29 Mayıs 2015

Ey sosyal medya sen nelere kadirsin



Bizde herkes herşeyi aman başkalarına rezil olmayalım diye yapıyor. 3 gündür Türkiye'de ki bankamla iletişim kurmaya çalışıyorum.
Geçen Salı günü sistemleri arızalıymış. Ne biliyim ben . Bende tam o sırada internet bankacılığını kullanmak istemişim. İşte başıma hep bunlar onun için gelmiş.
İlk girişte sistem hatadan dolayı beni attı. İkinci denememde de şifreniz bloke olmuş dedi. Blokenin kaldırılması için çağrı merkezini arayın diye de yazmışlar. İyi, tamam, çağrı merkezini aradım. Size dönecekler dediler. Tık yok. 2. defa aradım. Aaaa biz sizi aradık. Ulaşılamıyordu dedi. Bende dedim ki tüm gün telefonun açık ve bekledim . Nasıl ulaşamadınız. Biz sizi tekrar ararız dediler. Yine tık yok.
Bu sefer farklı bir yol deneyeyim dedim  ve internet sitesi üzerinden yazılı bildirim yaptım. Bildirim ulaştı, en kısa sürede cevap vereceğiz dediler. Üstünden 2 gün geçti , yine tık yok. Hiç kimsenin de salladığı yok. Ta ki bu sabaha kadar.  Twitler atmaya , facebook sayfasından yazmaya başlayınca, hayret nasıl olduysa peş peşe  4 çağrı aldım.
Şimdi demem o ki , sırf sosyal medya üzerinden rezil olmamak adına o peş peşe 4 aramayı anında yapan sevgili bankam, neden insan gibi (bireysel , kimsenin haberi olmadan ) sizi aradığımda sorunuma bir çözüm getirmediniz.
İşte biz bu zihniyetten kurtulamadığımız sürece , durduğumuz yerde saymaya devam ederiz.
Yazık çok yazık.
Paylaş:

25 Mayıs 2015

Hani peşimi bırakmayan aksilikler vardı ya !



Hani peşimi bırakmayan aksilikler vardı ya geçen hafta. Sanırım yavaş yavaş yoluna girmeye başladı herşey. Dikiş makinem artık çalışır vaziyette. Eski telefonum yerini, çok güzel bir telefona bıraktı . Artık çantalarımı fotoğraflamakta eskisi kadar sıkıntı çekmeyeceğim.  Bu konudaki beceriksizliğimi saymazsak tabi :)
Bugün yarım kalan dikişleri tamamladım. Böylelikle satışa hazır ,10 tane Nachnuch çantası oldu :) Satış için Dawanda da bir hesap oluşturmuştum. Sanırım Avrupa'da etsy 'den daha yaygın kullanılıyor. Deneyip göreceğiz, geri bildirimler nasıl olacak. Şuan işin en eğlenceli kısmı ile uğraşıyorum. Ürünleri siteye ekliyorum :)
Bu arada dayanamayıp iki üç satır yazıyım dedim:)
Herkese iyi geceler.
Ah bu arada Dawanda'da ki dükkanımı ziyaret için : tık tık 

Paylaş:

22 Mayıs 2015

Verilen parayı sonuna kadar hak eder.

Dikiş ile aramdaki mevzu çok eskilere dayanır. Çocukluğumdan beri nerde biz bez parçası bulsam, bebeklerime elbiseler yapardım. Makas en sevdiğim oyuncağımdı. Üstüne kız meslek lisesini bitirince, dikiş hayatımın bir parçası oldu çıktı. Okul yıllarımda devamlı annemin kıyafetlerini dikerdim. Annemin bilindik Singer makinesi çok kahrımı çekmiştir. Okul bitti. Üniversite başladı.O da bitip ben para kazanmaya başlayınca, ilk iş kendime bir dikiş makinesi almak oldu.(millet çeyiz diye tabak , çanak alırken :) )
Çok iyi hatırlıyorum aldığım günü. Oldukça pahalıya almıştım. O gün bu gündür benimle makinem.
Uzun bir dönem kullanmadım. Azıcık küsmüştüm dikişe. Sanırım 2 sene önce, yılbaşı yaklaşırken bir değişiklik yapıp, arkadaşlarıma ped çantası dikmeye karar verdim ve maceramız yeniden başladı.

Bu dönemde beraber bir taşınma macerası atlattık. Yolu bu sefer çok uzun olduğundan azıcık hırpaladılar onu. Geçen haftalar da biraz naz niyaz çalışmamaya karar verdi.

Dilini bilmediğim bir yerde , onun iyi olması için ne yapıp edeceğimi düşünemeye başladım. Bu sefer biraz şans yüzüme güldümü bilemedim. ( Daha önce çok şansızım diye hayıflandığım bir yazıyı hatırladım şuan :) ) Çok yakınımda , onu iyi edebilecek bir dükkan buldum. Bir haftadır başka bir yerde misafirdi. Bugün misafirliği bitti ve tekrar ait olduğu yere yanı başıma geri döndü. Eskisinden çok daha iyi durumda.

Şimdi iyi ki Pfaff almışım diyorum. 12 yıldır ilk kez servise gitmek zorunda kaldı. Onun nedeni ise tanışırken aldığı darbelerden, dikiş ayağının oturduğu yerde bir kayma olması. Dile kolay 12 yıldır (aktif olarak 5 yıldır kullandığımı varsayarsak ) hiç servis yüzü görmeden tıkır tıkır çalıştı.

Demek istediğim o ki, eğer aklınızda bir makine alma fikri geziniyorsa , hiç tereddüt etmeden tercihiniz Pfaff'tan yana yapabilirsiniz. Pişman olmayacağınıza eminim :) Verdiğiniz parayı sonuna kadar hak edecektir.


Paylaş:

Run Jasmine Run

Çarşamba günü yazılması gereken bir yazıydı 2 gün gecikmeli de olsa yazmak istedim :)

Salı akşamı yemeği fazla kaçırınca

Sabah gözümü Parkta açtım.


Tüm gece yağmur vardı.


Sabah , güneş bize bulutların arasından merhaba dedi.


Bana da parkın tadını çıkarma görevi düştü.


Şimdi dinlenme zamanı :)

Çünkü bugün cuma ve Krakow geceleri bizi bekler :)











Paylaş:

20 Mayıs 2015

Bir başlığı bile yok..

Şuan deli gibi yazasım var, fakat ne yazacağımı bilmiyorum. Aklımda bir çok hikaye , düşünce, kaygı ,umut, boş vermişlikler var. Ama gel gör ki, bende onları buraya dökecek kelimeler yok. Eeeee ne yapalım o zaman. Şu anda fonda Mabel Matiz çalıyor. İçimdekiler ile , Mabel Matiz dinlemeye devam. 
İyi geceler Dünya...

Paylaş:

18 Mayıs 2015

Ben ne zaman bisiklet sürmeyi öğrendim...



Bana ne zaman bisiklet sürmeyi öğrendik dediklerinde, şöyle bir düşünüyorum ve hatırlayamadığı fark ediyorum. Ne zamandı , nasıldı, kim öğretti ,hiç bir fikrim yok. Sanki ben bisiklet sürmeyi hep biliyormuşum gibi geliyor. Lise çağlarımda, lacivert bir bisikletimiz vardı. Erkek kardeşimle ortaklaşa sürerdik. Evimiz sahile çok yakında. Sahile ulaşabilmek için geçmemiz gereken tehlikeli bir yol vardı sadece. Elimizde bisikletimizle koşarak geçerdik sahil yolunu. O koşmaların sonunda , deniz kenarında pedal çevirmenin hazzını size anlatamam. Rüzgarın sizi okşayan elleri , her pedalı çevirişinizde özgürlüğe adım atışınız, arada bir ciğerlerinize dolan denizin kokusu , ve çocukluk hayalleriniz... Hepsi o kadar güzeldi ki... Zaman geçtikte, hepsi eski fotoğrafta kaybolan yüzler gibi birer birer silindi... İlk önce deniz kokusunu unuttum. Rüzgar eskisi gibi okşamıyordu yanağımı, artık özgürlüğe çevrilecek bir pedalım yoktu... Büyümüştüm.. Sorunlar , sorumluluklar hayattan zevk aldığım şeyleri yapmam için vakit tanımıyordu bana... Uzun yıllar bisiklet süremedim. Araba sürmeyi öğrendim. Küçücük bir arabamda oldu. Sonra aklımın köşesinde saklı kalan hayalimi gerçekleştirmek için Motorsiklet ehliyeti aldım. Fakat bir türlü motor alamadım :( Yine aksilikler, hayat koşuşturması içinde boğuldum..
Çok istedim İstanbul'da yaşadığım yıllarda bir bisikletim olsun. Fakat olmadı. Çünkü hiç bir şekilde desteklenmiyordu bisiklet sürücüleri. Sadece hafta sonları Kadıköy'e gittiğimizde bisiklet sürebiliyordum. 
Şimdi öyle bir şehirdeyim ki anlatamam. Her yerde bisiklet yolu var. Araçların park alanlarını yanında bisiklet park alanlar mevcut. İnsanlar bir ulaşım aracı olarak kullanıyor bisikletlerini. Ne çok isterdim,işime bisikletle gidip gelmeyi....
Cumartesi günü bisiklet kiralayıp biraz turladık. İlk başta çok tedirgin oldum. Herşeyi unutmuşum gibi geldi. Sonra nehir kenarında akıp gitti yollar tekerleklerimin altından. Bir an çok eskilere gittim. Hayaller kurarak, yeniden çocuklar gibi pedal çevirdim. Ve düşündüm "Ben ne zaman öğrenmiştim ki bisiklet sürmeyi".
Paylaş:

Pushing Daisies


Dün akşam evde otururken aklıma düştü bu dizi. Çok severek izlerdim. Ned 'in çocukluğunda keşfettiği , ölülere dokunarak yeniden hayat verme  yeteneği anlatıyor. Ned büyüyor. Bir turtacı dükkanı açıyor.  Bu yeteneğini de çok farklı bir iş için kullanmaya başlıyor.  Sonuçta ortaya masal tadında bir dizi çıkıyor :)
Benim böyle doğa üstü şeylere  bir ilgim var.  Böyle diziler de sanırım bunun için çok hoşuma gidiyor. Belki biraz (tamam kabul çok fazla ) hayalperest olmamdan kaynaklanıyor olabilir bu durum.

Dün akşam yeniden izleme başladım.  Hani diyorla ya " ingilizce dinlemek önemli, sevdiğiniz diziler izleyin .falan ,filan" bende bu gazla başladım. Bu aralar ben bununla oyalanırım artık :)




Paylaş:

15 Mayıs 2015

Nankörsün İngilizce...


Tüm gün yağan yağmur mu beni böyle depresif yaptı anlamadım. Bir anda tüm umudum, akan sulara karıştı sanki yeniden. Anlayacağın yine diplerdeyim. Bu sefer yapacağım dediğimde, daha da çok dibe gömülüyorum.  Bazı insanların dil konusunda yetenekli oldukları doğru, ama ben kesinlikle onlardan biri değilim. Bir çok işte yeteneğim olduğu da doğru. Arkadaşlarımdan övgü aldığımda. Fakat konu dil meselesi olunca kendimi tamamen aptal hissediyorum.

İki gündür okuduğum kitaptan, çalıştığım dersten de bir şey anlamıyorum. Bugün kitabı okurken kendi kendime sinir olmayı bile başardım. Bu ne iğrenç bir telaffuz diye. Yok mu bunun kolay bir yolu. Hep böyle sinir harbimi yaşamalıyım. İnsan kendi kendiyle kavga ederken ne kadar verimli olabilir ki. Olamaz işte sonuç ortada. Eğer kendimle barış imzalamış olsaydım, bu saatlerde bu satırları yazana kadar yatağımda mışıl mışıl uyuyor olurdum :(




Paylaş:

Bitmeyen engeller silsilesi

Krakow'a geldiğim günden beri verimli bir şekilde dikiş dikmeye başlayamadım. Taşınırken dikiş makinamın başına gelenleri daha önce yazmıştım. Kırılmadı fakat artık eskisi gibide değil. O hali ile bir kaç çanta dikmeyi başardım. Lakin, dünden beri , motora her basışımda acayip sesler duyuyorum. Bugün içini açmayı denedim. Açıkcası verimli bir sonuç çıkmadı ortaya. Ses her defasında artıyor. Bende çalıştırmadım artık. Bir servis buldum. Hafta sonu eğer başarabilirsek , makineyi servise götüreceğiz. Bu durum açıkcası çok canımı sıkıyor. Makinem ile aramda bir duygu bağı oluşmuş. Onu öyle görünce, çalışmadığına şahit olunca gerçekten çok canım acıyor :(

Her defasında keşke onu bu maceranın içine sokmasaydım diyorum. Alırdım burada bir makine. Şimdi elimdeki makinemden de olmak üzereyim. Taşınma masrafı, servis masrafı zaten yeni bir makine kadar olacak :(

Sonra da diyorlar ki , insan kendi şansını kendi yaratır. Nasıl olacakmış bu durum acep. Bir işim de sorunsuz sonuçlanmaz benim. İlla sonuna kadar sıkılmalıyım. Tüm sinirlerim alt üst oluyor her defasına. Tüm hevesim kaçıyor. En sonunda bir çözüme ulaşıyor fakat ruhumda bir çok hasar bırakarak. Sonra da ben de hiç şans yok diye yakınıyorum.
 
Umarım bir gün bu şans olayını çözebilirim.  Bunun bir formülü varsa lütfen paylaşın benimle. .


Paylaş:

11 Mayıs 2015

Karamazov Kardeşler - Dostoyevski



Bu kitabının bende arap saçına dönen bir hikayesi var. Yanlış hatırlamıyorsam üniversite yıllarımda , Suç ve Ceza'yı okudum. Dostoyevski hayranlığımda o kitap ile başladı. Daha sonra Karamazov Kardeşleri okumaya karar verdim. Gidip 2 cilt halinde satılan kitabı aldım. Daha okuyamadan bir arkadaşım bende kitabı istedi ben de  kıramayıp verdim. Fakat kitap bana geri gelmedi. Bu durumda çok net bir karar almamı sağladı. Artık kimseye ödünç kitap vermeyecektim. Üstünden 10 seneden fazla zaman geçti. Ben o gün, bu gündür kimseye kitaplarımı vermem. Bana "Yasemin sen bitirdikten sonra ben de okuyayım bu kitabı " diyen biri çıkarsa, çok net bir şekilde kitaplarımı kimseyle paylaşmadığımı, fakat isterse onun için alabileceğimi söylerim.

Çok kitap okudum bu 10 yıl boyunca. Aklımın bir köşesine her zaman bu kitap vardı. Krakow'a gelmeden önce yeniden satın aldım Karamazov Kardeşler'i. Valizde ilk yerine alanlardan biri oldu kendisi. En sonunda geçen gün okumaya başladım. Ne gariptir ki kitabı elime her aldığımda, bu anıyı hatırlarım. Evet o ilk aldığım kitaba bitmeyen bir özlemim olduğu doğru.
Paylaş:

7 Mayıs 2015

Kötü haber tez duyulur.



Dün belkide bloglarda okuyabileceğim en kötü yazıları okudum. Her yazıda, severek takip ettiğim bir bloggerin ölüm haberi paylaşılıyordu. Okuyunca çok hüzünlendim. Blogunu okuyanlar bilir. Cihan'ın bahçesi, içi neşe dolu , rengarenk ve çok içten paylaşımları olan bir bloggerdi. Herkes gibi dünyada ki yaşamını tamamladı ve gitti.  Huzur içinde uyusun. Bizimde er ya da geç başımıza gelecek. Farkındayım. Fakat yaşamın koşuşturmasına dalıp , ölüm gerçeğinden o kadar uzaklaşıyoruz ki. Tanıdığımız veya hiç karşılaşmasak bile yazıları ile hayatına dahil olduğumuz insanların gidişi bizi etkiliyor. Belkide bu vesile ile hayatı çok ciddiye almamamız gerektiği gerçeğini hatırlıyoruz.
Ne küçük şeylere takıyoruz kafamızı.
Önem verdiğimiz şeylerin öncelik sırası değişiyor.
Yaşamdan tat almaya değil , onun peşinden koşmaya çalışırken buluyoruz kendimizi.
Belki bir bardak su ve güneş yeterken bize, biz hep daha fazlasını istiyoruz.
Daha fazlası için kendimizi paralıyoruz , çabalıyoruz ve bir gün bitmek bilmez isteklerimiz altında ezilmeye başlıyoruz.
Bazen durup soluklanmak gerek.
Ruhumuzun sesine kulak vermek gerek.
Herkesin yaşadığı gibi değil , mutlu olduğumuz şekilde yaşamak gerek.
Çünkü bu hayat bizim ve bir tekrarı daha yok.




Paylaş:

4 Mayıs 2015

Coherence - Eşevreli Haller




Dün akşam bir film keyfi yaptık. Coherence , düşük bütçe ile çekilen bir bilm-kurgu ve gerilim filmi.
Filmde kuantum fiziği ile eşevreli haller konusunu çok güzel bir şekilde işlenmiş. İzlerken oldukça zevk aldım. Puzzle parçalarını birleştirmek gibiydi :)  Bana  daha önce izlediğim Üçgen adlı bir filmi andıran bir konusu vardı.
Konusunu özetleyecek olursam ;
8 arkadaş akşam yemeği için bir evde toplanırlar. Yemekte,  dünyanın çok yakınından geçmekte olan bir kuyruklu yıldız hakkında konuşmaya başlarlar. Daha önce yaşanan tuhaf olayları anlatıp eğlenirler. Fakat dünyanın çok yakınından geçen kuyruklu yıldızın ektisi ile olağanüstü olaylar yaşanmaya başlar. İlk önce cep telefonlarının ekranları patlar ve internet kullanılmaz hale gelir. Daha sonra her yerde elektrik kesintisi gerçekleşir. Elektriklerin gelmesinden sonra ise işler tamamen karmaşık bir hal alır.  Eğlenceleri garip bir sürece girmeleri ile son bulur. Ve içinde bulundukları bulmacayı çözmeye çalışırlar.
Bu aralar bir film izlemek isterseniz , bu enteresan filmi tavsiye edebilirim.


Paylaş: