27 Mart 2017

Polonya'dan ne alınır?

Yazı başlığından da anlaşılacağı üzere bir Türkiye seyahatime daha saatler kaldı. Genellikle giderken ev ahalisine ufak tefek buraya özgü şeyler götürüyorum. Bavul hazırlığı yaparken neden bunun hakkında bir yazı yazmıyorum ki dedim ve kolları sıvadım.

Gezip yeni yerler görmek güzel. Genelde de gezdiğimiz yerlere ait eşyalar alırız. İki senedir Polonya topraklarında yaşadığım için size buralardan neler alınır şeklinde detaylı bir yazı hazırlamak istedim. Eğer yolunuz Polonya'ya düşerse veya yakın zamanda bir ziyaret planınız varsa bu bilgiler işinize yarayacaktır. Kalemi kağıdı hazır ettiyseniz anlatmaya başlıyorum.

1- Votka 

Burası tam anlamıyla bir votka cenneti. Aklınıza gelebilecek her çeşit votkayı bulabilirsiniz. Polonya üretimi olan votkaların hediye boyları da mevcut. Tüm marketlerde (büyük, küçük farketmez) bulabilirsiniz. Benim size önerim Żubrówka ile Soplica adlı votkaları tatmanız ve almanız.

Żubrówka burada en çok sevilen saf votka üreticisi. Bizon otlu çeşidini alırsanız şişenin içinde bir dal ot oluyor. Afili bir görünüşe sahip.



Soplica ise meyveli çeşitleri ile meşhur votka üreticisi. Özellikle shot hazırlarken kullanılıyor. Bizim favorimiz fındıklı ve limonlu olanı. Fındıklı olanını süt ile karıştırarak güzel bir shot elde edebilirsiniz.


Polonya halkı votkayı su gibi tüketiyor. Ayrıca içim ritüelleri mevcut. Karşılıklı votka içiyorsanız kendi bardağınızı doldurmayın. Birbirinizin bardağını doldurmak adettendir. Ve votka her zaman soğuk içilir. Bunu ben değil, Polonyalılar diyor.

 2- Kabanos 

Farklı lezzetler denemeye açık bir arkadaşınız veya yakınınız varsa bu kabanos tam ona göre bir hediye olabilir. Özellikle biranın yayında güzel bir atıştırmalık olarak tüketiliyor. Sadece Sokolow markanın %100 daha etli olan bir çeşidi var. Onun haricinde domuz eti kullanılıyor. Aklınızda bulunsun. Bu konuda hassassanız dikkat etmek lazım.
" Nedir bu kabanos?" derseniz, en yalın tanımıyla özel yöntemler ile tütsülenmiş ve kurutulmuş et diyebilirim.



3- Oscypek Peyniri

Zakopane dağlarında otlayan koyunların sütü ile yapılan bir peynir Oscypek. Festival zamanları şehirde kurulan küçük dükkanlarda türlü halini görebilirsiniz. Genelde ızgarada pişiriliyor ve reçelle servis ediliyor. Pişmemiş hali kuru et tadında, piştiği zamansa hellim peyniri gibi yumuşak bir hal alıyor. Vakumlu ambalajlarda tüm marketlerde bulabilirsiniz. Evde hellim gibi pişirebilirsiniz. 


4- Amber Taşı 

İyi, hoş dedin de biz içki de içmiyoruz, domuz eti de yemiyoruz diyorsanız; buranın meşhur taşı olan amberle tanışma vaktiniz geldi demektir. Biz bu taşı kehribar olarak tanıyoruz. Baltık denizinden çıkan bu taş buranın sembolü hali almış durumda. Oldukça değerli olduğu için fiyatları biraz pahalı gelebilir. Lakin her bütçeye uygun güzel hediye alternatifleri mevcut. Amber taşını Rynek Glowny w Krakowie'de bulunan Sukiennice Krakow'da bulabilirsiniz.



Rönesans döneminde inşa edilen ve o zamanlarda kumaş çarşısı olarak kullanılan Sukiennice Krakow şimdilerde minik hediyelik eşya dükkanlarının yer aldığı bir çarşıya dönüşmüş. Amber taşını en uygun buradaki dükkanlardan alabilirsiniz. 


5- Ejderha Maskotu

Krakow'un bir ejderha hikayesi var. Krakow güncesi adlı blogumda da hikayesine yer vermiştim. Bu hikayeden dolayı sokaklarda bolca ejderha maskotu görebilirsiniz. Minik tanıdıklarınız için güzel bir hediye seçeneği olabilir. Hediyeyi verirken hikayeyi anlatmayı unutmayın.



Bunlar standart hediye alternatiflerinin yanı sıra tamamen Krakow'a özgü olan şeylerdi. Eğer ben kupa ve magnet almaktan yanayım derseniz, Wawel kalesinin altında yer alan hediyelik dükkana uğrayın. Meydanda birçok hediyelik eşya dükkanı var. Fiyat açısından, bahsettiğim yer bu ürünleri en ucuza satan dükkan. Ama küçük bir hatırlatmam var. O dükkandan alışveriş yapmak istiyorsanız nakit paraya ihtiyacınız olacak. Pos makinesi kullanmıyorlar.


Umarım bu yazı sizin için faydalı olmuştur. Gezi planına Krakow'u dahil eden herkese, şimdiden iyi tatiller diliyorum.
Eğer Krakow hakkında daha detaylı bilgiye ulaşmak isterseniz Krakow güncesi adlı bloguma göz atabilirsiniz. Hatta yeni yazılardan haberdar olmak için takip edebilirsiniz.
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

26 Mart 2017

Sol Ayağım Christy Brown



Sol Ayağım, beyin felcinin kurbanı olarak hayata merhaba diyen Christy Brown'un gerçek yaşamından bir kesit okumamıza olanak sağlayan 189 sayfalık bir otobiyografi.

İnsanın koşulsuz sevgi ile içindeki cevheri keşfedebileceğinin en güzel kanıtı bu kitabın satır aralarında gizlidir. İnsanoğlu için istedikten ve inandıktan sonra aşılamayacak hiçbir engelin olmadığını görebilmemize ve acaba ben olsam " bu kadar güçü olabilir miydim? " sorusunu akla getirir.

Yaşam içerisinde karşılaştığımız küçücük zorluklara karşı ne kadar çabuk pes ettiğimiz gerçeğini tokat gibi yüzümüze çarpıp, yenilgilerimizden dolayı oluşan büyük hayal kırıklıklarımızın ne kadar gerekesiz olduğunu görmenize yardımcı olur.

Kitap bir otobiyografi olduğu için çok yalın ve akıcı bir dille yazılmış. Böylelikle çok kolay okunabiliyor.

Artık her şeyi, eğlence ve merakla dolu küçük bir çocuğun gözleriyle değil de bir sakatın, kendi kaderini keşfetmiş bir sakatın gözleriyle görüyordum.

Benden veya hayattan bir şeyler eksilmiş gibiydi, ama hangimizden olduğunu bilemiyordum.

Bundan önce çok fazla okumamıştım. Kitaplar bizim evimizde nadir rastlanan bir şeydi. Ekmeğin daha önemli bir şey olduğu düşünülürdü. Midelerimizi doldurmak zihinlerimizi beslemeye oranla daha önemli bir şeydi.

Eğer kendinizle barışık değilseniz (özellikle dış görünüşünüzden dem vurup duruyorsanız) bu kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.

Keyifli okumalar.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

23 Mart 2017

Eleştiri



Biri bizi eleştirdiği zaman genelde canımız sıkılır, moralimiz bozulur, bazen de eleştiri karşısında öfkeleniriz. Yaşam döngüsü içinde herkes eleştiriye maruz kalıyor. Peki ne kadarımız bu eleştirileri umursamıyoruz veya ne kadarımız bu eleştiriler yüzünden içimizde öfke biriktiriyoruz?

Bu aralar sosyal medya diye adlandırılan platformlarda eskiye nazaran biraz daha fazla vakit geçiriyorum ve gözlemlediğim kadarıyla gereğinden fazla bir eleştiri tufanı var. Tabii bu tufan içinde ben de nasibimi alıyorum.

Hal böyle olunca;
Eleştiri çeşitleri nedir? 
Eleştiri bizde nasıl etkiler bırakır?
Eleştiri karşısında nasıl davranmalıyız? 
Bunları maddeler halinde yazmak istedim.

1- Kendinize sormanız gereken en temel soru, eleştiren kişi sizin için ne anlam ifade ediyor?
Örneğin yolda dalgın bir şekilde yürürken birine çarpıyorsunuz ve karşınızdaki kişi "sen çok aptal birisin" diyor. Bunu eve gidip düşünür müsünüz? O kişi bana neden böyle dedi? Acaba gerçekten ben aptal mıyım? Çoğunluk bu olayı değerlendirmeye bile almaz. Çünkü o sözleri sarf eden kişi sizi tanımıyordur.
Bu örneği günlük hayatımıza taşıyalım. Kişinin merkezde olduğu bir nokta düşünün. Sonra o noktanın etrafına dairlere çizin. Merkez noktaya en yakın daire, size en yakın kişileri temsil ediyor. İkinci daire daha az samimi olduğunuz kişileri sembolize ediyor. Bu dairler giderek merkezden uzaklaşır ve genişler. Merkeze uzaklık arttıkça sizi tanıma ve sizinle samimi olmak seviyesi gitgide azalır.
Peki, ben bu daire örneğini neden yazdım? Herhangi bir eleştiriye maruz kaldığınızda, sizin değerlendirme yapmanıza yarayacak olan bu yöntemi şekilleştirmeye çalıştım. Sizi eleştiren kişi sizin merkez noktanıza ne kadar yakın? Sizi ne kadar tanıyor? Eleştiren kişinin konumunu değerlendirip, söylediklerini bu doğrultuda dikkate almak en sağlıklısı.

2- Eleştiriyi kişiselleştirmek doğru mu?
Çevrenizde duyduğunuz her eleştiriyi çok doğru kabul ederseniz bununla başa çıkmak zorlaşır. Ayrıca başka bir konuya da dikkat etmek lazım. Çevremizdeki insanlar belki sizi kıskandığı için, belki de sahip olmak isteyip de sizde gördükleri ve sahip olamadıkları bir şey için sizi hunharca eleştiriyor olabilir. Eleştiriyi değerlendirirken bu bu faktörleri göz önünde bulundurmak gerekir. Gelen her eleştiriyi hop aldım, kabul ettim demeyin.

3- Eleştiri ya doğrudur ya da yanlıştır. 
Biri sizi eleştirirken iki ihtimal vardır. Eleştirinin yanlış olduğuna düşünüyorsanız bir sorun yok. Lakin eleştirildiğiniz konu doğruysa şunu unutmamak lazım. Kimse, kimseden mükemmel olmasını beklemiyor. Neticede insanız ve herkes gibi hata yapabiliriz. Bir önceki madde de söylediğim gibi eleştiriyi kişiselleştirmek yerine, önemli olan yapılan hatayı keşfedip kendimizi geliştirebilmemizdir.

4- Eleştiri konusunu netleştirin.
Aldığınız her eleştiriyi sineye çekip, gece uykularınızı kaçırmasına izin vermeyin. Örneğin karşınızdaki kişi, sen çok beceriksizsin derse, hangi alanda beceriksiz olduğunuzu sormaktan çekinmeyin. Spesifik bir açıklama geldiğinde, "peki benden ne yapmamı istiyorsunuz?" diye sorun. Yani olayı en ufak detaylarına kadar netleştirin. Böylelikle o eleştirinin nereye hitap ettiğini ortaya çıkarmış olursunuz ve çözüm yolunda size ışık tutar.

5- Her eleştiri yıkıcı değildir.
Bazı eleştiriler bizi geliştirmek, hatalarımızı görmemizi sağlamak ve bizi daha yukarı taşımak için yapılabilir. İşte bu eleştiri türüne yapıcı eleştiri diyoruz. Eğer etrafınızda yapıcı eleştiriler aldığınız kişiler varsa kendini şanslı sayabilirsiniz. Çünkü duyduğunuz her yapıcı eleştiri kendinizi geliştirmeniz için sizi motive edecektir.

6-Yapılan eleştiriye karşı ateş açmayı bırakın.
Karşınızdaki kişi size "çok kötüsün" dediğinde " asıl sen kendine bak, sen daha kötüsün" dediğiniz an savunmaya geçmiş oluyorsunuz ve ortada gerçek bir iletişim kalmıyor. Olay karşılıklı suçlamalara dönüyor. Konu neticelenmeden askıda kalıyor. İçinizde gereksiz bir öfke birikimine neden oluyor. Bu olayın akıbetinde, nur topu gibi içinizi kemiren bir altta kalma duygusuna sahip oluyorsunuz ve mışıl mışıl uyumanız gereken zamanlarda "keşke şunu da söyleseydim" derken kendinizi buluveriyorsunuz. Sonuç mu? Hayatınızda çok fazla yer kaplamayan bir insan sizden birkaç saatinizi veya bir kaç gününüzü çalmış oluyor. Böyle bir duruma maruz kalmamak için dördüncü madde de değindiğim gibi konuyu netleştirmek en sağlıklısı.

Tüm bu maddelere rağmen bir suçlama eleştirisi gayreti içinde olanlara karşı savunmaya girmeden; "Tamam. Sen böyle düşünüyorsun. Peki benden ne bekliyorsun? " sorusunu korkusuzca yöneltmek lazım. Bu soru karşınızdaki kişinin size karşı yapıcı olmasını sağlayacaktır ya da kötü niyetini itiraf etmesine zemin hazırlayacaktır. "Sen ne yaparsan yap, senden nefret etmememi engelleyemezsin" gibi bir itiraf duyabilirsiniz. Buna hazırlıklı olun. Birisi başka birisi hakkında küçümseyici, aşağılayıcı konuşuyorsa genelde kendinden bahsediyordur.

Olayların sizi etkileme derecesi ona verdiğiniz tepki ile doğru orantılıdır. Eleştirmek veya eleştiri almak kötü bir şey değildir. Sadece küçük bir detayı göz ardı etmemek gerek. Ne demiş atalarımız; iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

19 Mart 2017

Olağanüstü Bir Gece Stefan Zweig

Stefan Zweig

Bu kitabı okumamın iki nedeni vardı. Birincisi;  Stefan Zweing’in kalemi.
İkincisi ise kitap kapağında, kendisine büyük bir hayranlık duyduğum Van Gogh’un Yıldızlı Geceler adlı tablosunun yer alması.

Bazı yazarları okurken kitabın kötü çıkma ihtimalinin %0 olacağını biliyorum. İşte Olağanüstü Bir Gece adlı bu kitapta onlardan biri. 80 sayfada bir insanın içsel yolculuğu ancak bu kadar güzel anlatılabilir. 

Avusturya’da katıldığı bir çarpışmada şehit düşen bir baron’un notlarının Zwing’e ulaştırılması sayesinde yazılmış. Kitabın konusu oldukça sıradan. Ana karakteri varlıklı olmasına rağmen duygu yoksulluğu çeken bir bey. Bir pazar gününün sonunda tesadüfen olağanüstü bir gece geçiriyor. Geçirdiği bu gece sayesinde, kendi derinliklerini sorgulamasıyla hayatının sonsuza kadar nasıl değiştiğini anlatıyor. Körelen ve belli bir yaşam standartlarında sıkışıp kalan duyguların, bir gecede zincirlerinden kurtuluşunu okuyoruz. Derin bir kişilik analizi ile karşı karşıya kaldığımız bu kitapta, herkesin kendinden bir şeyler bulabileceğini düşünüyorum. Yapılan betinlemeler ve kurulan uzun cümlelere rağmen kitap su gibi akıp geçiyor. 

Kendi kendimi anlamaya başladığımdan beri diğer pek çok şeyi de anlıyorum: Açlıkla bir vitrini seyreden birinin bakışları beni kahreder, bir köpeğin neşeyle sıçrayışı büyüleyebilir.

Kendi kendiyle yüzleşmek ve kendini tanımlayabilmek, insan hayatında bir dönüm noktasıdır. 


Keyifli okumalar. 

Değmesin yağlı boyayın yorumundan sonra bu müziği eklemek şart oldu. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

17 Mart 2017

Çay sohbetleri


Çayın bizim hayatımızda çok önemli bir yeri var. Kendimi bildim bileli bizim evde çaydanlığın soğuk olduğu zamanlar sayılıdır.
Sabah kahvaltılısının baş tacıdır. Kahvaltı bittikten sonra, ince belli bardakta içilen keyif çayının tadı ise ayrıdır. Kahvaltının cilası olur o.
Haftasonları beş çayı vardır bizim evde. Çeşit çeşit atıştırmalıklar eşliğinde, balkonda kurulan bir sofrada çay da bizimledir. Ayrıca eş dost gelirse o sofraya, eğer şanslıysak bir de meltem eser ince ince, elimizde tavşan kanı çaylarımızla dalarız en koyu sohbetlere.
Akşam yemeğinden sonra çaysız olmaz! Çay demlenir, bir film açılır ve filmin heyecanı bardakların boşalma süresini belirler. Bunlar ev halleridir işte. Bizim evde içecek denildiğinde akla çay gelir. Ev dışında da farklı değildir durum.
İş yerinde örneğin; çaycı ablamız, sabah çaylarımızı yüzünde güzel bir gülümse ile günaydın derken bırakır masamıza. İş güç derken zaman geçer, akşam paydos demeye az bir vakit kalmışken hadi bir yorgunluk çayı içelim teklifi gelir diğer masadan. Günün kritiği yapılırken o günün son çayı içilir ofiste.

Gel zaman git zaman mekanlar değişir. Değişmeyen tek şey çaydır. Artık küçük bir koridorda bir semaver vardır bize eşlik eden. İlk tanışmalar o semaver başında bir bardak çay içilirken yapılır. Bir sonraki çayı içmek için sözleşilir ve sohbete ara verilir. Eğer havalar güzel ise karton bardaklardaki çay kapıldığı gibi işyerinin bahçesinde alınır soluklar. Zaman kıtlığından hızlı hızlı yudumlanır o çaylar.

Dost meclisinde de yeri vardır çayın. Bir çay demleyelim de dur sana neler anlatacağım denir. Bir demlik çay biter ama muhabbet bitmez. Kâh kahkaha eşliğinde kâh bir iki damla göz yaşı eşliğinde içilir çay.  Demlik biter, dostluk bâki kalır.

Bunların hepsi şimdilerde benim için bir anı aslında. Lakin gönlüm geçmiş zamanda yazmaya razı olmadı. Yazarken bir kez daha anımsadım. Hayatımda değişmeyen tek şey, şu bir bardak çay. Mekanlar değiştirdim, hayatıma insanlar girip çıktı, anılar biriktirdim çay eşliğinde.

Bu satırlar ise anıların getirdiği çay esrikliği içerisindeyken yazıldı. Okuduğunuz vakit siz de çayınızı yudumluyorsanız ve en az bunlardan birini hayat rutininiz içinde yaşadığınızı düşünüyorsanız yalnız değilim demektir.

Bir sonraki çay sohbetlerinde görüşmek üzere.
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

14 Mart 2017

Mucize R. J. Palacio


Pegasus yayınlarının kitapları okumayalı çok uzun bir zaman olmuştu. Lakin Mucize'ye ait son 1 yıldır birçok yerde paylaşım gördüm ve çerez tadında bir kitap okumak istediğim bir dönemde başlayıp, kısa sürede bitirdim. 336 sayfa olan Mucize, sıra dışı bir çocuğun gözünden, insanların çoğu zaman ne kadar açımasız olduğunu anlatan, yazım dili oldukça basit bir kitap.

August'un penceresinden bakınca insanın içindeki nezaketin, sevginin tüm kapıları aralayabildiğine şahitlik ediyorsunuz. İnişli çıkışlı bir ruh halini ele almasına rağmen asla yılmamak gerektiğini kendi kelimeleri ile anlatıyor August. Ayrıca kitabın ana temalarından biri de önyargı denen illet. Çoğu insanın hayatında yer alan ön yargılar, tanınmaya değer insanlar ile iletişim kurmasına bir engel ve bu engelleri aşmak tamamen insanın elinde.

Tanrı'dan doğmuş olan herkes dünyayı yener.
Kısacası, öğreti gerçekten önemli şeylerle ilgili karar vereceğimiz zaman bize yol gösteren herhangi bir şeydir.
Haklı olmak ile nazik olmak arasında seçim yapmanız gerektiğinde, nazik olmayı seçin.
Bu çok garipti aslında; sizin için hayatınızın en kötü gecesiyken diğer herkes için sıradan bir akşam olabiliyordu. Mesela evdeki takvimime bugünü hayatımın en korkunç günlerinden biri olarak işaretleyebilirdim. Ama dünyanın geri kalanı için bu sadece sıradan bir gündü. Hatta belki de güzel bir gündü. Belki birileri bugün piyangoyu kazanmıştı. 
"Kişinin cesareti," dedi sessizce başını sallayıp gülümseyerek. Sağ elini, bir şey sayacakmış gibi kaldırdı. "Cesaret. Nezaket. Dostluk. Karakter. Bunlar bizi insan olarak tanımlayan ve zaman zaman yüce gönüllülüğe taşıyan niteliklerdir.
 Bu kitabı ortaokul ve lise öğretmenlerinin öğrencilerine okutmasını kendi adıma çok isterdim.
Keyifli okumalar.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

11 Mart 2017

Yasemin Avun Kimdir? sorusunun en matrak cevaplarını okumaya var mısınız?

Her cuma akşamı radyo programı yapıyorum. Blog sözlük ailesi olarak oldukça hoş vakit geçiriyoruz. İşte öyle bir program sonrası sözlükte adıma açılmış bir başlık gördüm. Satır aralarında aslında beni anlatan birçok özellik var.

Kimler, Yasemin Avun için neler söylemiş? Gelin beraber bakalım.
Ramazan Sargın: 13.yy'da yaşamış ünlü Türk düşünürü. Türklerin Avrupaya açılmasında öncülük eden ve Kıraker şehrine ayak basan ilk Türk Yazdığı makale ve kitaplar Kenya Nairobi de bir köy okulunda ders olarak verilmektedir.

Cezerye: Kitaplarını ilk olarak halıya yazdığı rivayet edilen bir düşünür. O zamanlar bol bol twist yapmaktan yıpranan ve yazıları karışan halıdan parşömene aktarmıştır yazdıklarını.

Fraustranger :  Hep daha ilerisini hedefleyen, çabalayan, çalışan düşünür. "Yasemin, yeter artık elindekilerle avun." diyenlere inat başarı merdivenlerini tırmanmıştır. Aynı zamanda 13.yy'nin sonlarına doğru yazılan Hakikat-i Blog Sözlük adlı eserde ismi en çok geçen filozoftur.

Kaan: Avun lehçede Warszawa demektir. Warszawa ise Polonya'nın başkentidir. Bu durumdan yola çıkarak çok rahat diyebiliriz ki, Polonya'nın kurucusu tabii ki de Yasemin Avun'dur.


Lalbakkal: "Türk, avun, çalış, güven" sözüne ilhan kaynağı olmuş feylesof.

Gizli özne: Kimi kaynaklarda ismi Yasmen olarak geçen, bir orta avrupa ülkesi olan Polonya'da yaşadığı rivayet edilen ünsüz feylesof. Ayrıca Maxwell tarafından icat edilen radyonun test aşamasında, ilk defa bir insan sesinin başka bir yere kablosuz olarak taşındığı zamanlarda "hello, evri dey kırakov" diyerek akıllarda yer edinmiştir. ilk vj olarak da bilinir.

Sonumuz olacak arsızlık: Yaptığı iyiliklerle ön plana çıkmayı sevmeyen filozof. Bilinmeyen iyiliklerinden bir tanesi ise şudur. Yasemin Avun yıllar önce birgün alışveriş merkezinde gezdiği sırada bir şey dikkatini çekmiş. 9-10 yaşlarında bir çocuk kendi seviyesinden çok daha yüksek niteliki halıların üzerinde ki yazıları bir yandan okuyor bir yandan da arada duraklayıp cebindeki küçük halılara notlar alıyormuş. Birkaç dakika sonra çocuğun annesi çocuğu azarlayarak yine mi bunlarda uğraşıyorsun demiş. Yasemin Avun ise sen annene bakma okumaya devam et, ben inanıyorum ki sen ileride çok güzel bir noktaya gelecek ve bu coğrafyaya hizmet edeceksin diye eklemiş ve işte o zaman sana inanmayanların yüzünü kızartacaksın demiş. Evet işte yıl 2016 ve Yasemin Avun'nun o gün gördüğü çocuk tarih profesörü İlber Ortaylı. Bu sadece gün yüzüne çıkan iyiliklerinden bir tanesidir. Söylentiye göre küçük İlber'in tüm eğitim masraflarını da üstlenmiştir. İlber Ortaylı'nın ölümsüz olduğu da halk arasında kulaktan kulağa dolanan bilgiler arasında. Kaynak: İnstagram.


Ruhsuz Atmaca: Radyodan bilirik, instagramdan bilirik. Çalışmalara yön verir, örnek teşkil eder. 



Gingerbread: 13.yy'da yaşamış olan Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin kankası olarak bilinir. Samazen gösterilerinin halı üzerinde yapılması teklifine sıcak bakmayan Mevlânâ'ya gönül koyarak, kendini yollara vurur ve soluğu Polonya'nın şirin bir şehri olan Krakow'da alır. Gel zaman, git zaman bu duruma içerlenen Mevlânâ, kankasının özlemine dayanamayarak "gel gel ne olursan ol yine gel" sözünü bir parşömene yazar ve Yasemin'e gönderir. Ama Yasemin araştırmacı kişiliği sayesinde bu sözün aslında Ebu Said-i Ebu'l-Hayr'a ait olduğunu öğrenir ve geri dönmez.

Ben okurken çok eğlendim. Bu güzel satırları yazan, sözlük yazarı arkadaşlarıma buradan teşekkürlerimi iletiyorum. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

9 Mart 2017

Sis Miguel De Unamuno



225 sayfa olan bu kitabı okumaya başladığımda, kendimi bir tiyatro salonunun en güzel koltuğunda oturuyormuşum ve sahnede de çok güzel bir oyun izlemenin hazzını yaşıyormuşum gibi hissettim.

Roman kahramanımız Augusto’nun hayata bakış açısını ve yaşamı sorgulamasına tanık olurken; aşkın Augusto üzerindeki etkilerini özümsüyor ve felsefi açıdan konuyu ele alışını okuyorsunuz.
Kitapta karşılıklı diyaloglar oldukça fazla. Bu ise kitabın akıcılığı sağlıyor. Karakterlerin az olması kişi takibi yapabilmek adına bir artı.

Aslında kitabı iki bölüm olarak değerlendirmenin daha uygun olacağı kanısındayım. Çünkü ilk sayfalarda okuduklarınız bir aşk hikayesi gibi gözükebilir. Sonlara doğru ise işlenmek istenen konunun aşktan daha derinlerde saklanan varoluşçuluğa dönüştüğünü görüyorsunuz. Augusto varoluşunu sorguluyor. Konuyu fikrine önem verdiği insanlar ile tartışıyor ve kitap sürpriz bir son ile bitiyor.
Kitapta üstünde durulması gereken bir karakter ise Augosto’nun köpeği Orfeo. Kitabın sonunda Orfeo’nun düşüncelerini okumak ise kitaba ayrı bir doku kazandırmış.

Çok yolculuk yapan, vardığı yeri arayan değildir, ayrıldığı yerden kaçarcasına çekip gidendir.
Biz insalar ne büyük acılara, ne büyük mutluluklara dayanıyoruz, çünkü bu acılar ve mutluluklar küçük olaylardan oluşmuş büyük bir sis tabakasına bürünerek geliyorlar. Yaşam bu işte, sis. İşte yaşam bir nebülözdür. 
İnsan iyi olarak doğar, doğal olarak iyidir; toplum onu bozar, yoldan çıkarır... 
Benim başımdan geçen ve benim çevremdeki insanların başından geçenler gerçek mi, kurgu mu? Bütün bunlar Tanrı'nın ya da uyanır uyanmaz buharlaşan başka bir varlığın düşü olmasın? Bunun için mi ona dua ediyoruz, onu uyutmak ve düş görmesini sağlamak için, ona şarkılar, ilahiler söylüyoruz? Bütün dinlerde yapılan ibadetler, Tanrı'nın düşünü sürdürmesi ve uyanmaması ve bizim de düş görmemizi sağlamak için değil mi?

Sene başından bu yana okuduğum kitaplar arasında bitiş şekli itibarıyla beni çok şaşırtan bir kitap oldu. Sanırım bu nedenle üstünden uzun yıllar geçse bile kitabın konusunu unutmayacağım. Siz de sürpriz sonları seviyorsanız kesinlikle bu kitapla tanışmanızı tavsiye ederim.

Keyifli okumalar.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

7 Mart 2017

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü


Aslında çok acıklı bir hikaye yüzünden şimdilerde birçok etkinlik ile kutlanan bir gün 8 Mart.

ABD' de kadın işçilerin daha iyi çalışma koşulları istemesiyle bir tekstil fabrikasında kadınlar grev yapmaya başlar. Polisler ise fabrika etrafını barikatlarla çevirir. Kadın işçileri de fabrikaya kilitlerler. O esnada fabrikada bir yangın çıkar. Kadınlar çıkan yangından kurtulmak için kaçmaya çalışırlar lakin polis barikatlarını aşamayan 120 kadın işçi yanarak can verir. Bu olay 8 Mart 1857 yılında yaşanır.

Kadın olmak zordur. Sadece bir günde hatırlanan kadınlar, geri kalan günlerde yine ezilir, hor görülür.
Bol bol kahkaha attığında, oooo bu o yolun yolcusu derler.
İstediği gibi giyindiğinde, tahrik etmeseydi başına bunlar gelmezdi derler.
Kabuğuna çekildiğinde, azıcık cilveli işveli olsan eşin başkalarına bakmazdı derler.
Dayak yediğinde, kesin bir kabahati var derler.
Derler de derler....

Aslında kadınların tek isteği, sadece bir birey olarak toplumda yer almak. Kimse sizden onları pamuklara sarıp sarmalamanızı beklemiyor. Sadece onları rahat bırakın yeter.

Ne güzel demiş Diyojen;
Gölge etme başka ihsan istemem.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

Menfaat İlişkisi


Nasıl bozulduk bu kadar? Neden yardım kelimesinin karşılığını unutur olduk?  Bunları sorup duruyorum bu aralar kendime. Sonra çevremde karşılaştığım insanlara bakıyorum ve diyorum ki belki insanlık için halen bir umut vardır. Belki de dünya bizim ona lanet okuduğumuz kadar kötü bir yer değildir.

Hiç tanımadığınız birinden bir iş için yardım teklifi aldığınız oldu mu? Benim geçen haftalarda oldu. Twitter hesabımdan bana ulaşan biri, blogları ilgilendiren birkaç detayı paylaştı benimle. İlk önce "acaba karşılığında bir şey isteyecek mi?" diye düşündüm. Evet, belki yanlış bir düşünce ama aklımdan ilk geçen bu oldu. Aradan bir hafta geçti ve o kişi benden hiçbir şey istemedi. Gerçek bir yardım ile karşı karşıya kalmıştım. Ve bu beni çok mutlu etti.

Beynim neden "acaba " sorusunu sordurmuştu kendine?
Yaşadıklarımız, okuduklarımız, gördüklerimiz karşısında düşünce yapımızı kodluyoruz ve hayatımızı
ona göre şekillendiriyoruz.
İlkokul çağındaki çocuğa ilk öğretimiz, karşılıksız bir şey yapmasının saçma olduğu. Nasıl mı? Kızım/ oğlum sınıfı geç, sana tablet alacağım deniyor. Hop çocuk kodlarına yazıyor. Bir şey yaparsam, kesin bir karşılığı olmalı bu hayatta diyor.  O çocuklar büyüyor hayatına biri giriyor. Çocukluğundan gelen kodlar yüzünden ona sevgimi verirsem, karşılığında somut bir şeyler elde etmeliyim diyor. Bu aşamada nur topu gibi bir çıkar ilişkisi sahibi oluyorlar. Böylece hayatlarının her aşamasını maddi temellere dayalı bir menfaat ilişkisine çeviriyorlar.

Yardım etmek çok zor bir eylem değil. Hatta yardım ettiğinizde kendini iyi hissedersiniz. İçinizi garip bir huzur kaplar. İşte o hissi hiçbir şeyde bulamazsınız.

Kendimden birkaç örnek vermek istiyorum.
Radyo yayını yapmaya gönül vermiş bir arkadaşımın tüm yayınlarını dinleyip, yayını nasıl daha iyi yapabilir diye destek olmuştum. Çünkü bir işe gönül vermiş insanları desteklemek benim için çok önemli.
Zürih gezimin sonunda, cebimde kalan bileti, havaalanında bilet almak için bilet makinesiyle uğraşan tanımadığım bir İngilize vermiştim. Adamın şaşkınlığı ve bileti kabul ettikten sonraki mutluluğu beni de mutlu etmişti.
Arkadaşım evini taşırken burada kimsesi yoktu. Bir günümü ona ayırıp evini taşımıştık beraber. Aradan bir sene geçmesine rağmen yeri geldiğinde sen benim kahramanımsın diyor. Kimsenin zorluklarla tek başına mücadele etmemesi gerektiğine inandığım için o gün onunlaydım.
Geçen yaz bir arkadaşıma bisiklet sürmesini öğrettim. O yok olmayacak dedikçe peşinden koşup durdum. Gerçek anlamda koştum. Benim iki katım olmasına rağmen arkadan dengesini sağlayabilsin diye bisikleti tutmuştum. Hayır yapabilirsin dedim ve yaptı da. 1 hafta sonra bisiklet aldı ve tüm yaz birlikte pedalladık. Pedallarken birlikle bir şeyler yapabilmenin keyfine vardım.

Aslında her etkileşim bir menfaat içerir.
Benim menfaat ilişkimin temelinde mutlu hissetmek yatıyor. Çevremdeki insanları mutlu etmek, beni de mutlu ettiği için onlara yardım ediyorum.
Bu satırlardan sonra söz sizde.
Kendi kendinize sorun bakalım. Acaba sizin menfaat ilişkinizin temeli ne?

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

2 Mart 2017

Ucuza Uçmanın En Kolay Yolu


Başlığa bakınca "bir tanıtım yazısı mı okuyacağım?" hissi yaratmış olabilirim lakin işin özü öyle değil. Ucuz uçak bileti bulmak için neler yapıyorum onları yazmak istedim. Yine bir seyahat planı içerisindeyim. Mart sonu Türkiye'ye gideceğim. Artık tüm hava yollarının Polonya - Türkiye seferlerini ezberlemiş bulunuyorum.

Krakow'dan Türkiye'ye direk uçuş olmadığı için ulaşım biraz çetrefilli. Mecburen aktarma yapmak zorunda kalıyorum. Aktarmaları da hiç sevmediğim MUC- Münih veya  FRA- Frankfurt hava alanlarından yapıyorum.

Seyahat tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki ucuz uçak bileti bulmanın en kolay ve kullanışlı yolu Skyscanner adlı siteden geçiyor. Bu güne kadar tüm biletlerimi oradan aldım ve hiçbir sıkıntı yaşamadım. Sadece bilet alırken birkaç ufak ayrıntıya dikkat etmek lazım. 

Şimdi gelelim işin püf noktalarına;

  • Gidiş-dönüş bilet almak, tek yön bilet almaktan daha ucuz. Tek yön bilet fiyatı, gidiş-dönüş bilet fiyatı ile neredeyse aynı. Bunu havayollarının kendi internet sitelerinden de teyit edebilirsiniz.
  • Site gece yarısından sonra bilet fiyatları güncelleniyor. Yani gece yarısı bilet almak bir avantaj.
  • Kalkış ve varış noktasını seçtikten sonra site en ucuz bilet kombinasyonunu yaratıyor. 
  • Uygun bileti seçtikten sonra bavul kurallarını kesinlikle okumalısınız. Çünkü ilk sıralarda çıkan uçuşlarda sadece kabin bagajı taşıma hakkı oluyor. 
  • Eğer bagaj satın almak istiyorsanız biletleme aşamasında bagaj eklemeyi unutmayın. Unutursanız da dert değil sonradan eklersiniz lakin elinizde bavulunuz ile hava alanında bagaj ekletmekle uğraşmak pek keyifli değil. Benden söylemesi.
  • Kredi kartı veya debit kartla biletinizi alabilirsiniz.
  • Biletleme işlemi gerçekleştikten sonra uçuş ayrıntılarını görebileceğiniz bir e mail alıyorsunuz. Gelen mailin çıktısını alabilir veya mailde yer alan rezervasyon kodunu bir yere not edebilirsiniz. Ben genelde bagaj eklediğim için çıktıları alıyorum. Havaalanına gidip bir sürpriz ile karşılaşmak istemem.
  • Tüm bu süreci tamaladıktan sonra artık uçmaya hazırsınız demektir.  


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş: