Translate

29 Kasım 2016 Salı

Buzlu camın ardından


Boş bulunursun bazen...
Ya saklamak için kanadındaki kırığı,
Ya görmesinler diye derinlerindeki acını,
Ya da silemesinler diye gözyaşını...
Boşluklarına saklanırsın hayatın...
Kendi dehlizlerin vardır artık.
Kendi yalnızlıkların,
Dokunmaya çalışan eller vardır biçare,
Bakarsın buzlu camın ardından...
Hissedersin, tanıyamazsın.
Onların yaklaşıp dokunamadığı gibi...
Güldürdüğün yüzlerle mutlu olursun belki,
Ya da O'dur senin ışıltılarının nedeni
Bilirsin bazen gideceğini,
Kaptırıverirsin...
Bir isme ihtiyaç duymazsın, hatta sormazsın
Olsun istersin, olabildiğine yanında kalsın...
Seni anlasın, avutsun belki,
İyi gelmek istersin yaralarına...
Çünkü tedavisini arayan sensindir aslında...
O sadece bir eldir,
Buzlu camın ardında...

Bu satırların sahibi olmak isterdim lakin bende o ışık ne arar. Yazılarını severek okuduğum bir arkadaşımın karalaması üstteki satırlar. Müsadesini alarak yayınlamak istedim. Ben okurken çok keyif aldım. Umarım sizde de aynı etkiyi yaratır.
Sevgiler.


3 Kasım 2016 Perşembe

Normal olmak varken neden mutlu olasın.


Sorsanız herkes cennete gitmek ister lakin ölmekten korkar. Bu nasıl bir çelişkidir. 
Cennet var mıdır? 
Var ise gitmek için illa ölmek mi gerekir? 

Nerden mi çıktı bu giriş. Usta bir tiyatrocunun verdiği demeçten sonra aklıma geldi sadece. Kolay yoldan ünlü olma sevdalısı gençlere veryansın ediyordu.  Kimse yaptığı işe emek vermek istemiyor diyordu. 
Gerçekten toplumun çoğu artık bu şekilde yaşamıyor mu? Hayatlarının merkezine hep çoklar var. Aza kimsenin tahammülü yok. 
 
2 hafta önce enteresan bir kitap okudum. Aslında otobiyografi okumayı sevmem ben. İtiraf etmeliyim ki kitabı okumak istememin tek nedeni kitabın ismiydi. 
 "Normal olmak varken neden mutlu olasın " Yazarın üvey annesinin sözlerinden biriydi bu. Mutlu olmak istiyorum diye isyan eden bir kadının yüzüne tokat gibi vuran sözlerin sahibi, günü geldiğinde bir kitaba isim annesi olacağını biliyor muydu?

Biten bu enteresan kitabın ardından eş zamanlı olarak 2 kitap okumaya başladım.

Birinci kitabım -Barış Tuna'nın " Cennete uzun bir kış " adlı romanı. 
Kitabın daha çok başlarındayım. Bir etkinlik kapsamı dahilinde okuyorum ve kitap hakkıda bir inceleme yazısı yazacağım için kitabın içeriğini şimdilik anlatmıyorum.

İkinci kitabım- Franz Kafka'nın "Şato" adlı eseri.
Kitabı kahramanı K.'nın kafa karışıklığını çok güzel cümlelerle anlatıyor Kafka. 
Kafka'nın kitaplarından farklı bir tat alırım her daim. Düzene ve işleyişe haykırışları satırlar arasında gizlidir çoğu zaman. Babaya mektup, Milena'ya mektuplar, Dönüşüm, Dava, Ceza sömürgesi, Açlık Sanatçısı, Akbaba kitaplarında isyanının sesini duyarsınız. 
Kafka'yı ya çok seversiniz ya da bir daha okumamak üzere nefret edersiniz.

Hazır laf lafı açmışken bu hafta dinlemekten zevk aldığım bir parçayı da paylaşayım ki blog yazım tam bir karmaşıklar silsilesine dönsün :)  





1 Kasım 2016 Salı

Okuma alışkanlığından yoksun olma sorunsalı



Sinirliyim, birine derdimi anlatmam lazım. Neden kendi dilimi okunuştuğum insanlarla iletişim kurmakta bu kadar zorlanıyorum. Son zamanlara başıma gelen olaylar yüzünden artık kendimden şüphe eder oldum. 

Geçen hafta etiketlerim bittiği için her zaman çalıştığım yer ile instagram üzerinden yazıştım. Yeni etiket siparişleri verecektim. Nasıl bir etiket istediğimi söyledim. Daha öncekilerin şeklinde olacak ama yazıyı değiştireceğiz dedim. Bir mail atar mısınız dedi. Mailini de attım. Kenar etiketlerimde ne yazılması gerektiğini belirttim. Buraya kadar herşey normal zaten. Bir hafta sonunda, etiketler elime ulaştığında sonuç  hüsran. Etiketlerin yazılarında hiç bir değişiklik yok. Hayır emin olamıyorsan yazıp sorarsın. Ben o maili süs diye mi attım. Okumamışsın besbelli. Yok ama çok bilmiş tavırları ile eskisini basıp göndermek kolay. Üstüne ben sorunumu yazınca da "aaa öylemi siz etiketin resmini gönderince bende öyle basılacağını zannettim " cevabı. 
Yine sinirliyim. Hadi kitabı geçtim, gazeteleri geçtim bari işiniz için atılan mailleri okuyun be. Ben bana bir mail gelince veya bir soru sorulunca tekrar tekrar okuyorum ki atladığım bir durum olmasın. Bu kadar hassas davrandığım her saniye, bu kadar boş vermiş insanların karşıma çıkmasına çok içerleniyorum çook. 
Aslında okumak dünyanın en kolay eylemi değil mi? 




29 Ekim 2016 Cumartesi

Tüm Nachnuch çantalar kredi kartına 3 taksit



Bugün büyük bir iş başardım. Diktiğim tüm çantaları online satış için internet sitesine yükledim. Fotoğraflayamadıklarımı da ayırdım. En kısa sürede onları da fotoğraflayıp siteye ekleyeceğim.

Yılbaşı yaklaşırken annesine, sevgilisine, eşine dostuna hediye arayanlar için güzel bir hediye alternatifi olacağını düşündüğüm ürünler var.  Ayrıca altını çizerek, yeniden belirtmek isterim ki Nachnuch'un en büyük özelliği seri üretim şeklinde olmayışıdır. 

Her ürünün birbirinden farklı olmasına gayret gösteriyorum.  Fermuarlarında , iç ceplerinde farklı renkler kullanıyorum. Yani bir üründen onlarca bulmanız mümkün değil. Böylelikle satın almış olduğunuz çantalar tamamen size özel oluyor. Böyle bir hediye almayı kim istemez ki. 

Bu sene hedefim beylere satış yapabilmek. Kız arkadaşıma ne alacağım derdinden onları kurtarmak istiyorum :):) 

Bunun yanı sıra eklediğim site sayesinde, kredi kartınıza 3 taksit seçeneğini ile alışveriş yapabiliyorsunuz. 





27 Ekim 2016 Perşembe

İnternette en fazla vakit geçirdiğim siteler

Az önce açtım bilgisayarı  ve düzenli olarak girdiğim sitelere bir göz attım. Tam bir şeyler okurken, aklıma bu siteleri blogumda paylaşma fikri geldi. Soluğu hemen burda aldım. 


Bilgisayar karşısındaysam, açık olan pencerelerden birinde her zaman  blog sözlük oluyor. Oldukça samimi ve sıcak bir ortamı var. Aklıma geleni yazıyorum. Yeni ve farklı şeyler okuyorum.  Çok güzel kitap okuma etkinlikleri var. Katılmadan edemiyorum. Blog sözlüğü keşfetmek ve yazmak isterseniz, sizin için davet kodu temin edebilirim. 



2. sırada  1000kitap  adlı site var.

Akışını okumayı çok sevdiğim için 2. sırada yer alan site 1000kitap. Kurucularına helal olsun diyorum. Kitaplar hakkında bir çok bilgi almanızı sağlıyor. Kendinize hedef koymanızı ve hedefinize odaklanmanıza yardımcı. Ben bu site sayesinde okunacaklar listeme bir çok yeni kitap ekledim. En sevdiğim yanı ise kitaplardan yapılan alıntılar. Kitapta sizi etkileyen bir satırı yazıp, herkesle paylaşma imkanı tanıyor. Bunların yanı sıra, üyelerin kitap incelemelerini oldukça başarılı.


3. sırada Blogger var.

Takip ettiğim bloglarda yeni neler paylaşılmış diye düzenli baktığım yerler arasında tabiki  blogger .com geliyor. Düzenli olarak blog okurum. Okurken zevk aldığım blogları yorumsuz bırakmamaya çalışırım. 



Talihsiz bir dönemden geçti vikitap. Site yavaşlığından dolayı kitap severleri kendinden soğuttu açıkcası. Lakin benim gibi kopamayan üyeleride yok değil. Tüm kitap arşivim orada olduğundan okuduğum kitapları eklemeye devam ediyorum. 

5. sırada Pinterest  adlı site var.

Aklıma bir tasarım gelince ilk kurcaladığım sitelerin başında pinterest gelir. Fakat bakmaya başlayınca saatlerin nasıl geçtiğinin farkına varmıyorum. Bu nedenle biraz zararlı  :) Bir göz atayım dediğimde en az 1-2 saatimi benden çalıyor. Lakin sonuçta güzel şeyler tasarlamama yardımcı olduğundan pekte şikayetçi değilim :) İşimin bir parçası (hatta en önemlisi ) çok fazla görsel görebilmek. Bambaşka şeylerden esinlenebiliyorum. Harmanlayıp farklı renkleri kullanabilmeyi bu kadar fazla görsele bağlıyorum ben. 

İşte benim vakit geçirmekten zevk aldığım siteler bunlar. 

Sizin vakit geçirmekten hoşlandığınız siteler hangileri?



21 Ekim 2016 Cuma

Mini bir dizi- And Then There Were None

Geçen gün minicik bir dizi izledik. "And Then There Were None " . Aslında dizi olmasa da 3 saatlik bir film olarakta yayınlanabilirmiş. Biz bir oturuşta izledik ve bitirdik. Çünkü oldukça merak uyandırıcıydı. Gizemli insanların bir araya toplandığı ve türlü türlü cinayetlerin birbiri ardına sıralandığı bir kurguya sahipti. İnsanı ürkütecek kareler olmasa bile tüm gerilimi size yansıtabilen bir çekim tekniği kullanılmış. Bu açıdan diziyi başarılı buldum. Sonunu tahmin edemeden izlemekte çok keyifliydi. Bizim için sürpriz bir sona sahipti.
Kısacası hafta sonu ne izlesem diye düşünürseniz güzel bir alternatif olabilir.  Dizi hakkındaki düşüncelerinizi yazarsanız sevinirim.
Şimdiden keyifli seyirler.



17 Ekim 2016 Pazartesi

Sosyal hayata hızlı bir dönüş

Burun ameliyatımın üzerinden 2 hafta geçti. Bütün ağrılı sızılı dönemi geride bıraktım. Şuan tek sıkıntım burnumun biraz fazla kuruması. Onu engellemek içinde bir sıvı kullanıyorum. İstanbul sezonunu da kapattım. 2 hafta yetti bana. Amanın o ne kalabalık öyle. İçinde yaşadığım zaman alışkanlıktan olsa gerek, böyle sıkılmıyordum kalabalıktan, trafikten.
İstanbul'da son haftam güzel geçti. Pamuk şekerim beni ziyarete geldi. ( kız kardeşime sesleniş şekillerimden sadece biri bu :) ) Beraber Moda sahile gittik. Hafta içi  gezdiğimiz için ortalık gayet sakindi. Kadıköy'e gitmişten bu aralar vizyonda olan " Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukaları" izledik. İkimizde  Tim Burton hayranıyız. Tüm filmlerini  izlemeye bayılıyoruz.  Bu filmi de severek izledik. Aslında üç boyutlu izlemeyi isterdim lakin gözlük takmak şimdilik yasak bana. Bunun haricinde de işin en güzel tarafıda kişi başı 12 TL ye filmi izledik :) ( gişedeki kişi öğrenci bileti kesmiş bize )
Genelde pamuk şekerim beni ziyarete geldiğinde ya Beşiktaşa, ya da Taksime giderdik gezmeye. Bu defa tüm rotamızı değiştirdik. İstanbul'un güzel havasını değerlendirip Kanlıca sahile gittik. Kanlıca yoğurdu yemeden de dönmedik tabii. İstanbul'da sakin mekan bulmak zor. Bizim şansımıza Kanlıca'da oldukça sakindi. Cumartesi günü de tası tarağı toplayıp canım İzmir'e geri döndük.
Şimdi 2 aydır boşladığım Nachnuch ile ilgilenme zamanı. İstanbulda olan kumaşlarımı anneme taşıdım. Bir odada minik bir atölye kurarım artık.  Krakow'a dönmeden bol bol çanta dikmek istiyorum. Bu arada ben buralardayım. Eğer çanta siparişleriniz varsa bana yazarsanız dikip hemen gönderebilirim.
İşte 2 haftanın özeti böyle bende. Sık sık yazmaya devam etmeyi umarak şimdilik size sevgilerimi gönderiyorum.



İşte benim pamuk şekerim.



Bu foto ise yeni halimin ilk karesi :) Tamponlarım çıktıktan bir gün sonraki halim. Ben telefondayken pamuk şekerim çekmiş.



Moda sahilinde bi fotoğrafımız olmazsa olmazdı :) Bu karede yüzüm oldukça şiş.