27 Nisan 2017

22. İzmir Kitap Fuarı


Kitap severler toplaşın. Bu yazı tam size göre. İzmir kitap fuarı, benim İzmir'de olduğum tarihe denk geldi. Bende yarattığı mutluluğu tahmin edebilirsiniz. İstanbul'da yaşadığım süre boyunca, kitap fuarına gidemiyordum. Neden mi? Çünkü bana çok uzaktı. Neyse konumuza dönelim hemen.
Pazartesi günü öğlenden sonra kitap fuarında soluğu aldım. Ulaşımı oldukça rahat. Ben araba ile gittim. Kocaman bir otoparkı var. Fuarda neredeyse tüm yayın evleri stand açmış. Bunun yanı sıra sahaflar da  fuardaki yerini almış. Eski plak ve dergi severler için tam bir cennet. Hafta içi gittiğim için kalabalık değildi. Rahat rahat gezebildim. Ayrıca okulların, minik okuyucuları fuara getirdiğini görünce çok mutlu oldum. Bizim kitap okumayı sevebilen bir gençliğe ihtiyacımız var.
Fuar alanından birkaç kare fotoğraf ile başlıyorum. 


Bu kartpostallara bayıldım. Çok ciciydiler.






Şimdi gelelim kitap fuarından aldıklarıma. İşi biraz abartmış olabilirim. Lakin kendime hakim olmuş halimle 23 kitap, 2 çizgi roman ve 1 çocuk kitabı aldım. Şimdi bunları Krakow'a nasıl götüreceğim sorunu baş gösterdi. Eğer öyle bir sıkıntım olmasaydı sanırım bu sayı ellileri hatta yüzleri bulabilirdi.




İşin en güzel kısmı başlıyor. Teker teker poşetleri açıp kitapları inci gibi masanın üzerine dizme faslından bahsediyorum. Hadi gelin, aldığım kitaplara birlikte göz atalım. Çok düzenli bir çalışma yaptım ve yayınevlerine göre ayırdım kitapları. 

İletişim Yayınları:


Kitap İsimleriListe FiyatıFuar Fiyatı
Bizim Büyük Çaresizliğimiz  17,5 TL 14 TL
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku 8,50 TL 6,80 TL
Kırlangıç Dönümü 22,5 TL 18 TL
Erken Kaybedenler 16,50 TL 13,20 TL
Olduğu Kadar Güzeldik 14,50 TL 11,60 TL
Sandık Odası 27,50 TL 22 TL
Toplam 107 TL 85,60 TL


İthaki Yayınları: 


Kitap İsimleriListe FiyatıFuar Fiyatı
Kaplan! Kaplan! 23 TL 17,25 TL
Kıyamete Bir Milyar Yıl 12 TL 9 TL
Toplam 35 TL 26,25 TL

Türkiye İş Bankası Yayınları :


Kitap İsimleriListe FiyatıFuar Fiyatı
Olağanüstü Bir Gece** 8 TL 6 TL
Paris Sıkıntısı 11 TL 8,25 TL
Mürebbiye 9 TL 6,75 TL
Köpek Kalbi 12 TL 9 TL
Toplam 40 TL 30 TL

Can Yayınları: 


Kitap İsimleriListe FiyatıFuar Fiyatı
İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar 14 TL 9,80 TL
Zorba 19 TL 13,30 TL
Otranto Şatosu 13 TL 9,10 TL
Veronika Ölmek İstiyor 18,50 TL 12,95 TL
Ademoğlu Neredeydin? 16 TL 11,20 TL
Toplam 80,50 TL 56,35 TL


6.45 Yayınları:


Kitap İsimleriListe FiyatıFuar Fiyatı
Adroidler Elektrikli Koyun Düşler mi? 19,50 TL 13,65 TL
Yüksek Şatodaki Adam 24,50 TL 17,15 TL
Palmer Eldritch'in 3 Stigmatası 18,50 TL 12,95 TL
Don Kişot Nasıl Yapıldı 9 TL 6,30 TL
Toplam 71,50 TL 50,05 TL


Farklı Yayınevlerinden: 



Kitap İsimleriListe FiyatıFuar Fiyatı
Tıkanma 20 TL 15 TL
24 Saat Açık Kitapçının Sırrı 23 TL 10 TL
Cinayet Sırları 20 TL 5 TL
Sandman Prelüdler&Noktürnler 32 TL 26 TL
Babam Süt Peşinde 15 TL  11 TL
Toplam 110 TL 67 TL






Toplam fiyatı  444 TL tutarındaki kitapları fuar sayesinde 315,25 TL'ye satın aldım.
Yapmış olduğum alışverişten dolayı oldukça mutluyum. 

*Çocuk kitabını yeğenim için aldım. Yakında filmi çekilecek bir kitap. Alır almaz da okudum. Oldukça güzel bir konusu var. 
** "Olağanüstü Gece" adlı kitabı daha önce pdf formatında okumuştum. Fakat ev ahalisinin de okumasını istediğim için aldım. 
Siz de İzmir'de yaşıyorsanız veya nisan ayının otuzuna kadar İzmir'e yolunuz düşerse, fuara kesinlikle uğrayın derim. Kitap severler için tam bir cennet. Bu arada son gün oluşacak kalabalığı göze alırsanız daha uygun fiyatlar ile kitap satın almanız mümkün. 
Kendime ve herkese keyifli okumalar diliyorum. 
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

24 Nisan 2017

Marsta Zaman Kayması - Philip K. Dick


Bu yazımın konuğu bilim kurgu kitapların üstadı olan Philip K. Dick. Daha önce beş kitabını okuduğum için hiç tereddüt etmeden bu kitabını da okudum.

Marsta Zaman Kayması 1962 yılında yazılmış 370 sayfadan oluşan bir bilim kurgu.

2045 yılında Mars'ta koloni kuran insan ırkının orada yaşayanları köle edişini konu alıyor. Kurulan koloninin en büyük sorunlarından biri sudur. Eski Dünya'da yer alan kavgalar ve iktidar sorunları da yavaş yavaş yeni oluşum içinde kendini göstermeye başlamasıyla olaylar gelişiyor. Yeni oluşumda kusursuz bir ırk yaratma çalışmaları, şizofren tanısı konulan çocukları oldukça zor bir durumda bırakıyor. Bu süreç içerisinde eski bir şizofren olan tamirci Jack Bohlen'in hikayeye dahil olduğunu görüyoruz. İktidar hırsı içinde yanıp tutuşan Arnie Kott ile bir takım anlaşmalar yapıyor ve kitapta olayların akışı farklı bir yönde ilerliyor.

Kitaptan alıntılar;

Solup giden bir ırk için ne yapılabilirdi? Mars'ın yerli halkı için zaman, 60'larda ilk Sovyet gemisinin televizyon kameralarıyla birlikte gökyüzünde belirmesinden çok daha önce tükenmişti. Hiçbir insan grubu onları yok etmek için komplo kurmamıştı, çünkü buna gerek kalmamıştı. İlk başlarda muazzam bir merak kaynağı olmuşlardı. Çünkü onlar, uğruna milyarlar harcanan Mars'a ulaşma projelerinin sonucunda elde edilen keşiflerdi. Onlar dünya dışı bir ırktı.
Bir şey var ki, eğer biri intihar ettiyse adamın şunu bildiğinden emin olabilirsin: o, toplumun yararlı bir üyesi olmadığını biliyordur. Yüzleştiği asıl gerçeklik ve onu intihara götüren şet de budur; hiç kimse için önemli olmadığının farkına varmak. Emin olduğum bir şey varsa o budur. Bu bir doğa kanunu harcanabilenler de yok olurlar, bunu kendi elleriyle de yaparlar. Bu yüzden, bir intihar olayı duyduğumda uykularım kaçmıyor. Mars'taki doğal olarak nitelendirilen ölümlerin kaçının aslında intihar olduğunu duysan şaşarsın. Yani şunu demek istiyorum; içinde yaşadığımız çevre zalim ve acımasız. Yaşadığımız bu yer, uyumsuz olanı uyumlular içinden çıkarıp atar, ayıklar.
Kendilerini ilgilendiren bir şey söz konusuysa, zekidirler. Belki de bu, bize gerçek zekânın ne olduğunu görmekte yardımcı olur; zeki olmak, bir sürü kalın kitap okumak ya da uzun sözcükler bilmek değildir. Kendi yararınıza olabilecek bir şeyin farkına varabilmektir. Gerçek zekâ kullanışlı olabilmektir.

Yazar otoriteye uyum göstermeyen herkesin içinde bulunduğu tehlikeleri çarpıcı bir dil ile aktarıyor. Yazıldığı dönem göz önüne alınınca oldukça başarılı bir bilim kurgu olduğunu söylemek mümkün.

Okuma keyfinizi kaçırmamak adına çok fazla detay vermeden kitabı anlatmaya çalıştım.
Keyifli okumalar.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

16 Nisan 2017

Kahve bahane #1


Arada bir, belirli bir konu bütünlüğü olmayan dağınık yazılar yazmak geliyor içimden. O zaman başlık konusunda sıkıntıya düşüyorum. Düşündüm ve bir anda aklıma "kahve bahane" adlı bir seri oluşturmak geldi.
Bundan böyle bu seride; kahve bahane, yazmak şahane diyip içimden gelenleri yazacağım.

Krakow'dan İzmir'e geleli 17 gün oldu. İzmir günlerim hızla geçiyor. Düğün telaşı içindeyiz. Resmi olarak görümce olmama son bir hafta kaldı. Pardon bizim gelinin söylemiyle börülce oluyordum.

İki haftadır abiye kıyafet için girip çıkmadığım mağaza kalmadı. Hatta bir ara "yok bir şey bulamayacağım, acaba kumaş alıp diksem mi?" diye düşündüm. Umudumu tüketmişken bir kıyafet buldum. Bu işi de halletmiş olmanın mutluluğunu tam yaşayacaktım ki hasta oldum. Hava bir sıcak, bir soğuk. Ben de ne giyeceğimi bilemediğimden, üşüttüm sanırım. İki gündür halsizlik, boğaz ağrısı, baş ağrısı ve ateş ile uğraşıyorum.

Bu koşuşturmanın içinde e-kitap formatını bulamadığım kitapları okuyorum. İrfan Değirmenci'nin "Bir Uyuyup Uyanalım" adlı kitabını okudum. Onunla ilgili bir inceleme yazısını yakında yayınlayacağım. Kitap biter bitmez, daha önceki gelişimde alıp Polonya'ya götürmediğim " Golem ve Cin" adlı kitaba başladım. Kitabın arka kapağında dediği gibi " içinde kaybolacağınız büyülü bir masal". Oldukça akıcı güzel bir kitap. Günlük 100 sayfa okuma hedefim var. Şimdilik gayet emin adımlarla ilerliyorum.

Bu arada Nachnuch ile hiç ilgilenemiyorum. Aslında ne güzel çantalar tasarladım, diktim ve İzmir'e getirdim. Ama siz deyin tembellikten, ben diyeyim koşuşturmaktan halen fotoğraflarını çekip sosyal medya hesaplarımda paylaşamadım. Bu hafta bir günümü fotoğraf işine ayırmam lazım.

Düğün işini bitirdikten sonra belki minik bir kaçamak yapabiliriz. Öyle çok uzaklara değil canım. Alaçatıya gideriz biz.

Farkındayım yazı yazı değil, sebze çorbası gibi oldu.
Şimdilik benden bu kadar.
16 Nisan 2017 - Saat: 01.05
Bir sonraki kahve bahane serisinde görüşmek üzere,
Sevgiler...
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

15 Nisan 2017

Hayalperestler Patti Smith


Hayalperestler'i kimin tavsiyesi üzerine okuduğumu şu an hatırlamıyorum. Bir şekilde okunacaklar listemde yerini aldığı için okudum. 92 sayfadan oluşan, çok dağınık bir şekilde kaleme alınmış kısa otobiyografi kitabı demek çok yerinde bir tanım olur. Belki Patti Smith'in hayat hikayesine hakim olan okuyucular için bir şeyler ifade edebilir. Ben de ise derin duygular yaratmayan bir kitap oldu.
Kimse olmadığı birine dönüşemez.

Bazı kitaplar  için okunmasam da olurmuş diyorum. Sanırım bu kitap da o listede yerini aldı. Buna rağmen yazarın çocukluğuna ait anıları okumak isteyenler için güzel bir kaynak olduğunu söyleyebilirim.
Keyifli okumalar.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

8 Nisan 2017

Blog Sözlük İzmir Zirvesi



Blog sözlük projesinden daha önce bahsetmiştim. Sıcak, samimi ve düzeyli bir sözlük projesi olur kendisi. Gün geçtikçe büyüyor ve aramıza yeni yazarlar katılmaya devam ediyor. Ben de Blog Sözlüğe gönül veren yazarlardan biriyim. On aydır da sözlükte moderatörlük yapıyorum.

Sözlükte aylar önce bir başlık açılmıştı. Blog Sözlük İzmir zirvesi olsa güzel olur diye. Başlığı görünce neden olmasın dedim. Gelmek ve tanışmak isteyen yazarlar ile vakit geçirmek güzel olur diye düşündüm. İzmir'e adım atar atmaz buluşma için kolları sıvadım. Dün akşam ise bu büyük buluşma gerçekleşti. Açıkcası ilk başta biraz tereddüt ettim. Acaba ortam nasıl olacak, sohbet akacak mı? Bunlar buluşma yerimize giderken kafamda dönüp duran sorulardı. Ama tüm tereddütlerimin boşuna olduğunu ilk yarım saatte anladım. Çünkü zirveye katılan tüm yazarlar çok içten ve sıcak kanlıydı. Laf lafı açtı. Sohbet uzadıkça uzadı. Küçük çekilişler yaptık ve 3 şanslı yazarımıza kitap hediye ettik.

Herkesin keyif aldığı güzel bir organizasyon oldu. Tabiri caizse, tadı damakta kaldı.
En kısa sürede yeni bir toplantı ayarlamak farz oldu.
Eğer siz de Blog Sözlük ailesine katılmak isterseniz bana iletişim bölümünden mesaj atabilirsiniz.

Blog sözlük nedir?  
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

Huckleberry Finn'in Maceraları - Mark Twain


Blog Sözlük okuma etkinliğinin daimi katılımcısı olarak, seçilen tüm kitapları okumaya özen gösteriyorum. Huckleberry Finn'in Maceraları da etkinliğin 6. kitabıydı.

Kitap 1884 yılında yazılmış 367 sayfadan oluşan bir macera romanı.

Tom Sawyer'in arkadaşı olan Huck ayyaş babasından kurtulmak için bir kaçış planı düzenler. Eğer planında başarılı olabilirse herkes Huck'ın hayatını kaybettiğini zannedecektir ve Huck istediği özgürlüğü elde edebilecektir. Yolculuğu sırasında kendisi gibi kaçak olan zenci köle Jim ile yolları kesişir. Birlikte macera dolu bir yolculuk yapmaya başlarlar. Tek istedikleri özgürlüklerine kavuşmaktır. Bu arada uğradıkları yerlerde yeni yol arkadaşları edinirler. Bu yeni yol arkadaşları yüzünden oldukça zor durumlarda kalırlar. Bu zorluklar içinden sıyrılıp, özgürlükleri için seyahatlerine devam etmeyi başarırlar. Kitabın sonlarına doğru yolları Tom Sawyer'in teyzesi ile kesişir. Böylelikle büyük bir hayalperest olan Tom da kitaba dahil olur. Ondan sonrası ise akıl almaz olaylara gebedir.

Tek istediğim bir yerlere gitmekti; sadece değişiklik istiyordum, belli bir yere gitmek değildi amacım.
 Yeni dul bayan ya da rahip dua edince işe yarıyordu, ama benim gibiler edince bir şey olmuyordu, anlaşılan sadece doğru kişiler dua edince işitiliyordu.  
Doğruyu yapmaya öğrenmeye çalışmamın boşa olduğunu anlamıştım; küçükken iyi terbiye almayan, yol yordam öğrenmeyen bir insan ne kadar çabalarsa boş.
Bu son zamanlarda okuduğum ikinci macera kitabıydı. Sanırım yolculuk kurgusu içinde yazılmış kitaplar beni tam anlamıyla içine çekmiyor.
Tabii burada " Don Kişot" yapıtını tenzih ettiğimi belirtmeliyim.

Keyifli okumalar.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

5 Nisan 2017

İzledim: Van Gogh

Van Gogh ( Tek kişilik oyun )

Türkiye günlerini dolu dolu geçirmeye devam ediyorum. Polonya'da özlemini çektiğim şeylerden biri tiyatro oyunları. Sinema konusunda şanslıyım. Dublajsız film gelirse izleyebiliyorum. Ama orada bulunduğum 2 sene boyunca tiyatroya gitme şansım olmadı. Lehçeyi öğrenemediğim süre boyunca da öyle bir şansa sahip olamayacağımın farkındayım.

İzmir'e gelmeden önce biletini aldığım bir tiyatro oyununu izledim dün akşam. Hakan Gerçek'in tek kişilik performansıyla dolu dolu geçen 2 perdelik bir oyundu.

Vincent Van Gogh'a hayran biri olarak bu oyunu izlemeyi çok istiyordum. Perde aralandığında acı dolu bir hayat serüvenine sahip olan Vincent Van Gogh'un hayatının içinde buluyorsunuz kendinizi. Resim çizmeye başlamasından intihar ettiği süreye kadar geçen dönemi, çıldırışını sahnede görüyorsunuz. Seneler önce Theo'ya Mektuplar adlı kitabını okumuştum. Oyunun içinde Vincent Van Gogh'un, kardeşi Theo'ya yazmış olduğu bu mektuplardan alıntılar vardı.

Oyun hakkında küçük bir eleştirim olabilir. Tiyatro severler bilir. Tek kişilik oyunlar biraz ağırdır. Odaklandığınız tek kişi vardır. Yardımcı unsurlar ( sahne dekoru, ışıklar ve müzik ) oyuncuya eşlik eder. Sahne dekorunu çok beğendim. Sahnenin tam ortasında Van Gogh'un tablolarını yansıttıkları bir ekran vardı. Çizmiş olduğu tabloların çıkış hikayelerini dinlemek beni oldukça etkiledi. Müziklerin bazı bölümlerinde kullandıkları bebek sesi beni rahatsız etti. Sahneye yakın bir koltukta oturmama rağmen, müzik sesleri yüzünden oyuncunun sesini duymak biraz güçleşti. Oyunda ışıklar çok doğru yerlerde ve dozunda kullanılmıştı. Ayrıca Van Gogh tablolarında görmeye alışık olduğumuz mumların, sahne dekorunda yer alması çok ince ve hoş bir ayrıntıydı. Büyük bir sevgi ve emek ile hazırlanmış güzel bir oyundu.

Bir yüzden sevgi çıkarılabilir mi ya da bir yüze sevgi eklenebilir mi?
Kendimin resmini yapıyorum, kendimi bulmak için. Resim yapmayı, aramayı sürdürüyorum. Her portre benim bir parçam çünkü, ama hiç biri tam olarak ben değilim. 
Tiyatrogerçek sitesinden alıntıdır.

Tiyatrogerçek tarafından sahnelen oyunu izlemek isterseniz şanslısınız. Bu sıralar turnedeler. Oyun birçok ilde tiyatro severler ile buluşacak. Oyun biletini biletix adlı siteden alabilirsiniz. Ayrıca twitter hesaplarında, hangi ilde olacaklarını duyuruyorlar.

Ülkemizde tiyatronun hak ettiği değere ulaşması dileğimle bir yazımın daha sonuna geldim.
Yeni yazılarda görüşmek üzere.

Benim resim çizme serüvenimi okumak isterseniz Beyni oyalamanın birçok yolu adlı yazıma göz atabilirsiniz.
Sevgiler.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

27 Mart 2017

Polonya'dan ne alınır?

Yazı başlığından da anlaşılacağı üzere bir Türkiye seyahatime daha saatler kaldı. Genellikle giderken ev ahalisine ufak tefek buraya özgü şeyler götürüyorum. Bavul hazırlığı yaparken neden bunun hakkında bir yazı yazmıyorum ki dedim ve kolları sıvadım.

Gezip yeni yerler görmek güzel. Genelde de gezdiğimiz yerlere ait eşyalar alırız. İki senedir Polonya topraklarında yaşadığım için size buralardan neler alınır şeklinde detaylı bir yazı hazırlamak istedim. Eğer yolunuz Polonya'ya düşerse veya yakın zamanda bir ziyaret planınız varsa bu bilgiler işinize yarayacaktır. Kalemi kağıdı hazır ettiyseniz anlatmaya başlıyorum.

1- Votka 

Burası tam anlamıyla bir votka cenneti. Aklınıza gelebilecek her çeşit votkayı bulabilirsiniz. Polonya üretimi olan votkaların hediye boyları da mevcut. Tüm marketlerde (büyük, küçük farketmez) bulabilirsiniz. Benim size önerim Żubrówka ile Soplica adlı votkaları tatmanız ve almanız.

Żubrówka burada en çok sevilen saf votka üreticisi. Bizon otlu çeşidini alırsanız şişenin içinde bir dal ot oluyor. Afili bir görünüşe sahip.



Soplica ise meyveli çeşitleri ile meşhur votka üreticisi. Özellikle shot hazırlarken kullanılıyor. Bizim favorimiz fındıklı ve limonlu olanı. Fındıklı olanını süt ile karıştırarak güzel bir shot elde edebilirsiniz.


Polonya halkı votkayı su gibi tüketiyor. Ayrıca içim ritüelleri mevcut. Karşılıklı votka içiyorsanız kendi bardağınızı doldurmayın. Birbirinizin bardağını doldurmak adettendir. Ve votka her zaman soğuk içilir. Bunu ben değil, Polonyalılar diyor.

 2- Kabanos 

Farklı lezzetler denemeye açık bir arkadaşınız veya yakınınız varsa bu kabanos tam ona göre bir hediye olabilir. Özellikle biranın yayında güzel bir atıştırmalık olarak tüketiliyor. Sadece Sokolow markanın %100 daha etli olan bir çeşidi var. Onun haricinde domuz eti kullanılıyor. Aklınızda bulunsun. Bu konuda hassassanız dikkat etmek lazım.
" Nedir bu kabanos?" derseniz, en yalın tanımıyla özel yöntemler ile tütsülenmiş ve kurutulmuş et diyebilirim.



3- Oscypek Peyniri

Zakopane dağlarında otlayan koyunların sütü ile yapılan bir peynir Oscypek. Festival zamanları şehirde kurulan küçük dükkanlarda türlü halini görebilirsiniz. Genelde ızgarada pişiriliyor ve reçelle servis ediliyor. Pişmemiş hali kuru et tadında, piştiği zamansa hellim peyniri gibi yumuşak bir hal alıyor. Vakumlu ambalajlarda tüm marketlerde bulabilirsiniz. Evde hellim gibi pişirebilirsiniz. 


4- Amber Taşı 

İyi, hoş dedin de biz içki de içmiyoruz, domuz eti de yemiyoruz diyorsanız; buranın meşhur taşı olan amberle tanışma vaktiniz geldi demektir. Biz bu taşı kehribar olarak tanıyoruz. Baltık denizinden çıkan bu taş buranın sembolü hali almış durumda. Oldukça değerli olduğu için fiyatları biraz pahalı gelebilir. Lakin her bütçeye uygun güzel hediye alternatifleri mevcut. Amber taşını Rynek Glowny w Krakowie'de bulunan Sukiennice Krakow'da bulabilirsiniz.



Rönesans döneminde inşa edilen ve o zamanlarda kumaş çarşısı olarak kullanılan Sukiennice Krakow şimdilerde minik hediyelik eşya dükkanlarının yer aldığı bir çarşıya dönüşmüş. Amber taşını en uygun buradaki dükkanlardan alabilirsiniz. 


5- Ejderha Maskotu

Krakow'un bir ejderha hikayesi var. Krakow güncesi adlı blogumda da hikayesine yer vermiştim. Bu hikayeden dolayı sokaklarda bolca ejderha maskotu görebilirsiniz. Minik tanıdıklarınız için güzel bir hediye seçeneği olabilir. Hediyeyi verirken hikayeyi anlatmayı unutmayın.



Bunlar standart hediye alternatiflerinin yanı sıra tamamen Krakow'a özgü olan şeylerdi. Eğer ben kupa ve magnet almaktan yanayım derseniz, Wawel kalesinin altında yer alan hediyelik dükkana uğrayın. Meydanda birçok hediyelik eşya dükkanı var. Fiyat açısından, bahsettiğim yer bu ürünleri en ucuza satan dükkan. Ama küçük bir hatırlatmam var. O dükkandan alışveriş yapmak istiyorsanız nakit paraya ihtiyacınız olacak. Pos makinesi kullanmıyorlar.


Umarım bu yazı sizin için faydalı olmuştur. Gezi planına Krakow'u dahil eden herkese, şimdiden iyi tatiller diliyorum.
Eğer Krakow hakkında daha detaylı bilgiye ulaşmak isterseniz Krakow güncesi adlı bloguma göz atabilirsiniz. Hatta yeni yazılardan haberdar olmak için takip edebilirsiniz.
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

26 Mart 2017

Sol Ayağım Christy Brown



Sol Ayağım, beyin felcinin kurbanı olarak hayata merhaba diyen Christy Brown'un gerçek yaşamından bir kesit okumamıza olanak sağlayan 189 sayfalık bir otobiyografi.

İnsanın koşulsuz sevgi ile içindeki cevheri keşfedebileceğinin en güzel kanıtı bu kitabın satır aralarında gizlidir. İnsanoğlu için istedikten ve inandıktan sonra aşılamayacak hiçbir engelin olmadığını görebilmemize ve acaba ben olsam " bu kadar güçü olabilir miydim? " sorusunu akla getirir.

Yaşam içerisinde karşılaştığımız küçücük zorluklara karşı ne kadar çabuk pes ettiğimiz gerçeğini tokat gibi yüzümüze çarpıp, yenilgilerimizden dolayı oluşan büyük hayal kırıklıklarımızın ne kadar gerekesiz olduğunu görmenize yardımcı olur.

Kitap bir otobiyografi olduğu için çok yalın ve akıcı bir dille yazılmış. Böylelikle çok kolay okunabiliyor.

Artık her şeyi, eğlence ve merakla dolu küçük bir çocuğun gözleriyle değil de bir sakatın, kendi kaderini keşfetmiş bir sakatın gözleriyle görüyordum.

Benden veya hayattan bir şeyler eksilmiş gibiydi, ama hangimizden olduğunu bilemiyordum.

Bundan önce çok fazla okumamıştım. Kitaplar bizim evimizde nadir rastlanan bir şeydi. Ekmeğin daha önemli bir şey olduğu düşünülürdü. Midelerimizi doldurmak zihinlerimizi beslemeye oranla daha önemli bir şeydi.

Eğer kendinizle barışık değilseniz (özellikle dış görünüşünüzden dem vurup duruyorsanız) bu kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.

Keyifli okumalar.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

23 Mart 2017

Eleştiri



Biri bizi eleştirdiği zaman genelde canımız sıkılır, moralimiz bozulur, bazen de eleştiri karşısında öfkeleniriz. Yaşam döngüsü içinde herkes eleştiriye maruz kalıyor. Peki ne kadarımız bu eleştirileri umursamıyoruz veya ne kadarımız bu eleştiriler yüzünden içimizde öfke biriktiriyoruz?

Bu aralar sosyal medya diye adlandırılan platformlarda eskiye nazaran biraz daha fazla vakit geçiriyorum ve gözlemlediğim kadarıyla gereğinden fazla bir eleştiri tufanı var. Tabii bu tufan içinde ben de nasibimi alıyorum.

Hal böyle olunca;
Eleştiri çeşitleri nedir? 
Eleştiri bizde nasıl etkiler bırakır?
Eleştiri karşısında nasıl davranmalıyız? 
Bunları maddeler halinde yazmak istedim.

1- Kendinize sormanız gereken en temel soru, eleştiren kişi sizin için ne anlam ifade ediyor?
Örneğin yolda dalgın bir şekilde yürürken birine çarpıyorsunuz ve karşınızdaki kişi "sen çok aptal birisin" diyor. Bunu eve gidip düşünür müsünüz? O kişi bana neden böyle dedi? Acaba gerçekten ben aptal mıyım? Çoğunluk bu olayı değerlendirmeye bile almaz. Çünkü o sözleri sarf eden kişi sizi tanımıyordur.
Bu örneği günlük hayatımıza taşıyalım. Kişinin merkezde olduğu bir nokta düşünün. Sonra o noktanın etrafına dairlere çizin. Merkez noktaya en yakın daire, size en yakın kişileri temsil ediyor. İkinci daire daha az samimi olduğunuz kişileri sembolize ediyor. Bu dairler giderek merkezden uzaklaşır ve genişler. Merkeze uzaklık arttıkça sizi tanıma ve sizinle samimi olmak seviyesi gitgide azalır.
Peki, ben bu daire örneğini neden yazdım? Herhangi bir eleştiriye maruz kaldığınızda, sizin değerlendirme yapmanıza yarayacak olan bu yöntemi şekilleştirmeye çalıştım. Sizi eleştiren kişi sizin merkez noktanıza ne kadar yakın? Sizi ne kadar tanıyor? Eleştiren kişinin konumunu değerlendirip, söylediklerini bu doğrultuda dikkate almak en sağlıklısı.

2- Eleştiriyi kişiselleştirmek doğru mu?
Çevrenizde duyduğunuz her eleştiriyi çok doğru kabul ederseniz bununla başa çıkmak zorlaşır. Ayrıca başka bir konuya da dikkat etmek lazım. Çevremizdeki insanlar belki sizi kıskandığı için, belki de sahip olmak isteyip de sizde gördükleri ve sahip olamadıkları bir şey için sizi hunharca eleştiriyor olabilir. Eleştiriyi değerlendirirken bu bu faktörleri göz önünde bulundurmak gerekir. Gelen her eleştiriyi hop aldım, kabul ettim demeyin.

3- Eleştiri ya doğrudur ya da yanlıştır. 
Biri sizi eleştirirken iki ihtimal vardır. Eleştirinin yanlış olduğuna düşünüyorsanız bir sorun yok. Lakin eleştirildiğiniz konu doğruysa şunu unutmamak lazım. Kimse, kimseden mükemmel olmasını beklemiyor. Neticede insanız ve herkes gibi hata yapabiliriz. Bir önceki madde de söylediğim gibi eleştiriyi kişiselleştirmek yerine, önemli olan yapılan hatayı keşfedip kendimizi geliştirebilmemizdir.

4- Eleştiri konusunu netleştirin.
Aldığınız her eleştiriyi sineye çekip, gece uykularınızı kaçırmasına izin vermeyin. Örneğin karşınızdaki kişi, sen çok beceriksizsin derse, hangi alanda beceriksiz olduğunuzu sormaktan çekinmeyin. Spesifik bir açıklama geldiğinde, "peki benden ne yapmamı istiyorsunuz?" diye sorun. Yani olayı en ufak detaylarına kadar netleştirin. Böylelikle o eleştirinin nereye hitap ettiğini ortaya çıkarmış olursunuz ve çözüm yolunda size ışık tutar.

5- Her eleştiri yıkıcı değildir.
Bazı eleştiriler bizi geliştirmek, hatalarımızı görmemizi sağlamak ve bizi daha yukarı taşımak için yapılabilir. İşte bu eleştiri türüne yapıcı eleştiri diyoruz. Eğer etrafınızda yapıcı eleştiriler aldığınız kişiler varsa kendini şanslı sayabilirsiniz. Çünkü duyduğunuz her yapıcı eleştiri kendinizi geliştirmeniz için sizi motive edecektir.

6-Yapılan eleştiriye karşı ateş açmayı bırakın.
Karşınızdaki kişi size "çok kötüsün" dediğinde " asıl sen kendine bak, sen daha kötüsün" dediğiniz an savunmaya geçmiş oluyorsunuz ve ortada gerçek bir iletişim kalmıyor. Olay karşılıklı suçlamalara dönüyor. Konu neticelenmeden askıda kalıyor. İçinizde gereksiz bir öfke birikimine neden oluyor. Bu olayın akıbetinde, nur topu gibi içinizi kemiren bir altta kalma duygusuna sahip oluyorsunuz ve mışıl mışıl uyumanız gereken zamanlarda "keşke şunu da söyleseydim" derken kendinizi buluveriyorsunuz. Sonuç mu? Hayatınızda çok fazla yer kaplamayan bir insan sizden birkaç saatinizi veya bir kaç gününüzü çalmış oluyor. Böyle bir duruma maruz kalmamak için dördüncü madde de değindiğim gibi konuyu netleştirmek en sağlıklısı.

Tüm bu maddelere rağmen bir suçlama eleştirisi gayreti içinde olanlara karşı savunmaya girmeden; "Tamam. Sen böyle düşünüyorsun. Peki benden ne bekliyorsun? " sorusunu korkusuzca yöneltmek lazım. Bu soru karşınızdaki kişinin size karşı yapıcı olmasını sağlayacaktır ya da kötü niyetini itiraf etmesine zemin hazırlayacaktır. "Sen ne yaparsan yap, senden nefret etmememi engelleyemezsin" gibi bir itiraf duyabilirsiniz. Buna hazırlıklı olun. Birisi başka birisi hakkında küçümseyici, aşağılayıcı konuşuyorsa genelde kendinden bahsediyordur.

Olayların sizi etkileme derecesi ona verdiğiniz tepki ile doğru orantılıdır. Eleştirmek veya eleştiri almak kötü bir şey değildir. Sadece küçük bir detayı göz ardı etmemek gerek. Ne demiş atalarımız; iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

19 Mart 2017

Olağanüstü Bir Gece Stefan Zweig

Stefan Zweig

Bu kitabı okumamın iki nedeni vardı. Birincisi;  Stefan Zweing’in kalemi.
İkincisi ise kitap kapağında, kendisine büyük bir hayranlık duyduğum Van Gogh’un Yıldızlı Geceler adlı tablosunun yer alması.

Bazı yazarları okurken kitabın kötü çıkma ihtimalinin %0 olacağını biliyorum. İşte Olağanüstü Bir Gece adlı bu kitapta onlardan biri. 80 sayfada bir insanın içsel yolculuğu ancak bu kadar güzel anlatılabilir. 

Avusturya’da katıldığı bir çarpışmada şehit düşen bir baron’un notlarının Zwing’e ulaştırılması sayesinde yazılmış. Kitabın konusu oldukça sıradan. Ana karakteri varlıklı olmasına rağmen duygu yoksulluğu çeken bir bey. Bir pazar gününün sonunda tesadüfen olağanüstü bir gece geçiriyor. Geçirdiği bu gece sayesinde, kendi derinliklerini sorgulamasıyla hayatının sonsuza kadar nasıl değiştiğini anlatıyor. Körelen ve belli bir yaşam standartlarında sıkışıp kalan duyguların, bir gecede zincirlerinden kurtuluşunu okuyoruz. Derin bir kişilik analizi ile karşı karşıya kaldığımız bu kitapta, herkesin kendinden bir şeyler bulabileceğini düşünüyorum. Yapılan betinlemeler ve kurulan uzun cümlelere rağmen kitap su gibi akıp geçiyor. 

Kendi kendimi anlamaya başladığımdan beri diğer pek çok şeyi de anlıyorum: Açlıkla bir vitrini seyreden birinin bakışları beni kahreder, bir köpeğin neşeyle sıçrayışı büyüleyebilir.

Kendi kendiyle yüzleşmek ve kendini tanımlayabilmek, insan hayatında bir dönüm noktasıdır. 


Keyifli okumalar. 

Değmesin yağlı boyayın yorumundan sonra bu müziği eklemek şart oldu. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

17 Mart 2017

Çay sohbetleri


Çayın bizim hayatımızda çok önemli bir yeri var. Kendimi bildim bileli bizim evde çaydanlığın soğuk olduğu zamanlar sayılıdır.
Sabah kahvaltılısının baş tacıdır. Kahvaltı bittikten sonra, ince belli bardakta içilen keyif çayının tadı ise ayrıdır. Kahvaltının cilası olur o.
Haftasonları beş çayı vardır bizim evde. Çeşit çeşit atıştırmalıklar eşliğinde, balkonda kurulan bir sofrada çay da bizimledir. Ayrıca eş dost gelirse o sofraya, eğer şanslıysak bir de meltem eser ince ince, elimizde tavşan kanı çaylarımızla dalarız en koyu sohbetlere.
Akşam yemeğinden sonra çaysız olmaz! Çay demlenir, bir film açılır ve filmin heyecanı bardakların boşalma süresini belirler. Bunlar ev halleridir işte. Bizim evde içecek denildiğinde akla çay gelir. Ev dışında da farklı değildir durum.
İş yerinde örneğin; çaycı ablamız, sabah çaylarımızı yüzünde güzel bir gülümse ile günaydın derken bırakır masamıza. İş güç derken zaman geçer, akşam paydos demeye az bir vakit kalmışken hadi bir yorgunluk çayı içelim teklifi gelir diğer masadan. Günün kritiği yapılırken o günün son çayı içilir ofiste.

Gel zaman git zaman mekanlar değişir. Değişmeyen tek şey çaydır. Artık küçük bir koridorda bir semaver vardır bize eşlik eden. İlk tanışmalar o semaver başında bir bardak çay içilirken yapılır. Bir sonraki çayı içmek için sözleşilir ve sohbete ara verilir. Eğer havalar güzel ise karton bardaklardaki çay kapıldığı gibi işyerinin bahçesinde alınır soluklar. Zaman kıtlığından hızlı hızlı yudumlanır o çaylar.

Dost meclisinde de yeri vardır çayın. Bir çay demleyelim de dur sana neler anlatacağım denir. Bir demlik çay biter ama muhabbet bitmez. Kâh kahkaha eşliğinde kâh bir iki damla göz yaşı eşliğinde içilir çay.  Demlik biter, dostluk bâki kalır.

Bunların hepsi şimdilerde benim için bir anı aslında. Lakin gönlüm geçmiş zamanda yazmaya razı olmadı. Yazarken bir kez daha anımsadım. Hayatımda değişmeyen tek şey, şu bir bardak çay. Mekanlar değiştirdim, hayatıma insanlar girip çıktı, anılar biriktirdim çay eşliğinde.

Bu satırlar ise anıların getirdiği çay esrikliği içerisindeyken yazıldı. Okuduğunuz vakit siz de çayınızı yudumluyorsanız ve en az bunlardan birini hayat rutininiz içinde yaşadığınızı düşünüyorsanız yalnız değilim demektir.

Bir sonraki çay sohbetlerinde görüşmek üzere.
Sevgiler.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

14 Mart 2017

Mucize R. J. Palacio


Pegasus yayınlarının kitapları okumayalı çok uzun bir zaman olmuştu. Lakin Mucize'ye ait son 1 yıldır birçok yerde paylaşım gördüm ve çerez tadında bir kitap okumak istediğim bir dönemde başlayıp, kısa sürede bitirdim. 336 sayfa olan Mucize, sıra dışı bir çocuğun gözünden, insanların çoğu zaman ne kadar açımasız olduğunu anlatan, yazım dili oldukça basit bir kitap.

August'un penceresinden bakınca insanın içindeki nezaketin, sevginin tüm kapıları aralayabildiğine şahitlik ediyorsunuz. İnişli çıkışlı bir ruh halini ele almasına rağmen asla yılmamak gerektiğini kendi kelimeleri ile anlatıyor August. Ayrıca kitabın ana temalarından biri de önyargı denen illet. Çoğu insanın hayatında yer alan ön yargılar, tanınmaya değer insanlar ile iletişim kurmasına bir engel ve bu engelleri aşmak tamamen insanın elinde.

Tanrı'dan doğmuş olan herkes dünyayı yener.
Kısacası, öğreti gerçekten önemli şeylerle ilgili karar vereceğimiz zaman bize yol gösteren herhangi bir şeydir.
Haklı olmak ile nazik olmak arasında seçim yapmanız gerektiğinde, nazik olmayı seçin.
Bu çok garipti aslında; sizin için hayatınızın en kötü gecesiyken diğer herkes için sıradan bir akşam olabiliyordu. Mesela evdeki takvimime bugünü hayatımın en korkunç günlerinden biri olarak işaretleyebilirdim. Ama dünyanın geri kalanı için bu sadece sıradan bir gündü. Hatta belki de güzel bir gündü. Belki birileri bugün piyangoyu kazanmıştı. 
"Kişinin cesareti," dedi sessizce başını sallayıp gülümseyerek. Sağ elini, bir şey sayacakmış gibi kaldırdı. "Cesaret. Nezaket. Dostluk. Karakter. Bunlar bizi insan olarak tanımlayan ve zaman zaman yüce gönüllülüğe taşıyan niteliklerdir.
 Bu kitabı ortaokul ve lise öğretmenlerinin öğrencilerine okutmasını kendi adıma çok isterdim.
Keyifli okumalar.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

11 Mart 2017

Yasemin Avun Kimdir? sorusunun en matrak cevaplarını okumaya var mısınız?

Her cuma akşamı radyo programı yapıyorum. Blog sözlük ailesi olarak oldukça hoş vakit geçiriyoruz. İşte öyle bir program sonrası sözlükte adıma açılmış bir başlık gördüm. Satır aralarında aslında beni anlatan birçok özellik var.

Kimler, Yasemin Avun için neler söylemiş? Gelin beraber bakalım.
Ramazan Sargın: 13.yy'da yaşamış ünlü Türk düşünürü. Türklerin Avrupaya açılmasında öncülük eden ve Kıraker şehrine ayak basan ilk Türk Yazdığı makale ve kitaplar Kenya Nairobi de bir köy okulunda ders olarak verilmektedir.

Cezerye: Kitaplarını ilk olarak halıya yazdığı rivayet edilen bir düşünür. O zamanlar bol bol twist yapmaktan yıpranan ve yazıları karışan halıdan parşömene aktarmıştır yazdıklarını.

Fraustranger :  Hep daha ilerisini hedefleyen, çabalayan, çalışan düşünür. "Yasemin, yeter artık elindekilerle avun." diyenlere inat başarı merdivenlerini tırmanmıştır. Aynı zamanda 13.yy'nin sonlarına doğru yazılan Hakikat-i Blog Sözlük adlı eserde ismi en çok geçen filozoftur.

Kaan: Avun lehçede Warszawa demektir. Warszawa ise Polonya'nın başkentidir. Bu durumdan yola çıkarak çok rahat diyebiliriz ki, Polonya'nın kurucusu tabii ki de Yasemin Avun'dur.


Lalbakkal: "Türk, avun, çalış, güven" sözüne ilhan kaynağı olmuş feylesof.

Gizli özne: Kimi kaynaklarda ismi Yasmen olarak geçen, bir orta avrupa ülkesi olan Polonya'da yaşadığı rivayet edilen ünsüz feylesof. Ayrıca Maxwell tarafından icat edilen radyonun test aşamasında, ilk defa bir insan sesinin başka bir yere kablosuz olarak taşındığı zamanlarda "hello, evri dey kırakov" diyerek akıllarda yer edinmiştir. ilk vj olarak da bilinir.

Sonumuz olacak arsızlık: Yaptığı iyiliklerle ön plana çıkmayı sevmeyen filozof. Bilinmeyen iyiliklerinden bir tanesi ise şudur. Yasemin Avun yıllar önce birgün alışveriş merkezinde gezdiği sırada bir şey dikkatini çekmiş. 9-10 yaşlarında bir çocuk kendi seviyesinden çok daha yüksek niteliki halıların üzerinde ki yazıları bir yandan okuyor bir yandan da arada duraklayıp cebindeki küçük halılara notlar alıyormuş. Birkaç dakika sonra çocuğun annesi çocuğu azarlayarak yine mi bunlarda uğraşıyorsun demiş. Yasemin Avun ise sen annene bakma okumaya devam et, ben inanıyorum ki sen ileride çok güzel bir noktaya gelecek ve bu coğrafyaya hizmet edeceksin diye eklemiş ve işte o zaman sana inanmayanların yüzünü kızartacaksın demiş. Evet işte yıl 2016 ve Yasemin Avun'nun o gün gördüğü çocuk tarih profesörü İlber Ortaylı. Bu sadece gün yüzüne çıkan iyiliklerinden bir tanesidir. Söylentiye göre küçük İlber'in tüm eğitim masraflarını da üstlenmiştir. İlber Ortaylı'nın ölümsüz olduğu da halk arasında kulaktan kulağa dolanan bilgiler arasında. Kaynak: İnstagram.


Ruhsuz Atmaca: Radyodan bilirik, instagramdan bilirik. Çalışmalara yön verir, örnek teşkil eder. 



Gingerbread: 13.yy'da yaşamış olan Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin kankası olarak bilinir. Samazen gösterilerinin halı üzerinde yapılması teklifine sıcak bakmayan Mevlânâ'ya gönül koyarak, kendini yollara vurur ve soluğu Polonya'nın şirin bir şehri olan Krakow'da alır. Gel zaman, git zaman bu duruma içerlenen Mevlânâ, kankasının özlemine dayanamayarak "gel gel ne olursan ol yine gel" sözünü bir parşömene yazar ve Yasemin'e gönderir. Ama Yasemin araştırmacı kişiliği sayesinde bu sözün aslında Ebu Said-i Ebu'l-Hayr'a ait olduğunu öğrenir ve geri dönmez.

Ben okurken çok eğlendim. Bu güzel satırları yazan, sözlük yazarı arkadaşlarıma buradan teşekkürlerimi iletiyorum. 

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş: