yazmaya karar verdim desem yalan olur. Hani vardır ya öyle, şöyle oldu, böyle oldu yazmaya karar verdim vs. Bende öyle olmadı işte. Aksine her yazdığımı sildim nedensiz yere. Peki ne oldu?

Uzun bir süredir, kafamda pek çok ses yankılanıyor. Nereden geldiğini bilmediğim sesler, defolup gitmemi, şunu şöyle onu böyle yapmamı hatta çok sevdiğim balkonumdan aşağı atlamamı bile söylüyordu. Ben de aklımdan istifa ettim. Sonra bu sesler sustu. Yazmamı söyledi. Ne gelirse yaz! Kimileri için yazmanın intihar olduğunu bu şekilde öğrendim.


Ben de her gün yeniden ölmeyi seçtim.


Paylaş:

29 Eylül 2016

Dolu dolu nefes almama az kaldı.


Yolu yarısına gelmek üzere olduğum bu yıllarda, dolu dolu nefes alamadığımı fark edeli 2 yıl oluyor. Spor yapmaya başladığımdan beri bi nefessiz kalma dururum vardı. Bende bu konu ile ilgili derin bir araştırma içine girdim. Burun konusu hassas. Ortalıkta doktorum diye geçinen ve insanların büyük travma yaşamalarına neden olan tipler var. Böyle olunca insan inanılmaz tedirgin oluyor.

İşte bende böyle araştırma yapmaya başladığımda karşıma defalarca çıkan bir isim ile karşılaştım. Profesör Doktor Selçuk İnanlı. Çok metini duydum. Vakalarını inceledim. İlk öncelikle akademik kariyeri açısından bana güven verdi. Bunun yanı sıra yapmış olduğu burunların öncesi sonrası fotoğraflarını takip ettim ve en sonunda cesaretimi toplayıp, Selçuk hocanın hastası olmaya karar verdim. 

Karar vermek ve bunu hayata geçirmek için uzun yıllar beklemek çok yersiz. Hayatın bizim için daha ne kadar devam edeceğini bilmiyoruz ki. 

Kararını vermişken anında bu işi hallet Yasemin dedim. Bu çarşamba günü soluğu muayenede aldım. Sıcak ve samimi bir ortam. Gerek Selçuk beyin asistanı Esra hanım olsun, gerek Selçuk bey benimle çok güzel ilgilendiler. Detaylı muayenemi oldum. Aklımdaki tüm soru işaretlerini bir bir açıklığa kavuşturdum. Selçuk bey tüm sorularımı çok detaylı bir şekilde cevapladı.  Sağ tarafımda %80 tıkanıklık söz konusuymuş. Meğersem dolu dolu nefes alamıyormuşum ben. Tabii işin birde kozmetik tarafı var. Azıcıkta minnak bir burnum olsun istiyordum. Beraber yeni burun tasarımımı da yaptık. 
Şimdi heyecan içinde Cumartesi günü yapılacak operasyonu bekliyorum. Çok az kaldı. Heyecanlıyım. Lakin içim çok rahat. Doktoruma güvenim sonsuz. 

Şimdilik benden bu kadar.  Tüm süreci ve resimlerimi paylaşacağım ki, düşünüp ertleyenlere ve korkanlara karar vermelerinde yardımcı olabileyim.

Hadi bakalım ben heyecanımla ameliyat gününü beklemeye devam edeyim. 
İyi dileklerinizi esirgemeyin lütfen. 

Paylaş:

26 Eylül 2016

Köpek Korkusunu Yenmek

Köpek korkumun neden kaynakladığını pek hatırlamıyorum. Köpeğe dair tek anım, ilkokul yolunda siyah bir köpek tarafından kovalandığım için koşmak zorunda olduğum yokuştu. Koşmaktan bıkıp,  geri dönen köpekten sonra nefes nefese kalıyordum. Sanırım bu anının vermiş olduğu olumsuzluk sinyali aradan yıllar geçmesine rağmen, bir köpeği gördüğüm zaman kendini yeniliyordu ve ben de istemsizce bir kaçma eylemine neden oluyordu.
Eskiden sokakta köpek görsem yolumu değiştirirdim. Sırf bu yüzden yolumu 1 saat uzattığım zamanları bilirim. Neden mi geçmiş zaman kullanıyorum? Çünkü ben artık köpekten korkmuyorum.
Bir anda yok olmadı tabii ki bu korku. Uzun bir süreçten geçtim aslında. İlk önce yolumu değiştirmemeye gayret gösterdim. Köpek yakınlaşınca, derin derin nefes alarak, bak bu kadar insan normal bir şekilde yürüyor, sen de bunu yapabilirsin diye konuştum kendi kendime. Uzun uğraşlarım sonucunda ( köpek deli gibi sağa sola koşmuyor ise ) artık köpekle aynı sokaktan hatta aynı kaldırımdan bile yürümeyi başarabildim.
Sonraki aşama köpek ile temastı. Benim için tahmin edilemeyecek bir his olduğu için endişeliydim. Taa ki düne kadar. Çünkü kardeşimin kız arkadaşının bir köpeği var ve ben bizimkiler ile vakit geçirmek için ona alışmak zorundayım.
Geçen sene ilk karşılaşmamızda yanına yaklaşamamış, hatta oturduğum koltuktan kıpırdayamamıştım. Bu sene kendimi şartlayarak geldim. Her seferinde Mira'yı sevebileceğimi, evde kimseye zarar vermediği hatırlamam gerektiğini söyledim durdum kendime. 
Ve ilk temas... Oldukça enteresandı. Geldi o siyah burnu ile elimi kokladı. Sonra dilini elime değdirdi. Ondan sonrasını hatırlamıyorum ( haha bayıldığımı düşünenler olabilir. Lakin öyle birşey olmadı) Kısa bir süre sonra, eklediğim fotoğraflardaki gibi bir hal aldı ilişkimiz. Artık Mira'yı saatlerce sevebiliyorum. O evde yürürken ben de yürüyebiliyorum. Açık konuşmak gerekirse koştuğunda ve havladığında halen tedirginim. Onun için biraz daha zamana ihtiyacım var gibi. Dün ipini getirip oyun oynamak istedi. Ben de ona güzelce durumu anlattım. Çünkü iple oynayınca deli gibi hoplayıp zıplıyor. Birazcık daha zamana ihtiyacım var onunla yerlerde yuvarlanabilmek için.
Şimdi başka bir konu kafamı kurcalıyor. Acaba başka köpeklere de bu rahatlıkla dokunabilecek miyim?
Buraya kadar işin fiziksel boyutunu kaleme aldım. Bunların dışında bu yakınlaşma durumu beni ruhsal olarak etkiledi. Gerçekten bir köpek sahibi olmak istediğime karar verdim. Onunla evde vakit geçirmek eziyetli olabilir. ( Kılı,tüyü vs. ) ama bir o kadar da eğlenceli. Şimdiki evimizden dolayı bu projeyi hayata geçiremiyorum. (Kira sözleşmesinde her türlü evcil hayvan beslemek yasak.) Bir gün tüm şartlar elverdiğinde kesin bir köpeğim olacak. Köpeğimle anılarımı yazarken, zaten Yasemin bunu dediydi dersiniz.




Bu fotoğraf ilk buluşma. Yüzümde korkumu yenmenin paha biçilemez mutluluğunu görebilirsiniz.





Paylaş:

24 Eylül 2016

Aktarmalı uçak yolculuğu


Uçak ile seyahat etmek oldukça konforludur. Sizi kilometrelerce öteye en kısa sürede taşıyan toplu taşıma aracıdır. Bu da benim uçak tanımım olsun. Fena olmadı sanki.
Şimdi gelelim aktarmalı uçak yolculuğuna. Çoğu zaman eziyettir.
En son başımdan geçen aktarmalı yolculuk anımı yazmak için buradayım. Sanırım içlerinde en saçması buydu. (aa yiğidi öldür hakkını yeme durumu da var. En acınası olan, seneler önceki Amerika uçuşumda başıma gelmişti. Lakin şimdiki yazım acıklı olan ile ilgili değil. Bugünün esas kahramanı saçma olan)

Her zamanki rutini bozmayarak, Almanya aktarmalı İzmir uçuşu için online bilet aldım. Havaalanında biniş kartımı ve bavulumu vermeye gittiğim zaman, görevli sadece birinci uçuş için biniş kartı basabileceğini, diğeri içinse Münih'den yeniden biniş kartı almamı ve bavulumu uçuşuma ekletmemi söyledi. Biraz saçma geldi açıkcası. Daha önce bir çok defa aynı şekilde uçmuş ve çıkış noktasından iki biniş kartımı da alabilmiştim. Hadi bakalım dedim. Aktarma için 3 saatim vardı. Bu zaman bana yeterde artar dedim.
Buraya kadar herşey normal seyrinde görünüyor olabilir. (Şimdi gelişme bölümüne geçelim.). Münihe inince transfer yolcu tarafından geçip terminal değiştirdim. Terminaller arası ulaşım otobüsle yapılıyor. Öyle birinci terminalden ikincisine yürüyemiyorsunuz. Neyse 2. terminala ulaştım. Başladım bir çıkış kapısı aramaya. Lakin etrafta hiç çıkış kapısı yoktu. Bir polise derdimi anlattım. Benim biniş kartım yok. Dışarı çıkıp kartımı almak için uçak firmasını bulmam lazım dedim. İlerdeki pasaport sırasına gir dedi. ( Bu almanların bu soğukluğu da beni benden alacak ) İyi maden polis dedi gideyim bari dedim. Kontrol sırası bana gelince, polise tekrar derdimi anlattım. O da hiç birşey demeden beni geçirdi. Geçmesine geçtim. Artık uçakların son biniş kapılarının olduğu yerdeydim. Lakin bir biniş kartına henüz sahip değildim. Çıkış için bakınırken iki görevli geldi. Onlara da derdimi yeniden anlattım. Beni bi kapıdan geçirip, başka bir bölüme aldılar. Hayda bir pasaport kontrolü daha. O sıra da Almanyadan çıkış yapanların kontrolden geçtikleri sıraymış. Polise pasaportumu verdim. Ne kadar süredir Almanyadasın dedi. Bende henüz indim ve sadece dışarı çıkmak istiyorum dedim. En sonunda bana en yakın çıkışı söyledi ve büyük uğraşlar sonucu kendimi dışarı atabildim. Ama durun bitti mi sanıyorsunuz. Tabii ki hayır. Biniş kartımı alıp valizimi bağlattım. Sonra güvenlik kontrolünden geçtim. Sonra bir pasaport kontrolü daha atlattım. En sonunda uçağa 1 saatten az kala biniş kapının önündeydim.

Yani demem o ki sene olmuş 2016 neden ışınlanmayı bulamamışız. Her gidiş- dönüşüm türlü olaylara gebe..


Paylaş:

15 Eylül 2016

Film haftası

Bazen inci gibi sıraya diziyorum filmleri. Sonra da uzun süre, izleyecek bir şeyler yok diye dert yanıp duruyorum. Son bir haftada farklı konulara sahip olan filmler izledim. Hazır tatil bitmemişken yazayım ki can sıkıntısı çekenlere bir alternatif olsun.
Hazırsanız başlıyorum.

1- Enemy / Düşman


Jose Saramago'nun bir öyküsünden yola çıkılarak çekilen 2013 yapımı bir gerilim filmi.
Üniversitede tarih öğretmenliği yapan Adam Bell'in hayatını konu alan film sürpriz bir son ile bitiyor. Adam, monoton bir hayat yaşarken, izlediği bir film yüzünden kendini akıl almaz bir sorgulamanın içinde buluyor. Film boyunca Adam'ın kendi içinde yaşadığı gelgitlerine tanık oluyorsunuz.

2- Gone Girl / Kayıp Kız

2014 yapımı bir gelirim filmi daha.  Nick ve Amy evliliklerinin 5. yıldönümü kutlamaya hazırlanırlar. Lakin o günün sabahı Amy aniden ve arkasında hiç bir iz bırakmadan kaybolur. 10 gün boyunca geri dönmeyince tüm şüpheler Nick üzerinde yoğunlaşır. Nick bir yandan şüpheleri dağıtmaya bir yandan da Amy ne olduğunu çözmeye çalışır.


3- Stranger Than Fiction / Lütfen Beni Öldürme


2006 yapımı olan Fantastik komedi türünde bir film. Bir sabah uyandığınızda birinin kafanızdan geçenleri adeta bir kitap gibi size okuduğunu duysanız ne yapardınız. Film karakterinin neler yapacağına bir bakın derim.


4- Interstellar /  Yıldızlararası

2014 yapımı olan bir bilim kurgu. Uzunluğunu dert etmeyecekseniz izleyin derim. Lakin film gereksiz uzun. Dünya yaşamını tehdit eden sorunlarla başa çıkmak için gidilen bir uzay yolculuğunu konu alıyor.

5- Bruce Almighty / Aman Tanrım



İşlerin aksiliğinden dem vuran bir adamın tanrı ile arasında geçenleri konu alan bir komedi filmi. Jim Carrey  sevenlerdenseniz ve halen izlemediyseniz izleyin derim.



6-Cinayet anıları


Güney Kore yapımı olan  bu film, seri bir katilin peşinde olan birkaç dedektifi konu alıyor. Bildiğiniz kedi fare oyunundan farklı bir kovalamaca içinde geçen film sizi tepetaklak edecek bir finale sahip.

Filmler hakkında yazacaklarım bu kadar. Bunların hariçinde "the night of" adı diziyi izledim. Onu da farklı bir zamanda yazabilirim. Bu hafta başı da the night manager adlı diziye başladım. Şimdilik ağır ağır ilerliyor dizi. Bitirince onun hakkında da bir şeyler karalarım artık.


Paylaş:

9 Eylül 2016

Kindle için taşıma çantası

Kitap okumak benim için hayatın bir rutini. Üniversite yıllarımda şiir kitapları ile başladığım bu yolculuğa bir çok kitap ekleyerek devam ediyorum. Kitap almaktan ve kitapçılarda vakit geçirmekten çok hoşnutum. Son iki senedir, yurt dışında olduğun için buradaki kitapçıları hayran hayran gezerken, kitap alma zevkinden mahrumum.  Taşıma kitaplarla da değirmen dönmüyor. Bende bu nedenle kindle  aldım kendime. Türkçe kitap bulmak konusunda bazen sıkıntı çekiyorum. Lakin çok problem değil. Bulabildiğim kitapları okuyorum. Bu sene 16 kitap okudum. Sene sonunda okuduğum kitapları ayrıntılı bir şekilde yazmayı planlıyorum. Aslında kitapları bitirir bitirmez yazsam daha iyi olacak farkındayım. Belki 2017 de blogumda okuduklarıma daha ayrıntılı yer veririm.

Şimdi gelelim bu yazının baş kahramanı olan kindle taşıma çantama. Kitaplar için taşıma çantaları diktikten sonra, Buradaki linkten kitap çantaları yazıma ulaşabilirsiniz."Yasemin olmaz  böyle kindle'nın başı kel mi dedim ve kolları sıvadım." Kendim için bir kindle çantası diktim. Çantayı bitirdiğimde çıkardığım işten oldukça memnun kaldım. Kindle içine yerleştirebileceğim bir bölmesi var. Okurken kılıfı sağa sola koymak zorunda kalmayacağım. Ayrıca çantanın içinde rahat  taşımak için içine bir cep ekledim. Okuma işi bitince, okuma bölümünden çıkarıp cihazı cebe yerleştiriyorum. Böylelikle minicik şirin bir çantaya dönüşüyor.

Bu çantayı sipariş üzerine dikmeye karar verdim. Çünkü çok spesifik bir ürün. Kindle kullanımı şuan Türkiye'de çok yaygın değil.

Eğer sizde kindle kullanıcıysanız ve sadece size özel bir taşıma çantanız olsun istiyorsanız bana yazın.









Paylaş:

3 Eylül 2016

Kitap çantası

Beni takip edenler kitap sever biri olduğumu bilirler. Elimden geldiğince hayatımın her döneminde kitaplara yer vermeye çalışıyorum. Kitap okumak beni ve ruhumu dinlendiriyor.
Tabii yurtdışında yaşadığım için kitap temininde biraz zorlanıyorum. Onun önüne de kindle alarak geçtim. Şimdi kitaplara ulaşmam daha kolay. Bazen istediğim kitabı bulamıyorum. Onlarıda not aldım. Türkiye'ye gidince alıp okuyacağım. 

Şimdi gelelim aslı anlatmak istediğime. Kitapları bu kadar çok seven bir tasarımcının kitaplara özel çantalar dikmesi gerek dedim ve kolları sıvadım. Hepsi birbirinden farklı kitap taşıma çantaları diktim ve dikemeye devam ediyorum. Bu sefer tümüyle benim tasarımım. Düz kumaş üzerine desenleri dikiyorum ve yazıları işliyorum. 3 cm kalınlığına kadar her kitap için uygun. Kendinden ayraçları var. Kolay taşınması içinde sapları var. Ayrıca kalem taşımak içinde bir yeri var. Kitabı içinden çıkarmadan okuyabiliyorsunuz.

İlham aldığım şeyler kullanmayı sevdiğim üç araç. Araba, bisiklet ve motor. 

İşte ortaya böyle işler çıktı. Evet biraz uğraştırıcı lakin çıkan işten çok memnunum. Bir süre daha kitap çantası devam edeceğim sanırım. Henüz yapım aşamasında olan bir çanta daha var onu paylaşmadım. Kedi sevdalısı tatlı mı  tatlı biri için dikiyorum onuda. Üstünede kendi ismini işleyeceğim. Tamamen ona özel olacak.
Sizde kendinize özel bir Nachnuch isterseniz veya sevdiklerinize, özel bir günde özel bir hediye almak isterseniz bana yazabilirsiniz.
Yılbaşı yaklaşıyor. Sizce de kitap sever arkadaşınız için güzel bir hediye alternatifi olmaz mı?
Ayrıca beylere de seslenmek istiyorum. Kitap sever bir sevgili için alınabilecek şirin bir hediye bu. Aklınızda bulunsun.
Sevgiler. 











Paylaş:

1 Eylül 2016

Bardağın dolu tarafını görebilmek


Hayat, kendi seçimlerimiz üzerine şekillenir çoğu zaman. İstisna durumlar hariç.  En kötüsü de hastalık olsa gerek. Onun dışında neden bardağın dolu tarafını görmekte bu kadar zorlanıyoruz. Yaklaşık 3- 4 aydır bilinç altı programlara ilgili yazılar okuyup, paylaşılan videoları izliyorum. Temelde söyledikleri tek şey var. Olumsuz düşünceyi bırakın. Etrafta bir enerji akımı var ve onu doğru kullandığınız taktirde herşey yoluna girecektir.

Bir uçak düşünün, enerjisini düzgün kullanamasa, o koca kütle yerinden kalkıp gökyüzünde süzülebilir mi? Biz insan olarak düşünce yetisine sahip varlıklarsak, düşüncelerimizin bizi yönlendirebiliyor olması olası değil midir?

Ben yapamıyorum?
Neyim var ki bu hayatta?
Herkesin hayatı benimkinden iyi.
Bunların hepsi negatif kodlar.

Eğer bugün sabah yatağından kalkıp, ise yetişebilmek için koşturuyorsan, mutlu olmalısın. Demek ki seni taşıyan bacakların halen işlevini görüyor.

İş yerinde muhabbet edebiliyorsan yalnızım diye yakınmamalısın. Demek ki iletişim kurabilecek kadar sağlıklısın.

Yapacak hiç birşey yok. Televizyon da veya internette dolaşıp duruyorum diye söyleniyorsan aslında çok şanslısın. Demek ki onları görebilme yetisine sahipsin.

Aslında hayat bizim onu yaşadığımızdan çok daha basit. Sadece olumsuz düşünerek, onun bizi mutsuz etmesine zemin hazırlıyoruz.


Her zaman olumsuz düşünceler denizinde yüzerseniz nasıl karaya çıkmayı hayal edebilirsiniz ki.

Paylaş:

25 Ağustos 2016

Emeklerimin boşa gitmesi

Başlık kısa ve net oldu farkındayım. İçinde bulunduğum durumu tam anlamıyla anlatan bir başlık atmak istedim. Arkadaşımla birlikte, ortak bir proje gerçekleştirmeye karar vermiştik. Kendisi çok cici pareolar yapıyor. Tamamen el işçiliği ile baskılarını büyük bir özenle yapıyor. 

Bir gün yazışırken, ortak bir çalışma yapmaya ne dersin fikri çıktı ortaya. Ben rengarenk plaj çantaları dikecektim ve onun renkli ve cici pareoları ile birlikte takım halinde satacaktık. Oturdum 6 tane çok cici plaj çantası diktim. Bir hevesle verdim postaya. Polonyadan İstanbula gideceklerdi. Gideceklerdi diyorum çünkü gidemediler. Yerine ulaşmadı. Üstünden 2 ay geçmesine rağmen paketten ses seda çıkmadı. Bu güne kadar gönderdiğim hiç bir pakette böyle bir aksilik yaşamamıştım.

Emeğime, arkadaşımla birlikte kursağımda kalan hevesimize çok üzüldüm. Çantaların fotoğraflarını da çekmemiştim. Aklıma geldikçe bol bol söylenip duruyorum. Eğer o sevgili gümrük memurları, onları kendilerine bir hediye olarak görüp aşırdılarsa, kullanmak nasip olmasın. Ellerinde paralansın çantalar. 

Kısmet değilmiş dedik. Ama yılmadım. İzmir'e gittiğim zaman bu projeyi yeniden hayata geçireceğim. 

Şimdilik eski bir Nachnuch ile Nihan'ın yapmış olduğu bir pareonun fotoğrafını paylaşmakla yetiniyorum. Seneye rengarenk Nachnuchlar ile pareolar sizlerle olacak umarım. 


Annemin dün söylediği bir atasözü ile kapanış yapayım. Sanırım içeriğe cuk diye oturuyor. 

Kul plan yapar, kader gülermiş.

Umarım son gülen ben olurum ;) 





Paylaş:

16 Ağustos 2016

Spor yapmanın en keyifli yolu

Bisiklet hayatıma girdiğinden beri, bu iki teker spor yapmanın en keyifli halidir diyebilirim. Öyle spor salonu diye adlandırılan dört duvar arasına hapis olmuyorsunuz. Temiz hava, eğer yaşadığınız yer bisiklet sürmeye elverişli ise güzel bir manzara eşliğinde yakıyorsunuz istemediğiniz kiloları.

Benim derdim kilo vermek değil. Zaten ömrüm boyunca kilo ile sorunum olmadı. Yiyip, çabucak yakanlardanım ben. Hareket etmeyi çok severim. Saatlerce hareketsiz oturmak beni acayip sıkar. Şimdi günde 1 saat bisiklet sürüyorum. Buralara bir anda soğukların pıt diye geleceğini bildiğimden, ne kadar sürsem o kadar kardır diyorum. Kışın burnumunuz uçunu dışarı çıkarsak donuyor. Pedallamak olanaksız olacak. Geçen hafta hasta halimle bile çıktım. En sonunda mikroplar bıkıp terketti beni. Bu kızın bizi hiç salladı yok dediler kesin.

Çok güzel parkurlar keşfediyoruz gün ve gün. Dağ bayır gidiyoruz. Zaten o amaçla dağ bisikleti aldık. Aslında benim bisikletim hibrit diye geçiyor. Oturuş pozisyonu açısından şehir bisikleti gibi lakin dağ yollarında, patikalarda kullanmak için de uygun. Hafta sonu evin yakınlarında bir yapay göle gittik. Eskilerin taş ocağı, şimdilerde ise dalış öğrenmek için kullanılan bir göl. Çevresinde bisiklet sürmek için çok güzel bir ormanlık alan vardı. Yokuşlar, minik patikalar. Sürüşü oldukça heyecan vericiydi. Adrenalin dolu bir sürüş oldu. Ben bazı yerlerde biraz tırsıyorum lakin ilk günlere göre oldukça cesaretliyim.




     Bu ise minik bir gökkuşağının fotoğrafı.

  



Bu yeşil alanın adı ise saklı cennet. Gerçektende çok güzeldi. Kocaman bir yeşil alan ve çevresinde meyve ağaçları. Saklı cenneti sevmemin bir diğer nedeni de dalından taze meyveler yiyebildiğimden sanırım. Ne lezzetti elmalar var bir görseniz. Ayrıca Polonya halkının erikten hiç haberi yok. Hepsi dalında duruyor canım eriklerin. Bende itina ile toplayıp mideye indiriyorum.  Fotoğrafta da hasta olduğum yüzümden belli.


İşte bu fotoğrafta ise saklı cennetteki elma ağacından, elma aşıran ben. Artık cennetin yolları bana kapalı.


Aşağıdaki kareler ise dünden. Aynı yere farklı bir yolla gittik bu sefer.


Bu ise kendim için diktiğim Nachnuch çantam. Nasıl rahat bir kullanımı var anlatamam. Hafif ve kocaman bir hacime sahip. Herşeyimi kolaylıkla taşıyor.



En son karede minik baykuşu gördünüz mü? Arkadaşım bisikletim için bir hediye almış. çok şirin değil mi? Kendisi bir sibop kapağı. Aslında içimdeki kız çocuğuna kalsa, bisiklete devamlı bir şeyler ekler durur lakin dağ bayır kullanımı için pek uygun olmayacak bir hale getirmek istemiyorum onu.



Paylaş: