31 Ekim 2012

Paris Gezi Notları-Bölüm 3



 Montamarte: Paris manzarasının izlenebileceği en güzel yerlerden biri.


Uzun bir aradan sonra Paris gezimle ilgili kaldığım yerden devam ediyorum.Bir sonraki durağımızın Ressamlar Tepesi ve Galeries Lafayette olduğunu yazmıştım. Petit dejeuner (kahvaltından) sonra Montamarte çıkmak için hazırlandık. İlk durağımız Sacre-Coeur Bazalikasıydı. Çok kısa olmayan bir kuyruk sonucu içini gezme olanağı bulduk. Asma kata asılmış org çok etkileyiciydi. Bazalikadan çıkınca resamlar bulunduğu meydana doğru yürümeye başladık. Meydanda bir çok ressam, gelen turistlerin resimlerini yapıyordu. Hem biraz soluklanmak hemde ressamları izlemek için oturduk. Hayatımda ilk kez narlı bira ile tanıştım. Bildiğin nar şurubunu biraya eklemişlerdi.








Biraz dinlendikten sonra yol boyunca uzanan şirin hediyelik dükkanlarına uğradık. Ben kendime bir çanta ve şemsiye aldım. (Şemsiyeye dayanamıyorum. Her gittiğim yerden aldığım şemsiyelerim mevcut)
Gelelim Lafayette'ye gerçekten görülmesi gereken bir alışveriş merkezi. Avm dediysem sakın aklınıza Türkiye'de yer alan şekli ile gelmesin. Bambaşka bir havası var. Dünyaca ünlü markaların yer aldığı, insanın gezerken içinin gittiği, fiyatlarını 2 ile çarpınca hiç bir şey almaya cesaret edemediği bir mekan. 

Bu akşamlık bu kadar. Aslında daha çok yer var yazılacak. Brüksel ve Amsterdam maceralarımız var.Olmayan tek şey zaman. Vakit buldukça yazmaya devam edeceğim. 





Paylaş:

Jack White kimdir?


Asıl adı John Anthony Gillis olan Amerikalı garaj rock sanatcısıdır. Çok karmaşık bir gençlik dönemi geçirmesine rağmen tercihini müzikten yana kullanmıştır. Nasıl mı? Katolik bir ailede yetiştiği için bir dönem din adamı olmaya karar vermiş.Bu fikrinden son anda vazgeçmiştir. 15 yaşında bir mobilyacının yanında çıraklık yapmaya başlayıp, 18 yaşında kendi atölyesini kurmuştur. Çok uzun soluklu olmayan bu işten sonra yerel bir grupta bateristlik yapmaya başlamıştır. Grubuyla vermiş olduğu mini konserler şu anki yerine gelebilmesi için attığı ilk adımlardır. Artık süper müziklere imza atan ,bir çok kez Grammy ödülü kazanan bir müzisyendir kendisi.
Aslında ben Jack White ‘la The White Stripes grubu sayesinde tanıştım.Müzikleri gitar ve bateriden ibaret. Grubu dağıldıktan sonra solo albümü olan Blunderbuss’ta harikalar yaratmış.Görünüşü Tim Burton filmlerinden çıkmış gibi.
Şu aralar sıkılmadan dinlediğim müzisyen ünvanında kendisi.
Paylaş:

28 Ekim 2012

Zeytinyağlı kuru patlıcan dolması

Evde oturunca aklım hep mutfakta. Ne pişirsem diye düşünürken, uzun zamandır yapmadığım patlıcan dolması geldi aklıma. Hem çok kolay hemde lezzetli.
Tarifini vereyim de tam olsun.

Dolma için malzemeler:
1 çay bardağı zeytinyağı
1 su bardağı pirinç
1 tane soğan
1-2 diş sarımsak
1 kaşık domates salçası
1 kaşık biber salçası
Tuz, 2 çay kaşığı şeker
Kimyon, karabiber, kırmızıbiber, nane, maydonoz
Nar ekşisi

Şimdi gelelim yapılışına;
Soğan ve sarımsakları küp küp doğrayıp, yağda soteliyoruz. Salçaları ilave edip kavurmaya devam ediyoruz. Yıkanmış pirinçleri atıp 2 dk kavuruyoruz. 1 su bardağı sıcak su, tuz ve şekeri ekleyip suyunu çekmesi için tencerenin ağzını kapatıyoruz. Pirinçler suyu çeksin ki baharatlarını ekleyip altını kapatalım.Bu arada başka bir tencerede su kaynatıp kuru patlıcanları içine atıyoruz. Kuruların yumuşaması lazım. Harcımız hazır, patlıcanlarımız da öyle. Şimdi içlerini doldurup tencereye dizme zamanı. Bu işlem de bitince dolmaların bir parmak altına gelecek şekilde sıcak su ekleyip kısık ateşte pişirmeye başlıyoruz. Yaklaşık 15 dk pişmesi yeterli. En son üzerine nar ekşisi ( eğer yoksa limon olabilir) döküp 5 dk daha pişirerek altını kapatıyoruz. Sonuç mükemmel bir akşam yemeği.

Afiyet olsun.
Paylaş:

23 Ekim 2012

Gumball


Hafta içi ,sabah kahvaltımızda bize eşlik eden çok cici bir çizgi dizi. Sabahın erken vaktinde tv de izlenecek daha iyi bir şey yok. Haberleri izlemeye kalkışınca güne başlamadan tüm moralim bozuluyor. Güne gülerek başlamak için Gumball ve Darwin’nin yaramazlıklarını izlemek yetiyor.



Paylaş:

21 Ekim 2012

Makarna sosu

Hafta sonu tembelliğinden olsa gerek yemek yapasım gelmedi bugün. Ne yapsam diye düşünürken Pervin'in vermiş olduğu makarna sosu geldi aklıma. Gerekli sebzeleri aldıktan sonra süper bir sos yapmak için kolları sıvadım.
Makarna sosu için gerekli malzemeler
Yarım paket makarna
Yarım paket krema
2-3 yaprak ıspanak
1 patlıcan küp küp doğranmış
1 tane yeşil biber
1 tane kırmızı biber
1 domates rendelenmiş.
1-2 diş sarımsak
Maydanoz
Parmesan peyniri
Sonuç harika ötesi bir ziyafet..

Paylaş:

17 Ekim 2012

Zumba

Hafta sonu eğitim sonrası iş gerçekten çok yorucu geliyor. Bu çarşamba akşamımın tek eğlencesi olan Zumbaya gitmemek için bir bahane değildi tabi. My club bu sene eğitmen olarak Julia Bör  ile anlaşmış. Çok da iyi yapmış. Enerjisi çok yüksek.Dersler harika geçiyor. Bir derste ortalama 600-700 kalori yakıyormuşuz. Bunu duyunca insanın hiç durmadan dans edesi geliyor. Ne iyi yapmışım da Zumbayla tanışmışım. Şimdi hafta sonları gitmek için kurs arayışı içindeyim.
Paylaş:

13 Ekim 2012

Hafta sonu yorgunluğu

Bu gün sonbaharın en güzel havalarından birine erken uymak zorunda kaldım. Yeni Türk Ticaret Kanunu değişikliği ile ilgili bir eğitimimiz vardı. Bitti mi? Tabi ki hayır. Yarın kaldığımız yerden devam. Eğitimi emekli Savcı Emel Tezcan'dan alıyoruz. Bu sefer bizimkilerin eğitmen seçimi harika. Hiç sıkılmadan dinlememizi ve kanunun değişikliklerinin kafamızda yer etmesini sağlıyor. Yarın eğitim tamamlandığında bir kaç bilgi paylaşabilirim bekli. Şimdilik benden bu kadar.
Paylaş:

9 Ekim 2012

Ölülerin Sözcüsü Orson Scott Card


Ender serisinin ikinci kitabı olarak kitaplığımda yerini aldı. İlk kitabın devamı niteliğinde olmamasına rağmen yazar kitaba göndermeler yapmış. Kahramanımız, ilk kitapta yer alan çocukluk dönemini geride bırakan olgun bir ölüler sözcüsü olarak karşımıza. Konu olarak beni çok etkiledi. Ender farklı bir dünyaya bir bilim adamının sözcülüğünü yapmak için çağrılır ve olaylar gelişir.
Serinin 3. kitabı Soykırım için kolları sıvamışken kasım ayında  vizyona girecek olan Cloud Atlas adlı film dikkatimi çekti. Şu an film vizyona girmeden kitabı bitirmenin telaşındayım.

Paylaş:

Paris Gezi Notlarım-Bölüm 2


Eyfel Kulesi :Paris’teki demir kule
Yorucu bir günün ardından Eyfel'e çıkarak günü bitirmeyi planladık. Otelimiz Eyfel'e yürüme mesafesinde olmasının avantajını kullandık. Gezimiz boyunca beklediğimiz en uzun kuyruktu. Değdi mi derseniz evet. Biz Kuleye çıkış için asansörleri kullanıyorlar. Merdivenler denenecek gibi değildi. Sıra beklerken heyecanıma yenik düşüp zirveye çıkmak için bilet almadım. Tam olarak hatırlayamıyorum, kişi başı yaklaşık 14 Euro ödedik 2. kata çıkınca en  üste çıkmadığıma pişman oldum. Bilet alırken kata göre alıyorsunuz. Biz gittiğimizde ilk kat için çalışma vardı. Yakın zamanda ilk katta cam bir taban yapacaklarmış. İlk katta cafeler var. İkinci katta öyle bir manzara var ki anlatılamaz yaşanır. Paris tüm ihtişamıyla karşınızda duruyor. Manzarayı izlerken hava karardı ve Paris geceye gözlerini açtı. Paris'le göz göze gelmenin büyüsüyle gezimizi bitirdik ve aşağı indik.






Eyfel'in bir başka yüzünü görebilemek için Champ de Mars'ta yürüdük. Her gece kulede ışık gösterisi yapılıyormuş. Saat tam 22:00'de kule ışıl ışıl oldu. Herkes alkışlarla kulenin bize göz kırpmasını selamladı.



Binlerce insanın dinlenmek için çimenlerinde oturduğu, Champ de Mars (Mars alanı) ismini antik Roma savaş tanrısı Mars’tan alıyormuş. Parisin tüm büyüsünü içimizde hissederek yorucu ama eğlenceli bir günü bitirerek otelimize döndük. Bir sonraki durağımız Ressamlar Tepesi ve Galeries Lafayette.



Paylaş:

2 Ekim 2012

Paris Gezi Notlarım-Bölüm 1

Louvre Müzesi: Paris gezimizin en önemli duraklarından.
Paris'e adım attığımızda ilk durağımız meşhur Champs-Élysées oldu. Zafer Takı bir ucunda , Louvre Müzesi diğer ucunda yer alıyor. Otelimiz (Kléber Otel) Zafer Takı'na çok yakındı. Bu avantajımızdan yararlanarak müzeye yürüyerek gitmeyi tercih ettik. Champs-Élysées'de yürüken İstanbul’daki Bağdat Caddesi'nin ne kadar dar olduğunu anladım. Uzun bir yürüyüş sonrası(vitrinlerden kendimizi alamadığımızdan) müzenin önündeki parkta biraz mola verdik. Parkın zemini müzenin girişene kadar kum. En iyisi açık renk spor ayakkabı.




Gitmeden önce araştırma yaptığım sitelerde “çok sıra beklersiniz, erken gidin” gibi uyarılar vardı. Deli gibi olmasa da yaklaşık 30 dakika sıra bekledik. Pramitlerin orda beklediğiniz sıra, içeri girebilmek için güvenlik kontrol sırası. Sıraların ardı arkası kesilmedi. Kişi başı 10 Euro olan biletleri içeri girip merdivenden indikten sonra aldık. Ücretsiz olan müzedeki bölümlerin yer aldığı İngilizce haritamızı da edindik. Artık tabana kuvvet dedik ve Mısır döneminden başladık. Mona Lisa'yı görüp gezimizi sonlandırdık.Müze çok büyük tam anlamıyla gezmeye kalkışsak 2-3 gün gerekirdi. Görmek istediğimiz yerleri belirleyip gezmemiz bize zaman tasarrufu sağladı.
Paris’te ki kısa gezimizde Louvre Müzesi'ni gezdiğimiz için kendimi şanslı hissediyorum. Her bölüm yaşadığı çağın özelliklerine göre dizayn edilmişti. Eyfel kadar görkemli ve görülmeye değer bir yer. Hedefim Paris'e her gidişimde gezemediğim diğer bölümlerini gezmek.


Notre Dame Katedrali: Paris'te gotik bir yapı
Katedral Seine nehri kıyısında. Biz her yere yürüyerek gitmeyi tercih ettiğimizden gördüğümüz caddelerin büyüsüyle hedefimize ulaştık. Katedral nehrin üstündeki bir adacıkta yer alıyor. Yolumuzun üstünde olan dilek köprüsünü gördüğümde çok şaşırdım .Böyle bir köprünün varlığından haberim yoktu. Köprünün korkuluklarında milyonlarca, rengarenk, çeşit çeşit kilitler asılıydı. Üzerinde isimler ,dilekler yazılıydı. Ben böyle bir köprünün varlığından haberdar olsaydım kilidimi alıp giderdim. Pembe bir kalp kilide dokunamla elimde kalması bir oldu.



Notre Dame tam beklediğim gibi görkemli yapısıyla karşımızdaydı. Victot Hugo'yu saygıyla anmadan edemedim. 19. YY başlarında Paris şehir planlamacıları katedralin bakımsızlığından ötürü katedrali yıktırmak istemişler. Bu duruma dikkat çekmek isteyen Ünlü Fransız yazar Victor Hugo Notre Dame’ın Kamburu romanını yazmış. Katedralin kurtarılması için kampanya başlatılmasını sağlayarak katedralin yenilenmesinde büyük rol oynamış. İçeriye girebilemek için Louvre Müzesi'nden daha fazla, yaklaşık 1 saat bekledik. İçeriye giriş ücretsiz. Eğer terasa çıkmak isterseniz ayrı bir kuyruk var ve ücretli. Yorucu bir bekleyiş sonunda içeri girebildik. İçerisi gotik tarzda yapılmış ve devasa heykellerle bezenmişti. O kadar kalabalık gruplar halinde içeri girdiğimiz halde sesten eser yoktu. Büyülendim ve etkilendim. Terasına çıkmak için geç kalmıştık. Saat 18'de kapılar kapanıyordu. Biz 17:30 gibi içeriden çıkabilmiştik.


Paylaş:

Ender'in Oyunu Orson Scott Card


Orson Scott Card’ın kaleme aldığı, yakında filmi çekilecek olan serinin ilk kitabı. Bir başlangıç kitabı olmasına rağmen, kitabın sonunda hikaye bitiyor. Bu ciltte Ender isimli çocuğun bir savaşçı olarak yetiştirilmesi anlatılıyor. Karakterin büyümesine ve değişmesine şahitlik ediyoruz. Oldukça sürükleyici bir bilim kurgu romanı olduğunu söyleyebilirim.
Olayların akıcı bir dilde anlatıldığı, ustaca anlatılmış ödüllü bir kitap. Serini ikinci kitabını da bitirmek üzereyim.
Paylaş: