19 Şubat 2017

Yalnızız - Peyami Safa



Blog Sözlük kitap okuma grubu etkinliğinin 7. kitabı olarak seçilen Yalnızız ile karşınızdayım.

Peyami Safa'nın son kitabı olan Yalnızız, 451 sayfadan oluşan, aynı evde yaşadıkları halde birbirlerinden oldukça farklı mizaç, düşünce ve insan ilişkilerine sahip aile fertlerinin yaşantılarından kesitler sunar.
Her şeye şüphe ile yaklaşan bir anne, evin hırçın kızı Selmin, büyük dayı Samim ve devamlı rahat tavırlar sergileyen Besim kitabın kahramanlarıdır. Kitap başladığı kurgu ile bitmediğinden dolayı, içinde birbiri ile ilişkili üç hikaye barındırıyor diyebiliriz.

İlk hikayede evin kızı olan Selmin'e ait bir konu işleniyor. Aileyi bayağı zora sokan bu konu üzerinden, her bireyin kendi kişilik özellikleri doğrultusunda olaya bakış açısına tanıklık ediyoruz. Olaylar çözümlenmeye başladığı sırada kitabın dili biraz daha farklılaşıyor ve Samim'in felsefik konuşmaları ile karşı karşıya kalıyoruz.

İkinci hikayede kitabın içinde bir başka kitap olan Simeranya'dan bahsediyor Peyami Safa. Simeranya, Samim'in üzerinde çok düşünüp yazmaya çalıştığı, örnek bir toplumun nasıl olmasını gerektiğini açıklayan bir kitap olarak karşımıza çıkıyor. Samim'in dili biraz ağır olduğundan ikinci hikaye diye adlandırdığım bölüm biraz daha yavaş akıyor.

Üçünçü hikayede, ilk hikayede var olan birçok sır açıklığa kavuşuyor. Bu arada kitaba Meryem isminde yeni bir karakterler dahil oluyor. Peyami Safa, Meryem'in hikayesi üzerinden, insanoğlunun yapmış olduğu seçimlerinin hayat üzerindeki etkilerini bize aktarıyor. Yaşanmak istenen bir hayatın yanına toplum baskınının insanı nasıl bir buhrana sürüklediğini görüyoruz.

Okul kitapları ve dersleri bize başkalarının bilgilerini ve keşiflerini gösteriyor ve gûya, bilgi yolunda en kısa yoldan götürüyor. Hakikatte bu öğretim usulü, bize gerçekleri ve fikirleri anlamak yerine, hazırlop bilgileri ezberlemekten başka bir şey olmayan bir papağanlık öğretiyor.
Kalbin bütün meseleleri yalnız kalbde halledilir. Çünkü bir hissin hakkından ancak başka bir his gelir. Ümitsiz bir aşkın panzehiri nefrettir. 
İnsanın içinde ne kadar başka başka insanlar var. ne çabuk değişiyor insan. 

Eğer kitabın ilk 150 sayfasını sabır ile okursanız üçüncü hikayede olay akışı oldukça hızlanıyor. Türk yazarların kitaplarında devamlı bir Türk filmi havası hakim. Bu kitapta da onu oldukça fazla hissettim. Bunun yanı sıra Peyami Safa'nın bilgi birikimini satır aralarını serpiştirmesi kitabı zenginleştirmiş bir detay.

Keyifli okumalar.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

15 Şubat 2017

Para biriktirmenin 10 altın kuralı


Herkesin genel sorunlarından biridir para biriktirememek. Kiminle muhabbet etsem "aslında çok harcamıyorum ama ay sonu bir bakıyorum ki hesapta hiç bir şey kalmamış" diyor.  İşte yanıldığımız noktalardan biri bu. Bir ay içinde yapmış olduğumuz minik harcamalar, ay sonunda yüksek meblağlara tekabül ediyor.

Aşağıda sıraladığım maddeleri bir yıldır kendi üzerimde uyguluyorum ve emin olun hepsi çok etkili.

1- Abur cubur alışverişlerinizden kurtulun. Aman onlardan ne olur canım demeyin. 1 TL, 3 TL, 5 TL verdiğiniz o minik kalori bombaları hem kesenize zarar hem de sağlığınız için bir tehdit. Örneğin her gün 1 TL lik çekirdek almaktan vazgeçerseniz ay sonunda cebinizde fazladan 30 TL kalır.

2- Kozmetik alışverişlerinden uzak durun. Bu sanırım en çok bayanların sorunu. Yani bir rujunuz, rimeliniz varsa ikincisine, üçüncüsüne ihtiyacınız yok. Bu gerçeği kabullenin. İlk öncelikle elinizin altındaki ürünleri bitirmeye bakın. Unutmayın ki aldığınız her ürünün bir son kullanım tarihi mevcut.

3- Sizi kandıran promosyonlardan uzak durun. Marketlerin bir çoğu aslında ihtiyacımız olmayan şeyleri bize satma çabasında. Şunu alırsan bu bedava hikayesi külliyen yalan. Dikkat! Aslında 20 TL harcayıp sadece ihtiyacınız olan bir ürünü almak yerine, sizi kandırarak iki katı para harcatabiliyorlar.

4- Giyecek hiçbir şeyim yok demekten vazgeçin. Beyninizi devamlı yeni şeyler almaya şartlayan bu sihirli sözcükten ivedilikle kurtulmanız şart.

5- Evinizin temizliği için temizlikçi tutup, kendinize yarattığınız boş vakiti alışveriş merkezlerinde geçirmeyin. Ya oturun kendi evinizi temizleyin ya da bu süre zarfında mağaza gezmek yerine uzun bir yürüyüşe çıkmayı tercih edin.

6- Ev için gereksiz kıvır zıvırlar almayı bırakın. Aaaaa bu minik süs eşyası tv ünitesine ne kadar çok yakışır demekten vazgeçin. Muhtemelen tv ünitenizde hali hazırda o minik süslerden vardır. Yenilerini eklemenin hiçbir anlamı yok.

7- Kıtlık çıkacakmış gibi alışveriş yapmaktan vazgeçin. Böylelikle mutfak masrafınızı aylara bölmüş olmanın yanı sıra bayat ürün tüketmekten veya  belirli dönemlerde dolaplarda unutulan süresi geçmiş ürünleri çöpe atmaktan kurtulursunuz.

8- Eğlence için illa lüks mekanlarda takılmak zorunda değilsiniz. Bunu aklınızın bir köşesine yazın. Konsepti çok güzel olan ve fiyatları ucuz olan mekanlar keşfedebilirsiniz. Böylelikle her hafta Starbucks bardağı ile fotoğraf çekip instagramda hava atmak yerine farklı mekanlarda çekilmiş birçok fotoğraflara da sahip olabilirsiniz.

9- Taksi kullanmaktan vazgeçin. Evet yanlış okumadınız. Eğer gidebileceğiniz yer 2 km kadar uzağınızdaysa yürümeyi tercih edin. Unutmayın ki yürümek sağlığımız için çok fayladı. Daha uzun mesafe gidecekseniz toplu taşıma yollarını araştırın. Eminim ki karşınıza taksiden daha ucuz olan birçok alternatif çıkacaktır.

10- Bir şeyi almadan önce gerçek anlamda ona ihtiyacınız olup olmadığına sorgulayın. Almaya karar verdiğiniz anda almayın. Kendinize 1 hafta süre tanıyın ve 1 hafta sonunda muhtemelen almak istediğiniz o eşyadan vazgeçeceksiniz. Denemesi bedava.


Bonus: Kötü alışkanlıklarınız içinde sigara içmek varsa bir an önce ondan kurtulun. Böylelikle daha kaliteli bir yaşam elde etmiş olursunuz. Ayrıca sigara bu yazdığım maddeler içinde en masraflısı sanırım. Ondan uzak durmak kesenize bir hayli faydalı olacaktır. ( Ben sigara içmediğim için bunu uyguladığım maddeler içinde yazmak yerine bonus olarak yazmayı tercih ettim.)


Yazdığım 10 maddenin hepsi çok basit ve uygulanabilir önlemler. Bonus madde için aynı şeyi söylemek biraz daha zor ve onu bu 10 madde dışında tutuyorum.

İşin aslını sorarsanız (ki ben sorduğunuzu farz ediyorum) bu listeye eklemek istediğim çok madde var. Lakin sizi yazıya boğup burdan kaçırmak istemiyorum. 10 madde +1 bonus ile yazıyı tamamlamak istedim.

Unutmayın ne demiş atalarımız : Damlaya damlaya göl olur.

O zaman başlayalım;  üç, iki, bir.



✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

12 Şubat 2017

Kitab-ül Hiyel - İhsan Oktay Anar


Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar'ın 1996 yılında okuyucuları ile buluşturduğu ikinci kitabıdır. 144 sayfa olan kitabın her sayfasında bir olay vuku bulmaktadır. İçinde birçok mekanik çizim de bulundurduğundan, mühendislik mesleğini icra edenlerin oldukça ilgisini çekeceğini düşünüyorum.


Kitabın konusuna geçmeden önce Hiyel'in kitaptaki tanımı yer vermek lazım.
"Hiyel ilmi, emirlere asla karşı gelmeyecek sadık köleleri, yani makineleri yaratma sanatıydı."


İhsan Oktay Anar'ın hayal gücünü en iyi kullandığı romanlarından biridir Kitab-ül Hiyel. Osmanlı döneminde yaşayan 3 hiyelkarın hikayesini konu alır.

Kitabın ilk kahramanı Yasef Çelebi, bir denizaltı yapma hayali ile yanıp tutuşur. Mühendisliğe olan merakı sayesinde hesaplamalar yapar, bunları çizime döker ve bir denizaltı tasarlar. Siz de tasarım sürecinde yaşadıklarına sayfaları çevirdikçe tanıklık edersiniz.

İkinci kahramanımız Calüd ile tanışmamıza vesile olan da Yasef Çelebidir. Calüd'ü köle olarak satın alır ve tüm bilgisini ona aktarır. Köle öğrendiği bilgiler ışığında yeni tasarımlar için kolları sıvar.  Calüd'ün en büyük hayali ise bir devri daim makinesi yapmaktır. Fakat Yasef Çelebi gibi ince düşünemez. Aç gözlü ve kibirli bir karaktere sahiptir. Bu da onun sonunu getirir.

Kitabı noktalayacak olan kişi ise Üzeyir'dir. Yazar, Calüd'ün yetimhaneden sahiplendiği Üzeyir üzerinden insan psikolojisinin değişim sürecine derin göndermeler yapar. Üzeyir oldukça ağır bir imtihandan geçer. Tek yoğunlaştığı konu olan hiyel üzerine düşünmesi son bulur ve beynindeki o ince ipin koptuğuna tanıklık edersiniz.

İşte iktidar susuzluğu çeken kendisi, Dünya'yı yıllardır bu güçlerin, cebirlerin ve kuvvetlerin toplamı olarak görmüş ve ona hakim olmak istemişti.
Mucizelere inanması gerektiğini, çünkü mucizelerin gerçeklik duygusunun değil, gerçeğin bir parçası olduğunu anlatıyordu: Zaten gerçeğin kendisi bir mucizeydi. O her bakımdan şaşılacak, hayret edilecek ve hayran olunacak bir yaratıydı.  


Daha önce İhsan Oktay Anar kitapları okumaya alışıksanız hiç yabancılık çekmeyeceğinizi söyleyebilirim. Kitabın içinde yer alan çizimler de kitabın kendisi kadar enteresan. Ben okurken keyif aldım. Umarım verdiğim bilgiler kitap hakkında bir fikir sahibi olmanıza yardımcı olabilmiştir.
Keyifli okumalar.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

7 Şubat 2017

Yeni Keşifler Serisi #1

Merhaba, blog yazmayı sevdiğim kadar okumayı da çok seviyorum. Gününüm azımsanamayacak bir kısmını blog okuyarak geçirmekten ötürü çok mutluyum. Yeni bloglar keşfettikçe onlar hakkında yazmaktan ve daha fazla kişiye onları duyurmaya vesile olmaktan da ayrıca zevk alıyorum.

Bu hafta size Parlakjurnal adlı blogdan bahsedeceğim.



9 arkadaş olarak başladıkları blog serüvenlerine 14  arkadaş olarak devam ediyor Parlakjurnal.
Böylelikle 1 tıkla 14 beyine ulaşabiliyorsunuz. Çok yazarlı bir blog kültürünü kendilerine hedef olarak benimsemişler ve bu hedef doğrultusunda gerçekten çok faydalı içerikler üretmeye başlamışlar. Blog içerisinde birçok farklı kategori mevcut. Bilim, teknoloji, kitap, edebiyat, eleştiri, film ve sanat bunlardan bir kaçı. Tıp kökenli yazarlardan oluştuğu için bilim kategorisi oldukça dolu bir içerik barındırıyor. Ben tarih ve eleştiri kategorilerinde yazılmış yazılarını ilgi ile takip ediyorum.
E-posta aboneliği ile yeni yazılarından hemen haberdar olabiliyorsunuz. Ayrıca göz yormayan bir blog tasarımına sahipler. Benim için bu büyük bir artı. Karışık bloglarda çok fazla vakit geçiremiyorum. Bunların yanı sıra kitap dostu bir blog. Hatta bu aralar bir kitap çekilişine ev sahipliği yapıyor. Aslında çekilişe katıldığım için bu bilgiyi burada paylaşıp sizi de olaya dahil etmek pek mantıklı değil. ( Çekilişi kazanma ihtimalimi düşürmüş oluyorum. ) Lakin tutamadım kendimi.


Kendilerine ulaşıp, "sizin blogunuz hakkında bir yazı yazmak istiyorum bana kendinizi anlatır mısınız" dedim. Şimdi gelin Parlakjurnal yazarlarından birininin blogları hakkında yazdıklarına bir göz atalım.

" Yazı yazmak insanın sadece yazma yeteneğini değil, ufkunu da iki katına çıkarıyormuş bunu öğrenmeye başladık. Bazen bir şeyler bilmek bir çözüm olmuyor. Bildiğini anlatabilmek ve aktarabilmek, bilme eyleminden çok daha önemli olabiliyor. Tabii anlattığınız şey karşıdakinin anladığı kadar oluyor orası ayrı. Neyse diyelim, biz " tıpçı" olmakla birlikte toy yazarlar olarak çok şeyler öğrenip, mutlu oluyoruz. Anatomi ve histoloji gibi bilumum derslerden vakit buldukça biz buradayız, siz de buyurun tanışalım. Eminiz ki 14 kişi içerisinden en az bir kafa dengi bulacaksınız.   "

Her zaman savunduğum bir görüş var. Hayat paylaştıkça daha güzel. Bu nedenle paylaşmaktan korkmayın. Egolarınızı bir tarafa koyun ve sevdiğiniz, sizi mutlu eden şeyler için teşekkür etmeyi ihmal etmeyin.

Eğer okumaktan sıkılmayıp, şu an bu satırları okuyorsanız muhtemelen birkaç dakika içinde parlakjurnal'da hoş bir gezinti sizi bekliyor olacak.

Keyifli okumalar.

Bir sonraki yeni keşifler serisinde buluşmak üzere.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

4 Şubat 2017

Kalem Kokusu


Gri kıyafeti ve mis kokusuyla ne kadar süredir orada beklediğine dair bir fikri yoktu. Belki bir gün, belki bir ay, belki bir yıl. Aslında onun için zamanın bir önemi de yoktu. Çünkü bir gün onu gerçekten yanından ayırmayacak sevgilisine kavuşacağına olan inancı tamdı. Işıklar kapandığında yine bir günü geride bıraktığı gerçeğini iliklerine kadar hissetmesine rağmen, "demek ki o gün bugün değilmiş" diye kendini avutuyordu. En sevdiği saatler ise ışıkların yeniden yandığı saatlerdi. Işıklar bir güneş gibi gönlünü aydınlatıyordu. Onun için bir gün başlıyordu ve belki bugün beklediği kişiyle karşılaşabilecekti. Gün içinde bir kaç gözün bakışlarını üzerinde hissettiğinde, kalbi deliler gibi atmaya başlıyordu. "Acaba bu gözler onun mu" diyordu içiden. Tek istediği sıcak bir yuva, her şeyini onunla paylaşacak biriydi.

Yağmurlu bir günün sabahı, damlalar camı tıkırdatırken onu gördü. Üstünde siyah montu ve uzun kızıl saçları vardı. Üşümüş ellerini ısıtmak için ellerini ağzına götürmüş nefesini üfleyip dururken, haylaz bir çocuk gibi etrafına bakıyordu. Birini arar gibiydi gözleri. Belli ki o da bir arayış içindeydi diye düşündü. Onun her adım atışını dikkatlice izledi. Çünkü attığı her adım onu kendine daha da yaklaştırıyordu. Artık aralarında hiç bir engel kalmamıştı. İri ve siyah gözleriyle tam olarak kendisine bakıyordu. Üşümüş elleriyle saçlarını düzeltti ve yüzünde sıcak bir tebessümle "Merhaba" dedi. İşte o an kalbi deliler gibi atmaya başladı. Artık hayalini kurduğu her sahne bir oyun olarak yazılmış ve sahnelenmeye başlamıştı.

Tüm sevgisini ve ömrünü vereceği kişinin ellerini tuttu ve oradan birlikte ayrıldılar. Bundan böyle onun ellerinin arasında tüm sıcaklığı hissedebilecek ve onun düşünceleriyle dans ederek, onun düşüncelerini beyaz sayfalara dökebilecekti. Kağıtla her buluştuğunda, mis gibi bir koku yayılıyordu etrafa. Sevgilisinin en derin düşünceleri kağıda dökmesine ve düşüncelerini ölümsüzleştirmesine  yardımcı oluyordu.
Onun dünyaya geliş amacı da buydu zaten.


Genelde yazarlar yazılarını birine ithaf ederler.
Ben ise bu yazımı geçen hafta aldığım mis gibi kokan kurşun kalemime ithaf ediyorum. Eğer o kadar güzel kokmasaydı ben bu satırları yazamamış olacaktım.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş: