27 Temmuz 2015

Ant man ile sinema keyfi

Polonya'da ki ilk sinema keyfim Ant man :) Imax-3D olarak izledim filmi. Sinema perdesi oldukça büyüktü. Nedense İstanbul'da ki perdeden ve görüntüden daha kaliteli geldi bana. Bu nedenle izlemesi çok daha keyifliydi. İşin garip tarafı Imax gözlüklerini bize verdiler. Artık Imax gözlüklerim var :)
 İlk 5 dakika,  gözüm devamlı alt yazıya kaydı :) Daha sonra alıştım ve ingilizce dinleyerek izlediğim ilk film oldu kendisi. Alt yazı olmadan sadece dinlediğim için toplam da %80 anlayabildim. Bu benim için büyük bir başarı. Bir de şunu keşfettim ki böyle film izlemek çok daha güzelmiş. Altyazı kovalama derdim olmadığından, hiçbir ayrıntıyı kaçırladım :) İşin özeti ben burada, bu sinema işini çok sevdim. 




Paylaş:

25 Temmuz 2015

Bu haftanın özeti

Bu hafta tüm sıcaklar bize geldi yeniden. Benim de keyfime diyecek yoktu tabii :) Seviyorum sıcağı ben :) Haftanın nasıl bittiğini anlamadım. Çantalar ile uğraştım :) Kestim, diktim yine. Makinenin başında zaman nasıl geçiyor anlamıyorum. Türkiye'ye gidiş yaklaşırken, siparişleri yetiştirme telaşı aldı beni :) Son hafta gece gündüz dikmemek için planlı bir şekilde ilerliyorum.
İşte bu hafta ortaya çıkan yeni Nachnuch çantaları.













Paylaş:

19 Temmuz 2015

Nachnuch için geçen hafta diktiklerim.

Heyoo....Kaçan ilham peri geldi. Bunu fırsat bilip yeni çantalar üretmeye başladım. Ben toteciyim.  Diğer adıyla bildiğimiz taşıma çantasını bu defa omuz çantası ve postacı çantası arası bir modele dönüştürdüm. Böylelikle isteyen çapraz olarakta kullanabilir. Gazete kumaşından kullandığım bir tote çantam vardı. Bu modeli de etsydeki dükkanım için diktim.
 ( Hazır yeri gelmişken küçük bir not ekleyeyim. Eğer sipariş vermek isterseniz bana facebook veya instagram  üzerinden ulaşabilirsiniz. Eylül başında Türkiye'de olacağım. Böylelikle kargo fiyatı çok daha uyguna gelir.  ) 

Kedili olan çantayı ise kendim için diktim. 13 temmuz doğum günümdü ve dedim ki hadi Yasemin bugünde kendin için dik . Ortaya bu tatlı iki çanta çıktı. Yenileri ise dikilmek için sıra bekliyor. Her zaman dediğim gibi maymun iştahlı olduğumdan öyle bir modelden 10larca dikemiyorum :) Biraz ondan biraz bundan dikmek bana daha eğlenceli geliyor.
Sanırım bu aralar blogumda oldukça çok Nachnuch çantası göreceksiniz. Çünkü ben bu peri bir yerlere kaçmadan evde ne kadar kumaş varsa kesip biçmeyi düşünüyorum :)




















Paylaş:

17 Temmuz 2015

Benim bayramdan anladığım



Bu günlerde sıklıkla duyacağımız bir cümle olur kendisi :)  "nerede o eski bayramlar.ahh ahh.." Aslında değişen bayram değil bizim yaşam şeklimiz.

Şimdi gelelim benim bayramdan ne anladığıma. İlk öncelikle o eski bayramları arayanlardan değilim. Neden mi?
Okullar tatil olurdu fakat biz yine de erkenden kalkardık. Sabahın köründe yollara düşerdik. Herkes babaannemde toplanırdı. Çok sevmediğim fakat her seferinde şirin olmaz zorunda olduğum akrabalarımı görürdüm. Yılda iki kez görüşünce hep aynı saçma sapan sorulara maruz kalırdım. Bitmek tükenmek bilmeyen bir yemek sofrası olurdu. Bardak, tabak yıka. Çay getir, götür. 

Benim için işin en eğlenceli kısmı gelen çikolatalardan sınırsızca yemek olurdu. Tabii onun acısıda sonradan karın ağrısı şeklinde çıkardı. :) Bayramın birinci günü babaannemde biterdi. Diğer günlerde annemle komşulara giderdik. O bir nebze olsun çekilir bir süreçti. Ama benim tercihim aslında tüm tatilde evde olmaktı. Tabii öyle sesin çıkıpta ben evde oturacam diyemezdik. Zamane çocuklarında olmayan büyüklere saygı, bizde tavan tavan durumdaydı :) 

Çalışmaya başlayınca işler daha da kötüleşti. Okul hayatından daha zordur çalışmak. Böyle olunca tatiller bir o kadar değerliydi benim için. 

Evlenip uzaklara gidince artık biraz daha rahat nefes almaya başladım. En azından sadece telefon görüşmesi yapıp bayram tatilini kendine ayırabiliyordum. Son zamanlarda moda olan mesajlaşma sisteminden sonra herşey daha kolay oldu benim için. Artık toplu mesaj atıp olayı 2 dakika içinde bitirebiliyorum ve bayram sadece tatilimden 2 dakika çalabiliyordu :) Onun için şimdiki bayramı eski bayramlara tercih ederim :)

Herkese iyi bayramlar. 

Umarım istediğiniz şekilde bir bayram tatili geçirirsiniz. 

Paylaş:

16 Temmuz 2015

Küçük adımlarla hedefe doğru ilerlemek

Bugün 24. gündeyim. Haftaya tam 1 ayımı doldurmuş olacağım. Her gün hiç aksatmadan yaklaşık olarak 35 dakikamı ayırıyorum. Cuma günleri dinlenme günüm. Onun dışında 6 gün boyunca hep benimle. Şimdilik dediğim gibi küçük adımlarla hedefe doğru ilerliyorum. 
Daha önce yazmıştım.Gaza gelip spora yeniden başladım diye. okumak isterseniz tık tık .

Şimdi bu süre zarfında yaptıklarım ve yapamadıklarımı yazıyım istedim. 

Bir gün ağırlık, bir gün cardio çalışıyorum. Ağırlık için pilates resistance tubing kullanıyorum.
İçinde sertlik derecesine göre ayrılan üç adet lastik bant var. Ben orta olanı ile başlamıştım. Şimdi en sert olanı ile devam ediyorum. Sanırım programın 2. ayında dumbell ihtiyacım olacak.


Bu ip sayesinde kol kaslarımdaki gelişim oldukça iyi. İşe yaradığını gönül rahatlığı ile söyleyebilirim.   
Spor salonuna gittiğim zamanlara kıyasla daha hızlı bir gelişim gösteriyorum. Salona başladığıma ilk haftalar 3- 4 gün giderken zaman içinde üşenip sayıyı 1-2 ye indirdiğim için hiç bu şekilde bir gelişim göstermemiştim.
İlk başlarda bu resimdeki gibi yere çakılıp kalıyordum :) Şimdi her geçen gün bu durum daha iyiye gidiyor. 



Bunun yanı sıra hayatımda yemediğim kadar yumurta yemeye gayret gösteriyorum ki yumurta ile aram hiç yoktur. Özellikle antreman sonrasında sadece beyazını tüketiyorum.  Hayatıma tavuk ve ton balığıda girdi. Bunları tüketim oranım normalde çok azdır. Şimdi haftada 1-2 kez yemeye gayret gösteriyorum. Bakliyat tüketimini arttırdım. Eve giren abur cubur sayısında da  oldukça hatrı sayılır bir azalma var. Artık herşeyin kalorisine bakıp alışveriş yapıyorum. Böyle olunca da almayı deli gibi istediğim şeyin kalorisini görüp rafa bırakma oranım oldukça artıyor. 

Şimdi burada kadar okuyup, Yasemin iyiden iyiye sağlıklı beslenir olmuşsun diyorsan asıl yazının devamında yapmam gerekenleri fakat bir türlü vaz geçemediklerimi yazacağımı bilmelisin :)
Hal böyle olunca kaslarımı örten yağ tabakasından kurtulamıyorum. 

En önemli sorunum halen yeterli su içemiyor oluşum. Su içmek aklıma bile gelmiyor. Meyve suyu içiyorum. Biliyorum suyun yerini hiç birşey tutmaz. Çok çabaladım, denedim fakat halen bana su içirecek sihirli yöntemi bulamadım :) 

Daha önce düzenli yaptığım günlük yürüyüşümü bıraktım. Aslında hedefim yavaş yavaş kendimi koşmaya hazırlamaktı. Sanırım bu bir hayalden öteye geçemedi :(

3 ana öğün ve ara öğün kuralı bende pek işlemiyor.  Hafta sonları 2 ana öğün ile günü bitiriyorum. Hafta içi öğle yemeğini de geçiştiriyorum devamlı. 

Tatlı ile aramda resmen bitmeyen bir aşk var.
Spora başladığımdan beri fotoğrafladığım tatlı resimlerini paylaşıyorum şimdi.  Eklerken ben bile ne yapmışsın Yasemin demekten kendimi alamadım ki burada resmi olmayan ve yediğim tatlılarda cabası :)
Yani diyeceğim o ki ne kadar spor yaparsam yapayım, mideme giden yolu denetlemediğim için halen kaslarım ile göz göze gelemedim :)











 
Paylaş:

14 Temmuz 2015

Bu aralar neler yapmışım:) Bir bakalım

Dikkat bu içerik bol bol Nachnuch Bags fotoğrafı içerir :)
Diktiklerimi sıklıkla paylaştığım ayrı bir Nachnuch blogum var. İçerik olarak en güncel dikişlerim orada yer alıyor.
Takip etmek isterseniz Tık tık :)
Bu bloğumda da yaptığım işler ara ara toplu olarak paylaşıyorum.
Evet son Nahcnuch çantalarını görmeye hazır mısınız ?
Hepsi hali hazırda etsy de sahiplerini bekliyor :)

Bu sevimli iç çamaşırı torbasını geçen hafta diktim. Tatil bavullarının içinde naylon poşetler devrine bir son vermek istiyorum. Bu torbalar çok kullanışlı oluyor. İçine iç çamaşırları koyuyorsunuz ve bavulunuz derli toplu gözüyor. Tek işlevide bu değil üstelik. Plaja ve havuza giderken içine kitabınızı ve güneş kremlerinizi de koyabilirsiniz.





Ped çantalarına bir yenisini daha ekledim bu hafta. Artık bunlar bir nachnuch klasiği :) Oldukça kullanışlı olduklarını söylemeden de geçemeyeceğim :)





Bu modelden uzun süredir dikmiyordum. Yaza uygun renkli bir çanta olsun istedim. Bir tişört, şort ve spor ayakkabıyla oldukça şirin bir bütünlük oluşturmaz mı ? Yanlarında renkli ve minik kaplumbağalı bir kumaş kullandım. Renkli fermuar kullanmayı da seviyorum. Bu defa pembe ve sarı oldu tercihim. Bakmayın böyle minicik gözüktüğüne, kocaman bir kalbi var onun :) İçine herşeyi rahatlıkla taşıyabilir. 





Bu clutch çantanın kumaşı ile  uzun bir mazimiz var. İstanbul'da kesip dikmeyi unuttuklarımdan olur kendisi. Kumaşlarım arasında buldum geçen hafta.  Artık yeter bu sefer tamamlamalıyım dedim ve sonuç ortada. Kumaşın baskısı çok güzeldi. Üstündeki siyah desenler kabartmalı. Fakat işin kötü tarafı bu çantadan sadece bir tane dikebildim. Kumaşın devamını İstanbul'da bırakmışım :)




Benden şimdilik bu kadar. Bu son 3 günde iki tane çanta daha katıldı aramıza. Onlarda yakın zamanda paylaşacağım. Şimdilik sevgi ile kalın diyip, zil çalan midemi susturmaya gidiyorum :)


Paylaş:

13 Temmuz 2015

Büyümek ile olgunlaşmak arasındaki ince ayrım.


13 Temmuz sabahı bir anda perdeler açıldı. Birileri tutup beni sahnenin tam ortasına bırakmıştı. Tanımadığım gözler üstümdeydi artık. Ne olduğu anlayamamanın şaşkınlığı içinde, elimden gelen en iyi rolü yapmak için çabaladım. Sadece ağlayabiliyordum. Seneler geçtikçe sanırım o sahneye alışmaya başladım. Artık küçük repliklerim vardı. Derdimi anlatabiliyordum fakat beni dinleyenlerin sayısı çok fazla değildi. Sonra yavaş yavaş büyüdüm o sahnede.
Artık bir çok şeyin anlamı vardı benim için. Küçük repliklerim yerini derin söz öbeklerine bıraktı.

Kah kahkahalarım, kah göz yaşlarım,
Sevdiğim, aşık olduğum veya bir dakika bile kalmayı cehennem azabı saydığım dekorlarım,
Pişmanlıklarım ve keşkelerim,
Hayal kırıklıklarım ve umutlarım, 
Rol çalmak isteyenlerim ve benimle birlikte yürüyenlerim,
Bir bakıp geçenlerim ve hiç dönmemek üzere gidenlerim oldu...

Bugün tam ortasındayım sahnenin. 32 yıldır verilen rolü oynayıp duruyorum. Şimdi önümde bilmediğim repliklerim var benim. 

Neyi, neden, niçin yaşayacağımı bilemediğim geleceğime sesleniyorum.
Lütfen bana güzel şeyler getir olur mu?





Paylaş:

7 Temmuz 2015

Jonathan Strange and Mr Norrell

19. yüzyılda İngiltere'ye büyüyü yeniden getirmek isteyen iki büyücünün hikayesini konu alan, Susanna Clarke'ın 2004 yılında yayımlanan kitabından esinlenerek çekilmiş, yedi bölüm süren mini bir dizi izledim bu hafta. Uzadıkça saçmalayan olaylar silsilesinin olmayışı, tüm olayların akışının ve bitişinin yerinde olması, bir sinema filmi olmamasına rağmen başarılı görsel efektlere sahip olması, diziyi izlemek için yeterliydi sanırım.

Bu güne kadar izlemeyi deneyip, bir türlü hoşlanmadığın Harry Potter hayranıysanız belki bu size hitap edecek bir dizi olmayabilir. Kendine has bir fantastik kurgusu vardı. Kitabını okumadığım için kitap ve dizi arasındaki benzerlikler veya farklılıklar hakkında bir fikir sahibi değilim.

İngiltere'nin havasından mıdır, suyundan mıdır bilemedim. 
Sanırım büyü en çok İngiltere'ye yakışıyor.

"Can a magician kill a man by magic? Lord Wellington asked Strange. Strange frowned. He seemed to dislike the question. 'l suppose a magician might,'but a gentleman never could.' "






Merak edenler için kitabın arka kapak tanıyım yazısını da ekledim.

Two magicians shall appear in England. The first shall fear me; the second shall long to behold me ...

The year is 1806. England is beleaguered by the long war with Napoleon, and centuries have passed since practical magicians faded into the nation's past. But scholars of this glorious history discover that one remains: the reclusive Mr Norrell whose displays of magic send a thrill through the country. Proceeding to London, he raises a beautiful woman from the dead and summons an army of ghostly ships to terrify the French. Yet the cautious, fussy Norrell is challenged by the emergence of another magician: the brilliant novice Jonathan Strange. Young, handsome and daring, Strange is the very opposite of Norrell. So begins a dangerous battle between these two great men which overwhelms the one between England and France. And their own obsessions and secret dabblings with the dark arts are going to cause more trouble than they can imagine. 

Paylaş:

4 Temmuz 2015

Sihirli bir fısıltı



Öyle gözüktüğüm gibi güçlü değilimdir ben. Çok çabuk yelkenleri suya indiririm. Dünya başıma yıkılmaya her an hazırdır. İçimde her zaman bir endişe denizi vardır. Bazen çok durgun , bazen de Karadeniz gibi coşar durur. Önceki yazılarımı okuyanlar benim pesimist tarafımı az çok bilir.

Yine böyle zamanlar geçirdiğim günlerde çok uzaklardan kalbime bir fısıltı geldi kondu. Ne iyi geldi bana anlatamam. Bazen hiç tanımadığınız insanları kendinize çok yakın hissettiğiniz olmaz mı? Ben bu duyguyla yaklaşık 1 sene önce tanıştım. Hiç bir çıkar ilişkimiz olmadan gerçek bir arkadaşlık tohumları attık kalbimize. Zamanla o tohum bir filize dönüştü ve her geçen gün büyüdü.  Aynı şehirde yaşadığımız halde iş güç derken bir türlü yüz yüze görüşme fırsatı bulamadık. Sonra ben taşındım , çok uzaklara geldim. Lakin artık köklü bir arkadaşlığımız vardı. 

Bugün neden , niye , niçin soruları beynimin içinde gezintiye çıkmıştı ki , bir baktım telefonumda bir mesaj. Tüm içtenliğiyle yazılmış harika duygular yumağı duruyordu karşımda. Bana aslında bildiğim ama sanırım bazen kendi kendime tekrar etmeyi unuttuğum cümleleri fısıldıyordu. Çok basitti söylediği şey. "Yasemin vakti gelmemiştir. Pes etme lütfen ". Durdum derin bir nefes çektim içime. Endişelerim içinde yüzmeye çalışırken,  gerçekten çok basit olan şeyleri kaçırıyor muydum ? Mesajlarını bir kaç defa okudum. her okuduğumda içimdeki coşkun deniz biraz daha durgunlaştı. Şimdi çok uzaklardan gelen fısıltının ışığı,  denizimde bir yakamoz parıltısı oluşturuyor. Ay'a ışığını yansıtan ve sırasını bekleyen Güneş gibiyim şimdi. Elbet bir gün doğacağım....

Paylaş:

3 Temmuz 2015

Ne yapmalı ne etmeli ?

Bugün beni özetleyen kelime bu sanırım. Tüm kumaşlar yerde küçük bir tepecik halinde duruyor. Gidip gelip bakıyorum. Bu kumaşlar ile ne yapayım ben diye. Bugün uzun zamandır kendime dikmeyi planladığım, fakat bir türlü dikmediğim pasaport kılıfını, nihayet diktim. Pasaportum her daim yanımda böyle oluncada onu koruyan bir kılıfa ihtiyaç duyuyordum. Gayet şirin bir şey oldu. Daha önceden diktiğim makyaj çantalarına ait kumaşı kullandım. Bir kaç tane de etsy için dikeceğim.

Aslında tam olarak kafamda birşeyi netleştiremiyorum. Küçük parçaları çalışmak zor. Basit gibi gözükseler bile küçük oldukları için çalışma alanları daha dar. Büyük çanta mı diksem biraz da bilemedim. Birazda maymun iştahlıyımdır ben öyle günlerce aynı model çanları dikmeyi de sevmiyorum. Dediğim gibi kumaştan var olan bir tepeciğim var ve ben ne yapacağımı hiç bilmiyorum. Benim ilham perim de yaz geldi diye tatile çıkanlardan sanırım :)






Paylaş: